Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   Dr.İsmail Beşikci:Dağ Kavmi-II-10..06.2018   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (13) HER BÎJI KURDİSTAN   İBRAHİM GÜÇLÜ- 09.06.2018   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   HDP ÜZERİNE!   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Mim Yavuz Binbay:SLOGAN, HAMASET VE KARŞITLIK SİYASETMİDİR?-05..06.2018   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (11) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

01) Yakup Aslan:MAZLUMDER AGOS GAZETES?N? Z?YARET ETT? -21.01.2011




01) Yakup Aslan:MAZLUMDER AGOS GAZETESİNİ ZİYARET ETTİ -21.01.2011




Kadim tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından bir yerden diğerine sürülen, savaşlarda insan gücü olarak kullanılan ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, sadece Kürdistan coğrafyasında huzur bulmuşlardır. İran ve Anadolu’da en uzun süre yerleşik olarak, medeniyet ve tarihlerini inşa ettikleri alan Mezopotamya toprakları olmuştur.

Bu güven ortamları, Osmanlının kurulmasından sonra da değişmemiştir. Çalışkan, sosyal ilişkilerinde güven, dürüstlük ve dostluğu esas alan bu millet, sahip olduğu bu özelliklerinden dolayı Devleti Aliye tarafından "millet-i sadıka” olarak vasıflandırılmıştır. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış, bütünleşmiş ve anlaşa içerisinde olduklarından dolayı toplum ve imparatorluk tarafından değerli görülmüş, güven duyulmuşlardır.


Ulus devlet bilincinin, Batı feodalizmine karşı başlattığı mücadelenin başarı sağlaması ve toplumun geleceğine hakim olacak güce kavuşmasıyla birlikte, Avrupa’da ulus devletler hızlı bir şekilde varlıklarını ilan ettiler. Ulusalcılık ve etnik milliyetçiliğin diğer bütün değerleri (din-feodalizm gibi) devre dışı bıraktığı süreç içerisinde, etnik bağımsızlık çerçevesindeki düşünceyle yeni devletler türeyince, bu akıl doğuya doğru yayılma zeminleri buldu. Yıllarca Osmanlının egemenliğinde yaşayan uluslar, kendi varlıklarını ispatlamanın çaresini ulus devlet düşüncesinde buldular. Bundan ilk etkilenenler de Batı hayranı Osmanlı aydınları oldu. Daha çok batı askeri okullarında eğitilen Osmanlı aydınlarının illegal bir şekilde kurduğu Jöntürkler ve İttihat Terakki türünden örgütler bu düşünceyi Osmanlı saltanatını yıkma aracı haline getirdiler. Osmanlı, sınırları içerisindeki farklı etnik kimlikler özgürlük ve hürriyet sloganlarıyla hareketlenmeye başladığında, Balkanlar ve Arap bölgelerinde bu düşüncenin hızını kesmek için bariyerler oluşturmada gecikin yönetim, acele bir şekilde doğu bölgelerine yöneldi ve ilk önce Kürtler üzerinde çalışmaya başladı. İttihat ve Terakki içerisinde aydınlanmış Kürt düşünürlerinin etkisini kırmak maksadıyla Erzincan üzerinden Hamidiye Alaylarının kurulmasına karar verildi. Osmanlı devletinin, ulus devletlerin bağımsızlıklarını ilan etmesiyle zayıflamaya başladığı dönemlerde, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesi baş gösterince, Ermenilerin devletle ilişkilerinde de bir bozulma başladı. Batılıların özellikle misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı devleti içine soktuğu provokatörlerin faaliyetleriyle Ermeniler, dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Osmanlı toplumundan uzaklaştırılmaya çalışıldı. Ermenilerin, etnik kimliklerinin korunacağı bağımsız bir ülke olma talepleri sert tepkiyle karşılık gördü. Toplumun tamamının ve özellikle kadim tarihten beridir bir arada kardeş olarak yaşayan Kürtler ve Ermenilerin zararlı çıktığı trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu’da başlatılan ve İstanbul’a kadar yayılan karışıklık, imha ve sindirme hareketlerinde binlerce insan hayatlarını kaybetmiştir.


Ulusal bilincin bütün dünyada taraftar bulduğu bir zamanda, Osmanlı askeri olarak düşmanlara karşı savaşan giren veya geri hizmetlerde çalışan Ermenilerin samimi bağlılıklarına rağmen gelişen yeni ulusal konsept neticesinde, Ermenilerin önemli bir kısmı batıdan gelen ulus devlet bilinciyle özgürlük taleplerini dile getirmişlerdir. Bunun gerçekleşmesi durumunda Kürtlerin de kendi bağımsızlıklarını ilan edeceklerinden korkan II. Abdülhamit, bu iki muhalefet gücü birbirine kırdırmanın yollarını aramış ve seri bir şekilde Hamidiye Alaylarını inşa etmeye başlamıştır. Aşiret ağaları kanalıyla kurdurduğu askeri birliklerle önce Kürt isyanlarını sindirmiş ve onun ardından da Osmanlıya karşı her türlü muhalefette imha aracı haline getirilmişlerdir. Ve ondan sonrasında her iki toplumun içine düştüğü travmatik olayların ortaya çıkarmış olduğu acı sonuç yaşanmıştır.


Hamidiye Alayları da genellikle, Osmanlı devletini koruma amaçlı gittikleri savaşların pek çoğunda imha olmuşlardır. Yemen’e giden Kürdistan’ın en büyük askeri gücü olan 50. Süvari alayı Yemen’e gönderilmiş ve tamamen imha olmuştur. Yine bir başka büyük süvari alayı Irak Şengal bölgesinde kırılmış geriye kalanlar ise sıtmadan dolayı ölmüşlerdir. Sarıkamış, Balkanlar ve Rus cephelerine gönderilen süvari alaylarının akıbeti de bunlardan farklı olmamıştır. Bugün de, Koruculuk sistemiyle geçmişte Hamidiye Alayları’yla yapılanların bir benzeri yeniden sahneleniyor ve korucular ötekileştirilerek, dönüştürülerek, kişiliksizleştirilerek yeni bir ara nesil oluşturulmaya çalışılıyor. Kürtlerin birbirlerine düşman hale getirilmesiyle sistem varlığını garanti altına almak istiyor. Bölgedeki büyük imparatorluk varislerinin daha önce yaptığı bundan farklı olmamıştır.


Geçmişte Osmanlı imparatorluğu, bugün de İttihat ve Terakki’nin ürünü olan sistem, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı Kürdistan coğrafyasını kaybetmemek için dürüst olmayan kirli yöntemlere başvurmaktan kaçınmamış, yaşadığımız bu bölge çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan haline dönüştürülmüştür. Osmanlı devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, entrikalarını yüzlerce yıldır Anadolu halklarıyla dostça yaşayan Ermeniler üzerinde şekillendirmeye çalışırken, Kürtler de oynanan oyunda sinsi planların aktörleri haline getirilmişlerdir. Modernite aydınlanma hareketiyle ortaya çıkan ulus devlet anlayışının sonuçlarından biri, yıllarca bir arada kardeş olarak yaşayan toplumların/kavimlerin birbirine düşman hale getirilmesi olmuştur. Hiç kuşkusuz, merkezi yönetimlerin adalet ve eşitliğe dayanmayan politikaları bunda büyük katkı sağlamışlardır.

Şimdi neden böyle bir giriş yaptığıma geleyim. 15.01.2011 tarihinde Mazlumder Genel Yönetim Kurulu üyeleri olarak Osmanbey’deki Agos Gazetesini ziyarete gittik. Eski ve tarihi bir binada kalıyorlar. Özellikle dikkatimi çekti, gazetenin tabelası kaldırılmıştı. Hangi sebepten dolayı kaldırılmış olursa olsun, bunun gerekçelerinin bildiğimiz malum endişeler olduğundan kuşkum yok. Özellikle gazetenin genel yayın yönetmeni Rober’in “Bizim kapımız her zaman açık, ancak demir kapının ardında…” ifadesinin ne anlama geldiğini her birimiz iyi biliyor. Hrant Dink vurulduğu zaman, ben de hemen bir arka sokakta çalışıyordum. Olaydan birkaç gün önce farklı bir hareketlenme beni şaşırtmıştı ve iki gün boyunca elinde telsiz olan sivil polislerin sürekli mağazaya gelmesi, uzun süre oyalanmaları beni endişelendirmiş ve bir an onların benim için gelmiş olabilecekleri ihtimali üzerine, mağaza müdürüne “Bunlar benim için gelmiş olabilirler, haberin olsun! Ne yapacakları belli olmaz, ama en azından senin de haberin olsun demiştim.” Sivil polisler eğitimli ve üst düzey kişilerdi. Her birimizle alış-veriş bahanesiyle diyalog kurmaya, konuşmaya, çay istemeye varan yakınlaşma çabaları olmuştu. Hiç biriyle diyalog kurmamaya dikkat ettim. Mağazamızın tadilatını uzun süredir düşünüyorduk, olaydan bir gün önce tadilata karar verildi ve suikastı evde televizyondan izledim. Uzun bir zamandır o işyerinde çalışıyor ve vurulduğu yerden sürekli geçiyordum, orada Agos gazetesinin olduğunu ancak Hrant Dink’in vurulmasından sonra öğrenebildim. Agos Gazetesi, Hrant Dink, Ermeni ve onlarla ilgili argümanlar fazlaca gündemimizde değildi. Peki Hrant Dink neden öldürüldü? Bana göre birçok sebebi vardı. Bunların tamamı, konuyla ilgili açıklamalarda zaten fazlasıyla var. Sebeplerinin boyutunun uluslararası sınırlara kadar genişlediğini ve bunun küçük gerekçelerle geçiştirilemeyeceğini düşünüyorum. Uzlaşmadan yana olan, vatanını seven, politik çevrelere karşı saygılı bir dil kullanan bir yazarın hedef seçilmesi ve görünen kısmıyla arkasındaki organize basit bir ırkçılık hezeyanı olarak geçiştirilemez. Cinayet öncesi ve sonrası görüntüler, beyanlar ve karanlık ilişkiler olayın küçümsenemeyecek kadar önemli olduğunu anlatıyor. Irkçılığın bütün kesimlerde değer kazandığı ve sol kesimin bile bu ulusalcılık ilkelliğine saptığı, "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur!" aklının toplumda geçerli değer haline getirildiği bir zamanda, işlenen bu cinayet nasıl bir ülkede yaşadığımızı bir kez daha hatırlatması açısından da önemlidir. Yazdığı birkaç yazıdan sonra, ırkçılığın bayraktarlığını yapanların Gazete önünde bir gösteri yapıp, öfkeli bir şekilde “burası Türkiye, ya sev ya terk et!” sloganının ardından yaptıkları basın açıklamasında, “Hrant Dink bugünden itibaren Türk milletinin hedefidir, bu böyle biline!” şeklindeki açıklamalarla bundan sonrasında neler olacağının mesajını veriyorlardı. Aynı topraklar üzerinde kardeş olarak yaşamamızı hazmedemeyenler, varlığımızı yok etme ilkelliğinden kurtulamadıklarını her fırsatta ispatlamaya çalışıyorlar.


Oysa dedelerimiz bu topraklar üzerinde komşu olarak bir aile şeklinde yaşıyorlardı. Bugün bile Beyoğlu’na göç etmiş köylülerimiz var. Şahbaz ağanın torunu olarak bana duydukları saygıdan ne kadar utandığımı tarif edemem. Birkaç yıl önce bir bayramlaşma için onları ziyarete gittiğimizde, onların da kendi akrabaları arasında bayramlaştıklarına ve aşiret kültürüyle protokole büyük önem verdiklerini gördüm. Şimdi bile Beytüşşebap Geznex yeniden yerleşime açılmış ve orada yaşayanlar güven içerisinde günlük hayatlarını devam ettiriyorlar. Onların yaşlıları bizim dedelerimizi anlatırken, nasıl bir tarih birikimine sahip olduklarını da ortaya koyuyorlar.


Mazlumder Genel başkanı Ahmet Faruk Ünsal, sivil toplum kuruluşları olarak, olaya duyarlı olduğumuzu ve her türlü destekten kaçınmayacağımızı söylediği zaman, onların nasıl bir duygu içerisinde olduklarını tarif etmek mümkün değil. Gözlerindeki mutluluk ifadelerine yansıyordu. Cemaat imamlarının seçimine bile müdahale edildiğini söyleyen Rober Koptaş, bütün alanlarda insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kaldıklarını vurguladı. Kurku, dehşet, endişe ve her alanda horlanmayla karşı karşıya olan mazlum insanların yanında olan Mazlumder’in bu ziyareti ve 19 Ocak 2010 tarihinde "Hrant için, adalet için" Ankara SSK işhanı önünde toplanıyor olması önemli bir çabadır. Bu anlayışın daha geniş alanlara yayılmasını diliyorum. Unuttuğumuz, atladığımız sorumluluklarımız var. Ermeni kardeşlerimize karşı sorumluluğumuz da onların yanında olmak ve gerektiğinde onlara desteğimizi esirgememizdir. Bundan sonra, geçmişte yaşadığımız acıların yeniden tekrarlanmamasını diliyorum. MAZLUMDER, mazlumlardan, mağdurlardan, hakları çiğnenmiş olanlardan, varlıkları inkâr edilmiş, yok sayılmış, dönüştürülmeye çalışılmış güçsüzlerden yana olmuştur, bundan sonrasında da onların yanında zalimlere karşı tavır almaya devam edecektir. Mazlumdan yana olmak en başta insani ve İslami sorumluluktur. Dolayısıyla ırkçı, şoven sistemin üretmiş olduğu ulusalcılık ilkelliği neticesinde mağdur ve mazlum insan, halk, topluluklardan yana olma tarihi bir zorunluluk/sorumluluktur.


İnsan olarak, Müslüman olarak böyle bir acının yeniden tekrarlanmaması için her birimizin üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmesi kaçınılmazdır. En azından bunu kendimiz için yapmış olacağız. İttihat ve Terakki’den kaynaklanan haksızlıkların altında ezilmemek için mazlumdan yana olmaya devam edeceğiz. Geçmişten günümüze yansıyan tarihi utancın altında ezilmemek için bunu yapacağız.


Mazlumder, Agos Gazetesi ziyareti.











Copyright © KURDISTANA BAKUR-BIJI KURDISTAN Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2011-06-01 (933 Okuma)

[ Geri Dön ]



Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution