Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Nizamettin Taş:Belirleyici olan PKK değil, Öcalan ve Ankara'dır   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Êfendiyê Pîranî û Hevreyên Wî/ ENFAL   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Dr. İsmail Beşikçi: Selahattin Demirtaş’ın Şarkısı   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (14) HER BÎJI KURDİSTAN   M. Hüseyin Taysun:Kürdler Açısından 24 Haziran Seçim Sonuçları   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

03) Yakub Aslan:Adalet ve Hak Anlay???-09.03.2011




03) Yakub Aslan:Adalet ve Hak Anlayışı-09.03.2011





Adalet ve hak göreceli kavramlardır. Herkese göre bunların karşılıkları farklıdır. Başka insanlar tarafından zulüm olarak algılanan ve yargılamada araçsallaştırılan bir değer, başkaları tarafından adalet olarak görülebilir. Buna birçok örnek vermek mümkündür. Daha bariz bir şekilde anlaşılsın diye, Cemel, Sıffin olayında takınılan tavırları, öne çıkarılan değerleri ve referans olarak gösterilen kaynakları iyi değerlendirmemiz gerekir. Her iki tarafın da olaya bakış açısında kutsal değerler öncelenmiyor mu?

Her iki tarafın endişesi, tepkisi, muhalefeti, adaletin ikame edilmediği/edildiği üzerine değil miydi? Referansları da birbirine fazla zıt değildi. Taraflardan birinin İslami değerlere uzak olduğunu veya onların farklı referanslarla hareket ettiğini iddia etmek de, tarihi olayda taraftar olma duygusunun dışa yansımasından başka bir şey olmayacaktır. Farklı endişelerle, taraflardan birinin haklılığına hükmedenler de sadece kendi siyasal görüş açılarını beyan etmiş olurlar. Elbette hak da, adalet de asli anlamıyla tektir. Birbirine zıt iki adaletin olması düşünülemez. Adalet tektir, farklılıklar bu mutlak adaletten çıkarılan yorumlardır. Tıpkı dinden yapılan yorumun, mutlak din olarak algılanması gibi. Veya İslamcılığın İslam olarak görülmesi gibi. Dolayısıyla, aynı kaynaktan beslenen iki doğru sözkonusudur. Biri doğruya yakın ve diğeri de kişisel yorumu doğrulamak için referans olarak kabul edilen doğrunun yorumu/türevi. Yapılan bu yorum sadece hakikatin, bilginin zihinde şeklini alan kısmıdır; mutlak bilginin ve hakikatin kendisi değildir.

İslam, insanın Allah, ahiret, toplum, canlılar, cansızlar, tabiat ve diğer insan grublarıyla ilişkisinin mahiyetini, şeklini ve dayanacağı temel referansların doğru tespiti için, sosyal, ahlaki, entelektüel ve hukuk normlarını düzenleyen adaleti, belirleyici bir kriter olarak tanımlar. “Hukuk” kelimesinin tekil hali olan Hakk’la yakın ilişkisi, insan ve toplum hayatını düzenleyecek temel kuralların doğru tespitiyle ilgilidir. Bu etimolojik ve ıstılahı tanım, adalet kavramının çeşitli din ve hukuk sistemlerine göre izafi (görece) bir anlama sahip olabileceğini gösterir. Arabçada hak kelimesi hem olgusal olarak doğru anlamında kullanılır ve hem de hakikatle aynı içeriği ifade eder. Uluslararası insan hakları normları, ahlak ve uygulama alanında “doğru” olan anlamında ifadesini bulur. Zihinsel bulanık içerisinde olmayan her aklı başında insanın üzerine ittifak edeceği doğru anlamında karşılığını bulur. Düşünebilen insan ile diğer varlıkları birbirinden açık bir şekilde ayıran en önemli özellik de adalet, hak ve hakikati zulümden, adaletsizlikten, haksızlıktan ayırt etme ve sosyal alanda uygulamada özne olabilmektir. Yaşamsal olarak insan benzeri olan birçok varlık, adalet, hak ve mükemmele ulaşma noktasında farklılık arz eder. İnsan dışında kalan canlılar yaşamasını, ayakta durmasını sağlayan özelliklerden kopup mutlak doğruya ulaşma gayreti içerisinde olma yapısına sahip değillerdir. İnsanı üstün kılan, bu özelliğe sahip olmasıdır. İnsanı kemale götüren süreç de buradan başlar. İnsan bu çaba içerisinde olmadığı zaman, en aşağı seviyeye kadar düşer. Mutlak doğruya ulaşmanın yollarını, metodunu, tarzını -aklıselim insanların ortak zihninin ürünü olan- yorumlama sonucuyla ortaya çıkan hukuk belirler. Hukukun sonucu adalettir. Bunun formüle edilmesini geçmişte bilge kişiler ve peygamberler sağlamışlardır. Din bunun boyutlarını evrensel normlarla izah etmiş ve toplumdaki uygulanışını formüle etmiştir. Bunun sağlanması için insanlık tarih boyunca ağır bedeller ödemişler, bugün de ödenmeye devam ediliyor. Onlardan sonraki süreçte, devlet gücünü ele geçirmiş bazı güçler erdemin formüle ettiği hukuk/adaletin yerine, kendi çıkarlarını hukuklaştırmışlardır ve netice bugün yaşadığımız adil olmayan dünya sistemini üretmiştir.

İslam, sosyal, ahlakî ve entelektüel özellikleri yanında hukuk alanında da, getirdiği temel ilişki ve kurallar toplamının ilkeleştirilmesiyle adaleti ifade ettiğini savunur. Görece bir tanım olsa da bu adalet kavramı ve olgusunun tanımda meşru ve anlaşılabilir olabileceğini gösterir. Buna rağmen dini terminolojide adaletin salt hukukî olmaktan öte, sosyal, ahlakî, entelektüel ve insan hakları çerçevesi içerisinde daha geniş anlamlarda kullanıldığını tespit etmek mümkündür.

Güç, iktidar sahibinin hukuksuz bir şekilde herhangi bir beşeri sınırlama tanımadan, erdemin karşıtı olan uygulamaları adaletsizliktir. Adaletsizlik en çok, çoğunlukta olan güçlerin azınlıklara, zayıflara, güçsüzlere zulmetmesi şeklinde algılansa da, azınlıkların iktidar gücünü ellerinde bulundurmaları durumunda çoğunluklara zulmettikleri sıkça görülen bir olaydır. Günümüz dünyasında azınlıkların hükümran olmasından kaynaklı adaletsizliklere daha çok rastlanmaktadır. Saltanatlarda belli bir ailenin bütün toplumu baskı altında tutması veya küçük azınlıkların egemenlik gücüyle bütün imkanlardan istifade etmek adına, kendilerinin dışında kalanlara baskı, zulüm ve imhayı reva görmesi gibi. Bu kesimden olanlar, etnik argümanlarla kendilerin dışında kalanlara zulmetmeleri, sindirilmeleri ve bunu dünyaya doğal bir süreç gibi göstermeleri tarih boyunca sıkça rastlanan olaylardandır. Zulmün tarihi hafızası, bu çerçevede yapılan haksızlıklarla doludur.Tarihi hafızayı kurcaladığımız zaman, İslam dünyasında belli bir dönemden sonra adaletin giderek zayıfladığını ve onun yerini farklı değerlerin aldığını görebiliriz. Adaletin oluşturduğu boşluğun, cinayetlerle, kan akıtmakla doldurulmaya çalışıldığı da biliniyor. Şu anda da, Müslüman halkların yaşadığı ülkelerde yönetimin başında bulunan egemenlerin, hiçbir şekilde adaleti uygulamaya yanaşmadıkları bilinen bir gerçektir. Etimolojik ve ıstılahi tanımı açısından adaletin tarifine baktığımız zaman, her zaman ve mekanda farklı anlamlar çıkarıldığını görürüz. Her kutsalın veya toplumsal yapının farklı yorumlarlarla olaya yaklaştığı bilinen bir gerçektir. İslam, bu kavramın/terimin içeriğinin hayata yansımasına, adaletin uygulanmasına büyük önem vermiştir. Toplumların ve kavimlerin, adaletsizlikten dolayı helak oldukları vurgulanmış ve boyutları daha da genişletilerek Allah’a karşı olan sorumlulukta insanın sınırlandırılıp, zorlanmayacağı vurgulamıştır. Dinde zorlama olmayacağı söylenerek, bu alandaki adaletin altyapısı inşa edilmiştir.

Adalet ve zulüm eksenli bakış açısını geliştirdiğimizde, sosyal ve toplumsal alandaki yol haritamız belirginleşmiş olur. Adaletin veya zulmün yorumlanmasında, dünyanın ortak değerlerinden de yararlanabiliriz. Yeter ki, ufkumuzu dar bir ideoloji içerisinde hapsetmeyelim. Toplumun bize biçmeye çalıştığı değer yargılarına teslim olmayalım. Başkası olmanın yerine kendimiz olma özgüvenine kavuşabilelim. Başka kimliklere, güçlere, ideolojilere dayanarak, varlığımızı koruma yoluna sapma, temelde adaletten kopmayı da kendisiyle birlikte getirir. Varlığımızı başkalarının varlığına dayandırırsak veya var olmak için başkalarının yok olması gerektiğine inanırsak bütün sosyal alanlarda çuvallarız. Toplumun mutlak değer olarak önümüze koyduğu, bize dayatmaya çalıştığı kuralların esaretinden sıyrılmadıkça arenalarda gladyatörlerin insan öldürmesini, savaş meydanlarında günahsız insanların hiçbir kural/yasa tanımadan öldürülmesini, kutsadıklarımızın gün boyu esir kellelerini kesmekten yorgun düşmesi haberlerini, sokak ortalarından faili meçhule kurban edilenleri, matadorların kızgın boğalar tarafından parçalanmalarına alkış tutmayı, ABD’nin dünyanın öbür ucundan gelip Irak, Afganistan’da savaşla ilgili olmayan sivilleri öldürmesini, akla hayale gelmeyen cinayetleri, zulümleri, haksızlıkları sıradanlaştırırız, normal karşılarız. Onlarca cinayetin müsebbibi/kaynağı olan 80 askeri darbesini normal karşıladığımız ve alkışladığımız gibi. Olanları sıradan bir gelişme gibi algılarız ve yargımız da bu çerçeve içerisinde olur. Bunların yanlış olduğunu, haksızlık yapıldığını, zulmün hakkın yerine ikame edildiğini; düşüncelerimizi geleneklerin, alışkanlıkların, mutlak doğru olarak kabul edilen doğrularımızın rafine aklından kurtarabildiğimiz oranda analiz edebiliriz. Bunu yaparken yasaklanmış kavramları, değerleri kullanmaktan kaçınmamalıyız. Zira bizim özgürlüğümüzü kısıtlayanlar da bu yasaklanmış kavramlardır. Onları kullanmaya başladığımızda, düşüncemizin daha rahat formüle edildiğini göreceğiz.

Neyin zulüm, neyin adalet olduğunu uluslararası normlarla düşündüğümüz zaman, bilginin hakikatine daha hızlı yakınlaşmış oluruz. Özgürlüğümüzü sınırlayan yasaklanmış kavramların anlamını anlamaya yönelik her çalışmamız, mutlak doğruyu anlamamızın yollarını açacaktır. Adaletin temel dayanağı haktır, hukuktur. İnsanın kendisi olmayan kimliklere, düşüncelere bağımlılığı artıkça, tekelci bu zihniyet mutlak doğruya ulaşmanın yollarını bariyerlerle tıkamaya çalışır. Bariyerlerin muhasarası daraldıkça, öz olmayan, hakikatin kendisinin yorumu olan, başkası olan, egemen olan akıl adalet ve özgürlüklerin yolunu tıkar ve bu tıkamayı izole etmeyi meşrulaştırır. Adalet ve adaletsizlik yer değiştirir. Benmerkezci izolasyon/kabuk gibi, başka kişiliğin yedeğinde olma da esarettir. Adalet, bu dengesizliği ortadan kaldırmaya yönelik argümanları ortaya koyar. Bu esaretten kişiyi kurtarma sürecinde, bencillik, egoistlik, üstünlük taslamanın yerine, başkalarını da düşünme, başkalarının da en az kendisi kadar adalet, eşitlik ve özgürlüklere ihtiyacının olacağı düşünceleri olgunlaşmaya zemin bulur. Bütün insanları kapsayan gerçek özgürlük, adalet, eşitlik ancak kendisi olma süreciyle pekişir, isar/fedakarlık ve ruhani bilinçlenme hayata hakim olduğu zaman, adalet, hak, hukuk kavramı anlam bulur ve neticesi araçsallaşmaz.

Ulviliğe, erdeme, kutsal değerlere ve yeryüzündeki sorumluluğa uygun düşen adalet, özgürlük ve eşitlik anlayışı, kendisini geleneklerden, aşiret asabiyetinden, cahiliye kalıntılarından, kalıplaşmış/klişeleşmiş ritüellerinden kurtarmamış olanların eline geçtiği zaman, anlam kazanır ve gerçek misyonunu yerine getirmiş olur. Egemenleri egemen olmayanlara köleliğe, hizmete sürükleyen bir araç haline getirilir. Adalet, eşitlik ve özgürlük olduğu zaman toplumda huzur, barış ve güven olur. Tek taraflı olmayan adaletten kurtulmadıkça barış ve selamet de olmaz. Adalet olmadan, insanın erdem ve mükemmellik seviyesine ulaşmasının yolları da açılmış olmaz. Bu sağlanmayınca eşitlik de olmaz. Toplumun güvenliği ve kemale ermesi için gerekli olan adalet ve eşitlik sağlanmadığında, ayrımcılık yapılan alanlarda fay hatları her an kırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Fay hattı kırıldığı zaman ise, yeniden geri dönüş olmaz. Adalet, toplumun, insanlığın yolunu aydınlatan bir ışıktır. Baskı, zorbalık, yok sayma, zulüm bu ışığı karartır ve erdem, kemal ve mükemmelleşme sürecinin başlamasının yollarını tıkar.

Adaletin ihlal edilmesi çok yönlüdür. Tarifi yanlış yapıldığı, belirli bir ideolojinin emrine verildiği, egemenlerin varlıklarını korumak için araçlaştırdıkları, adalet bilincinin gelişmemesi için zihin bulanıklığı bir kalkan olarak kullanıldığı zaman adaletin yerini zulüm alır. Adaletin boşluğunu zulüm/adaletsizlik doldurur. Zalimle mazlumu aynı kategoride değerlendirmek de zulümdür. Zalim yorumlandığında, “mazlum da şöyle olmasaydı, böyle olurdu!” şeklindeki bir yaklaşım da adaletle bağdaşmaz. Daha açık bir örnekle, dünyanın herhangi bir yerindeki bir devlet ile kendisine muhalif olan bir örgüt değerlendirildiği zaman, her ikisinin eşit değerlerle, şartlarla yorumlanması da adaletin yorumu olmaz. Zira biri devlettir. Kendisini sınırlayan bir hukuka, uluslararası yasalara sahiptir ve diğeri de bir örgüttür. Netice olarak, devlet kendi egemenliğini korumak için kendisinin dışındaki her gücü yok sayıp ezmeyi kendisi için meşru görür. Belirli yasalara, hukuka, devlet geleneğine sahip olmakla birlikte, varlığını tehdit eden muhalif çıkışlarda kendisini bağlayan, sınırlayan bu hukuku görmezlikten gelir. Uluslararası hukuku da çiğnemekten kaçınmaz. Genel anlamda, çiğnediği hukuk neticesinde evrensel değerler açısından kınansa veya yüklü tazminatlar ödese bile bu gelenekten/ritüelinden vazgeçmez, ancak yeni uygulamalarında zulmü kamunun, dünyanın gözünden kaçırmaya, gizlemeye dikkat eder. Zulmün neticesi ölüm tarlaları olur.

Adalet nedir? Zulüm nedir? Adalet, hukukun tek taraflı işlememesidir. Adalet, egemenliği elinde bulunduranların bütün hakların kendisine ait olduğunu düşünmemesidir. Adalet, sahip olduğu her şeyin kardeşinin de hakkı olduğunu düşünmek ve bunun gereklerini yerine getirmektir.

Yakup Aslan


Yakubaslan@gmail.com










Copyright © KURDISTANA BAKUR-BIJI KURDISTAN Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2011-06-01 (912 Okuma)

[ Geri Dön ]



Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution