Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Röportaj/İranlı Büyükelçi:Kürdistan çok önemli bir jeopolitik merkez   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   Ibrahim Güclü:PDKê, Divê Ji Derveyî YNKê û Goran Hikûmetê Ava Bike   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   İsmail Beşikçi:Duhok-Hewlêr Gezisi   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (07) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

06) Yakup Aslan:ADALET VE HAK ANLAYI?I (III)-06.05.2011




Yakup Aslan:ADALET VE HAK ANLAYIŞI (III)-06.05.2011

PKK’nin bir örgüt ahlakıyla/yasasıyla hareket ettiğini bilmeyen mi var?



Bütün kutsal kitapların çokça vurgu yaptığı adalet, insanlığın ortak değeri olarak evrensel normlarla açıklanır. Kavram olarak, her mekân, zaman ve zihinde aynı anlamı ifade etse de uygulamada farklı neticeler verdiği bilinen bir gerçektir. Teori ve uygulamalardaki kişisel tasarruflar, adaletin farklı versiyonlarının türemesini sağlamıştır.

Bir yerde, özgürlük, egemenlik, fıtri özelliklerin korunması, eşitlik ve adalet ruhunun ayakta tutulması şeklinde algılanıyorken ve bunun adı hak/adalet iken başka bir yerde, hakkın/adaletin karşıtı olarak algılanabilmektedir. Sosyal alanda adaleti engelleyen unsur/güç, bilinçli ideolojik sivrilikler olabileceği gibi, sosyal cehalet de olabilir. Kendisini adalet bağlısı olarak görenler, ölü ve geleneksel olmayan diri bir bilinçle hareket etmelerinin gerektiğini; egemen statükodan, alışıla gelen değerlerden, sonlu-sınırlı olandan sakınarak, erdemin ateşli sözleriyle cehaletin/zulmün kara çadırını yırtıp yakmak misyonuna sahip olduğunu unuttuğu zaman, bu cehalet daha fazla katmerleşmiştir. Çağımızın en büyük bedbahtlığı adalet taliplilerinin, sosyal cehalete karşı sahip olduğu mücadele misyonunu unutması, ihmal etmesi, umursamaması, erozyona uğratması, değerlerini çıkara dönüştürmesi, sosyal gelişmeler karşısında pragmatist ironiler üretmesi ve bunların ışığında yoz, ilgisiz, oportünist bir duruş sergilemesiyle ortaya çıkmaktadır. Adaletin savunucuları sosyal gerçekleri yeterince analiz etmeden, parçacı yaklaşımlarla, kulaktan dolma fikirlerle gerçekleri tarif etmeye çalıştığında, sahici bir sonuca varamaz ve çaresizlik/ beceriksizlik acısını, olayları doğru anlama ve anlatma çabasında olan insanları karalamak kolaycılığıyla telafi etmeye çalışır. Pratiklerde yaşandığı gibi. Oysa her sosyal olguda, alışıla gelen geleneksel tavırların dışında yeni düşünceler üretebilen yenilenme merkezleri, farklı modeller ve düşünceler üretebilen adalet savunucuları olmalıdır. Bu misyonu taşıyanlar korkmadan, içten pazarlıklara sapmadan, gerçeğin üstünü örtmeden, başka kişiliklerde kendilerini gizlemeden toplumun önüne çıkma ruhunu diri tutmalıdırlar. İmtihan gerçeğinin temsil ettiği bu ruh, toplumsal modeldeki felsefe, ahlak, ideoloji ve pratiksel gerçekliği güçlendirmek, üretken olmak zorundadır; bunun pratiğe yansıtılması ile misyonunu yerine getirmiş olur.

Dürüst aydınların, entelektüellerin, kanaat önderlerinin ve adil kişiliklerin en başta gelen görevlerinin bu olduğunu düşünüyorum. Her toplumun erdemlileri kendi orijin ve özgün değer skalasına yaslanarak, olaylara adil bakış açıları geliştiren modelleri inşa ederek, topluma çözüm olarak sunabilmelidirler. Bu model inşası hareketi, o toplumun sahih bir duruş sergilemesini sağlamalı, adalet ve eşitlik temellerinin bu sahihlik üzere inşa edilmesi için gerekli argümanları, ideolojiyi, teoriyi ve hayata yansıyan pratikleri üretebilmelidir.

Erdemli bir duruş sergilendiğini, vitrinde görünen öncülerin, entelektüel birikim sahibi olanların toplumu şekillendirme, dönüştürme ve yenileme alanında gerekli çabayı gösterdiğini söylemek zordur. Çünkü bu alan beli sebeplerden dolayı çoraklaştırılmıştır. Daha iyi anlaşılması için basit bir örnek, Şiwan Perver, Mehmet Metiner, Orhan Miroğlu veya benzerlerine yönelik PKK’nin belli-belirsiz tehditleri konusunda, Kürt halkına gizli düşmanlık besleyenlerce tek cephe halinde saldırı/savunma yapılmasının iyi niyetli olduğuna, adaletli davrandıklarına veya haktan yana olduklarını beyan ettiklerine kimse inanmaz. PKK’nin bir örgüt ahlakıyla/yasasıyla hareket ettiğini bilmeyen mi var? Hayır! Devlet değil de örgüt olmanın özelliğidir bu. Örgütlerin özünde belirgin ilkeler olmakla birlikte, yasal bir sınırlama sözkonusu olmaz. Adaletin, özgürlüklerin ve insan haklarının sınırının bir sorumlu/konsey/istişare birimi tarafından belirlendiğini herkes biliyor. Silahların vesayeti altındaki bir örgütün alan hakimiyetini sağlamak için bundan farklı bir yöntem uygulaması da beklenemez. Bu sadece PKK için geçerli değil. Başka örgütler de eline silah aldıkları zaman aynı yönteme başvurmakta ve toplumda adaleti icra misyonunun yerine “ya bendensin ya da düşmansın!” mantığıyla hareket etmektedirler. Geçmişte yaşanan örnekleri, -her yerde karşımıza çıksa bile- burada zikretmeye gerek yok herhalde. O dehşet verici günleri unutmak veya unutturmak bizi arındırmıyor, ancak henüz bile zihnimizin üzerindeki örtüyü kaldırmaya muktedir olamadığımız ortada. O anların muhasebesini yapabilirsek, geçmişteki tarihi yanılgıyı bugün savunarak ayakta durmaya çalışma çabaları, acizliğin kendisidir.

Bugün Sıffin, Cemel ve benzeri olaylarda yaşanan tarihi hataları (önümüze konan saltanat kaynaklı belirsiz manialara rağmen) okuyabiliyoruz. Daha sonrasında da bunun örnekleri var… Bugün tarihte kalmış olayların doğrusunu, yanlışını anlama imkanımız var. Savaş meydanlarında olanların aynı şansa sahip oldukları söylenemez. Savaşın içerisinde olanlar Müslümanların kanını akıtırken bile bahaneleri vardı, yaptıkları işkencelerden, cinayetlerden dolayı gurur duyuyorlardı ve belki de hiçbir zaman pişman olmaları gerektiğini anlayamadılar, deklere etmediler; edemeyeceklerdir de. Ne kadar Müslüman olursanız olun, egemenler sizi baği, mürted, muharip, münafık veya başka bir dini yaftayla yok edebilir. Ediyor da. Gururları, bu şeffaflığa meydan vermese de bugün onların gelenekleriyle geliştirdikleri teo-sentrik, literalist paradigmanın hayata yansıttığı travmatik bir sürecin bütün koordinatlarını daha doğru bir şekilde anlayabiliyoruz ve bununla günümüzde yaşadıklarımızın ne anlam taşıdığını tahmin edebiliyoruz. Tedirginlik ve korku verse bile bunlarla yüzleşmek zorundayız. Tedirginlik duyduğumuzda ilgisiz ve umursamaz olmayız. Bizi zulmete boğan cehalet çadırını parçaladığımızda, geleceğe ümitle bakabilecek ve yeniden aynı hataları yaşamamak için hakikatin kendisi olmayan roteriğimizden kopmuş olacağız. Doğru olan budur. Hakikat, genele ulaşan haliyle hakikattir; kendi üretimimiz olan hakikat hakikat olmaz, ancak onun yorumu, bilgisi ve ayrıntısı olur. Geçmişte geleneksel bir düşünce kümelenmesi içerisinde olanların dağılmaması, ayakta durması için farklı modeller üretildiğinden, kemiyeti ifade eden bu pragmatik oluşumu eleştirenlere tahammül edilmemektedir. Tedirginlik ve korkular çoğu zaman bu özeleştiri ve muhasebeye de izin vermeyen kaosları doğurmuştur. Bu aklın yanlış olduğunu bugün daha iyi görebiliyoruz. Bu pragmatik duruşu eleştirdiğimizde, kökten reddetme konumuna düştüğümüz gibi bir savunmaya sarılma acizliğinin etkisiz kaldığı an, pusulasız ideolojilere ve çürüme jargonuna karşı duyulan öfkenin toplumda direnişe dönüştüğünü görme imkanı oluşacaktır. Rafine olmuş, daha ileri bir konumu yakalamış ve bugüne kadar edindiğimiz kazanımlar üzerinde yeni kazanımların önünü açan, hızla gelişmeye yol açacak samimi, dürüst, önyargısız, asabiyetsiz modellerin bizi içinde kitlendiğimiz handikaptan kurtaracağına eminim. Şiwan, Metiner ve Miroğlu gibi değerli şahsiyetler rejimin yeminli düşmanları olmasına rağmen, neden en üst düzeyde savunuluyorlar ve varlıklarını PKK’ye düşmanlık üzerinden sürdürmeye çalışan çevreler timsah gözyaşları döküyorlar? Başbakan, yıllarcadır sürgünde varlığını korumaya çalışan “Ülke kuşatma altındayken, Türk kardeşlerimiz bizi yardıma çağırdılar, savaş bitince biz kardeşler halinde yaşayacağız demelerine rağmen savaştan hemen sonra ‘tek dil, tek devlet, tek millet’ demeye başlayarak bizi inkar ettiler” şeklindeki sitemiyle Erdoğan’dan farklı düşündüğünü dillendiren Şiwan Perver’in şiirlerini okuyor, onu savunuyor ve onun sanatından dem vuruyor. Halkın büyük çoğunluğunun oyunu alan Erdoğan’ın, olayın künhüne varıp gerçekten yana tavır koyacak bir misyona sahip olduğunu düşünenler, nasıl bir tuzağa düştüklerinin farkında olmayanlardır. Kürtlerin hak talepleri karşısında hiçbir misyonu yoktur, icat ettiği yöntemler de tamamen oyalamaya ve uyutmaya yöneliktir; o da tıpkı Erbakan gibi kendisine büyük avantajlar sağlayan Kürt kartını iyi değerlendiremeyip, belirli çözümler üretemediği gibi ulusalcılarla ittifak halinde hareket etmeyi tercih etmiştir. Erdoğan’ın ortaya koymuş olduğu siyasi koordinatlardan, sorunu çözecek bir vizyona sahip olmadığını ve egemenlerin paranoyak bir politika izlediğini rahatlıkla görebiliriz.

Şu anda, ağır bedellere, köy yakmalarına, cinayetlere, faili meçhullere, zindanlardaki binlerce tutukluya, yurt dışındaki on binlerce siyasi mülteciye rağmen ayakta durabilen ve sistemin zahiren geri adım atmasına veya daha önce “kırmızıçizgilerimdir” dediği mevziden geri çekilmesine yol açan, bir örgütün elde etmiş olduğu kazanımlar sözkonusudur. Sistem, kendisine bu tavizleri verdiren örgütten kurtulup yeniden eski mevzilerini elde etmeye çalışıyor. PKK’nin doldurmuş olduğu alanın boş kalması için bütün imkanlarını seferber ediyor. Sarı STK’ların 3. inisiyatif olarak olaya balıklama atlamalarının altında bu endişe yatıyor.

Türkiye’deki bütün kötülüklerin, suçların, cinayetlerin tek müsebbibi sistemdir. Eğer sistem, inkâr, yok etme veya bölücülük, ırkçılık yapmasaydı bugün yaşamış olduklarımızın hiçbiri yaşanmayacaktı. Sistem sebep, bu olanlar da sonuçtur. Sonucun kaynağı ırkçı zihniyetin hazırlamış olduğu kirli politikalardır. Sebeple sonuç birbirine karıştırıldığı zaman felaket olur.

Sistem ve bu oyunun farkında olmayan statükocu çevreler, PKK’nin tasfiye edilmesini istiyorlar. Bundan dolayı, Fethullahçı, İslamcı, Nurcu, AKP’ci, liberal, tüccar, korucu, itirafçı, farklı siyasal Kürt jargonları, zihin bulandırma gönüllü toplum mühendisleri, MHP’den tutun ta CHP’ye kadar değişik yelpazede tercihler ortaya koyan Kürtleri, bu parçalanmışlıktan dolayı yargılamak ve onları bu hale getiren sebepleri görmezlikten gelmek, sadece varlığını karşıtının düşmanlığına bağlamaktan veya temsiliyette boşalan yere kendisinin oturmak istemesinden kaynaklanan tarihi yanılgının dışa yansıyan anlayışıdır. Sosyal ve toplumsal sorunları çözme yolundaki paradigmaya derinlik kazandırılmasına karşı çıkan jakoben bir anlayışın, sonucu geliştiren mekanizmanın daha da güçlenmesine yardımcı çabaları olduğunu söylemek abartı olmaz. Bu davranışın adalet olarak kabul edilmesi mümkün değil. Adalet ve ahlak insanlığın ortak paydasıdır. Adaleti, ahlakı, mazlumdan taraf olmayı ve Allah’a gerektiği gibi kulluk etmeyi gerçekleştirecek prensiplere riayet etmek Müslüman olmanın olmazsa olmaz temel şartlarındandır.

Şiwan veya Metiner bu ülkenin siyasi mücadelede, katkıları, çabaları olan değerli insanlardan birkaçıdır. Düşüncelerini, pratiklerini kabul edelim veya etmeyelim. Ne olursa olsun onları tehdit etmek, akıl ürünü değildir. Bu doğru. Ancak, devletin samimi olmayan bir şekilde bu kişilikleri savunmaları ahlaki değil. Siyasal ve sosyal alandaki en büyük ahlaksızlıktır. Kendi varlıklarını Kürt siyasal hareketinin karşıtlığına endeksli olmaya bağlayanların bu düşünceden gelmiş insanları savunması, sahiplenmesi veya timsah gözyaşları dökmeleri sadece ahlaksızlıkla ifade edilebilinir. Onlar sahiplenmesin, sivil tepki gösterilmesin, toplumsal baskı oluşturulmasın demiyorum. Daha fazlası da yapılsın. Ancak bunu yapanların hangi niyetlerle bu gözyaşlarını döktüklerini iyi bildiğimizi, bilmelerini isterim.

Mazlum Kürt halkı kirli veya kanlı bir süreçten geçtikten sonra beli kazanımlar elde etmişler ve dikkat edilirse bu sadece siyasal bir mücadele neticesinde olmamıştır; her birimiz değişik şekillerde bedeller ödeyerek bu günlere gelmiş bulunuyoruz.

Her sözünün başında “Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek dil…” diyen ve sistemin temellerini daha da sağlamlaştırmak için muhafazakar kesimi seferber eden başbakan, “PKK dışında kalanlar hemen güçlerini göstersinler ve Kürtlerin sözcülüğüne soyunsunlar, müzakere masasında muhatap olma gayretlerini sergilesinler” dediği an, toplumsal sorumlulukta kılları kıpırdamayanlar, sarı sivil toplum öbekleri şeklinde vitrine çıkmaya başlıyorlar. Görüldüğü kadarıyla, sistem bu gücün imha edilmesi için uzun zamana yaydığı projeleri hayata geçirmiştir. Yardıma ihtiyacı var, herhangi bir modelleri olmamasına rağmen sağ olsunlar gönüllüler çok. Peki, PKK tasfiye edilirse veya imha edilirse ne olur? Kadim bir imparatorluk geleneğine sahip olan sistem, yeniden talepleri görmezlikten gelecek ve herhangi bir güvencesi olmayan muhaliflerini imha etmekten kaçınmayacaktır. Yaklaşık yarım asırdır yapılanlardan bunu okuyoruz.

Bir kesimin samimi olmadan ortaya koyduğu tezlerin doğruluğuna inandığı için, Kürtlerin mazlum olduğunu ve dolayısıyla adalet ölçüsü içerisinde hareket edenlerin bu mazlumiyetin sona erdirilmesinin çarelerini araması gerektiğine inandıklarını pratiklerine yansıtıyorlar. Mazlumun hakkını savunmak, zulümlerin müsebbibi cenahla sıcak diyaloglar içerisinde olmakla, pratiğine destek olmakla yaklaşmakla gerçekçilik/meşruluk kazanmaz. Pusulasız jakoben ideolojilere ve çürüme jargonuna karşı duyulan öfke, samimi teşebbüslere de kuşkuyla bakılmasının zeminini oluşturmuştur.

Biz zalimin karşısında durmalıyız. Mazlumun yanında yer almalıyız. Eğer dönüştürme, değiştirme veya kendi doğrularımıza yönlendirici adil ve özgürlükçü bir model ortaya koyabilirsek, o zaman sanal olmaktan kurtulmuş oluruz ve toplumun dilini anlamaya, kullanmaya başlarız. Mazlumun taleplerini ifade eden bu ortak dil, toplumsal hassasiyetleri gözeten bir dil haline gelir. Sosyal olguyu, sosyal argümanlarla değerlendirmemiz gerektiği yolundaki talebimizin anlamı budur. Mazluma adalet ve hak ölçüsüyle yaklaşma toplumsal çatışmayı da öteler. Sosyalist dil jargonunun kullanıldığı bir mücadele, İslamcı aristokrasinin sahip olduğu toplumsal mücadele alanlarına uyum sağlayamadığından kendi içinde de büyük çelişkiler yaşamaktadır. Bu doğru. Ancak, zaman bunları tartışmanın veya geçmişte işlenen suçların dosyalarını toplumun kendi haklarını kazanması önünde bariyerler halinde ortaya konması zamanı değildir. Şu da unutulmamalıdır, PKK’nin gücü imha olduğu zaman sistem Kürtler konusunda gösterdiği özgürlükçü esnekliği ulus-devlet kırmızıçizgisine geri çekecektir. Bunu bütün imparatorlukların kadim geleneklerinden rahatlıkla okuyabiliriz. Hassas ve hassas olduğu kadar tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. Dökülen gözyaşları, başka maksatlar kokan sahiplenmeler sanaldır, ahlaki değildir. Dar çerçeveden gerçekleştirilen bu okuma biçimi, tavrını ideolojik bir ritüel haline getirmeyi tercih etmiş ve refleksif muhafazakarlık, ahlaki yetilerden çok ‘düşman’ ve ona dair ne varsa red ile karşı karşıya kaldığından, düşünme, sorgulama, kendisi olma, analiz etme ve sahih olanı ikame etmekten çok bir karşıtlık temelinde biçimlenmiş ve hayatın gerçek sorunlarına karşı sahici, adalet eksenli ve makul çözümler üretmekten uzak kalmasına yol açmıştır.

Zira bu yangın bizim evimizde ve belirli kesimler ısrarla sesimizi kısmaya, bize kalıplar biçmeye çalışmaktan vazgeçmiyorlar ve bizi kendi gündemlerinden siliyorlar. Ümmetin gündeminde “Çingeneler!” (onların tabiriyle) bile var, biz yokuz. Dünyanın her yerindeki kabile mücadeleleri bile bu gündeme düşerken, biz düşemiyoruz. Kürtler yok. Birileri bizi gündemden formatlıyor. Oysa eskiden beri Kürdistan, hak, adalet ve özgürlüklerin en köklü argümanlarını üretmiştir. Dolayısıyla Kürdistan’ın entelektüel ve olgunlaşmamış aydınları bunu iyi görmelidirler. Tamamen bağımsız olmadan, hiçbir sorunun çözülemeyeceği modeline kadar genişleyen bir perspektif içerisinde, özerklik, otonomi, bağımsızlık veya yerel yönetimlerin güçlendirilerek merkezi hükümete bağlı yönetimlerin şekillendirilmesi veya eğitim, kültürel hakların sağlanmasını gerçekleştirecek projelerin belli kriterlerle ortaya konması üzerinde ciddi müzakereler yapılmalıdır. PKK’nin toplumun genelinin düşüncesiyle hareket edebilme arayışlarını tıkayıcı, marjinal ve tamamen karşıtlık tezleri üzerinde şekillenen arayışlara temkinli yaklaşılması ve tüm siyasal aktörlerin empati ve diyalog içerisinde birlikte hareket edebilecekleri siyasal zeminlerin hazırlanması kaçınılmazdır. İşte örnek, yıllarca birbirlerine karşı acımasız saldırılar düzenleyen Hamas ve El Fetih, Filistin’in kurtuluşu için anlaşabiliyor. Ülkenin jeopolitik ve jeo-stratejik yani coğrafi hinterlandı içindeki yapılarla bağlantılı bir şekilde değerlendirilmeli ve Osmanlının varislerinin dünya liderliğini yeniden canlandırma projelerinin hayata yansımalarını hesaba katarak güçlü bir cephenin teşkiline çalışılmalıdır, diyorum.

Hak, adalet, özgürlük ve eşit algılanma çerçevesi içerisinde somut projelerle ortaya çıkmak sanıldığı kadar zor değil. Karşımızda inkar edilen veya dönüştürülmek istenen, uzun sürece yayılan taktiksel bir zulüm konseptiyle muhatap sosyal bir realite var, bu zulmü engellemek, bunun karşısında durmak, içinde bulunduğumuz hali doğru okuyabilmek adaletin belirgin esasıdır. Çözüm üretiyorum anlayışıyla, olayı kendi renklerine boyamak, sulandırmak, yozlaştırmak isteyen artniyetli “güzel çocuklar”ın farkına varabilmek, adaletin ikamesini daha fazla pekiştirecektir. Başkasının karşıtı, kopyası, alternatifi olma kompleksinden, kendimizin dışında başka kimliklere bürünmeden kurtulabilirsek, olayları daha doğru okuma imkânına da kavuşuruz. Olayın bütün acılarıyla iç içe olan Kürdistan Müslümanları, özgürlüklerini sınırlayan yasak kavramlar dahil bazı kriterleri konuşma cesareti gösterebilmelidirler. Olaylara başkalarının gözlüğünden veya bilinçaltı endişelerinden bakmak, sahici sonuçlara varmayı engeller. Erdemli insan, inandığını pratiğine aktarabilen insandır. Adaletle hareket etme ve erdemli bir toplum inşa etmek için rüştümüzü her bakımdan ispatlama sürecinde olduğumuzu ve bu ispatlamanın bizi sorumluluk altında tuttuğunu bilmemiz lazım. Sosyal olaylar konusunda analiz yaptığımız ve hüküm verme noktasına geldiğimiz zaman, adaletten ayrılmamız çözümün belirgin bir sürecin içerisine girmesine başlangıç olacaktır, çağımızın en büyük bedbahtlığı bir topluma olan öfkeden dolayı adaletten uzaklaşmaktır. Bunun sonuçlarını da birlikte yaşıyoruz. PKK’ye olan düşmanlığıyla varlığını pekiştirmek isteyenlerin, pratiklerinden travmatik bir sürecin bütün koordinatlarıyla içinden çıkamadığımız paradoks ve handikaplara yenilerini ekleme çabası içerisinde olduklarını okuyabiliyoruz. Tüketici, yıpratıcı, saptırıcı, yozlaştıran zihniyet, hak ve adaletin savunucusu bir zihniyet olamaz. Bu her kesim için geçerlidir. Bunu yapan her ideolojik paradigma iflas etmekten kurtulamaz. Bu pragmatik duruşu eleştirdiğimizde, kökten reddetme konumuna düştüğümüz gibi bir savunmaya/savrulmaya sarılmak sözkonusu bu ideolojik paradigmanın çökmenin eşiğine geldiğinin göstergesidir ve bu kindar duruş dürüstlük olarak savunulamaz. Pervasız ve pespaye saldırılarla ortaya konan ironi, özel dezenformasyon ve toplum mühendisliği stratejilerini hayatımıza taşıma gayretleri, ucuz bir Donkişotluktan öteye gitmez. Gitmiyor da.

Yakup Aslan

yakubaslan@gmail.com












Copyright © KURDISTANA BAKUR-BIJI KURDISTAN Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2011-06-01 (917 Okuma)

[ Geri Dön ]



Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution