Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın     KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Hüseyin Şahin:Körle yatan şaşı kalkarmış   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (19) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Ezidi anne:Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu   Selahedîn Çelik:Dengdayîna gelî, PKK û Başûr   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Efendî Serokekî Kurdistanê û bawermend e…   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.






Av. Medeni Ayhan:2011 GENEL SEÇİMLERİNİN SONUÇLARI,DAYANAKLARI VE SONUÇLARIN OLASI YANSIMALARI -06.06.2011

BÖLÜM - 1


Bir hafta sonra yapılacak genel seçimlerde, AKP toplam kullanılan oyların % 47 sını alarak,bir anlamada 2007 genel seçimlerinde almış olduğu % 46,66 oranındaki oyunu küçük çapta artıracak veya tekrar edecektir. CHP ise kullanılan toplam oyların % 26 sını alarak, 2007 genel seçimlerinde almış olduğu 20.85 oy oranını ve yerel seçimlerde de aldığı % 23 oy oranını bir ölçüde artırabilecektir.


MHP ise, 2007 genel seçimlerinde almış olduğu 14,29 oy oranın altına dahi düşerek, % 10 ile 11 arasında bir oy alarak küçük bir oy miktarı ile barajı geçebilecek, yada kıl payı baraj altıda da kalabilecektir


.BDP nin öncülük ettiği Emek Özgürlük Ve Demokrasi Blok unun bağımsız adayları ise,% 6,5 oranında oy alarak, 2007 genel seçimlerinde aldığı 6.2 lik oy oranını aşıp,23 milletvekili sayısını 30 civarında milletvekiline çıkartabilecektir.BDP genel başkanının 40 milletvekili çıkarabileceklerine ilişkin söyleminin ise, AKP nin bir ölçüde de olsa yeni siyaseti ile Kürt illerini BDP ye bırakmış olmasına rağmen,gerçekleşmeyecektir.BDP milletvekili Hasip Kaplan, milletvekili sayısının 35 milletvekili altında olması halinde başarısızlık olacağını açıklamış olmasına rağmen,çok büyük bir ihtimalle bu sayının altında milletvekili çıkarılabilecek ve hatta 30 milletvekili sayısı dahi aşılamayacaktır.Anavatan Partisi ve Doğru Yol partilerini bünyesine alan Demokrat Parti ise, 2007 genel seçimlerinde almış olduğu 5.41 oy oranını dahi alamayacak, en iyi ihtimalle % 2 veya 3 oranında bir oy alabilecektir.Büyük Birlik Partisi % 1 ve 2 arısında bir oy alırken,Sadet Partisi % 2 civarında ve Has Parti ise % 1 oy oranı alabilecektir.Has Parti,ev ev gezerek vatandaşlar ile diyalog kurarak örgütlenme geleneği yanında,genel başkanı Numan Kurtulmuş ve genel başkan yardımcısı Mehmet Bekaroğlu nun bazı özellikleri nedeni ile Türk siyasal sistemi içersinde bulunmak ile birlikte meclise giremeyen partiler içresinde ileriki yıllar yönünden en fazla büyüme niteliği taşıyan partidir.Diğer partilerin her biri ise, % 1 oranın altında oylar alacaklardır.2002 seçimlerinde büyük bir sürpriz yaparak % 7.26 oranında oy alan ve 2007 seçimlerinde ise % 3. 04 oranında oy alan Genç Parti ise taban anlamında eriyecektir. Ergenekon ve Balyoz davalarından yargılananların oluşturduğu Cumhuriyet Güç Birliği çatısı altında seçimlere giren bağımsız adayların ise, İzmir ve İstanbul gibi kentler başta olmak üzere,bir parça varlık göstermeleri ve birkaç milletvekili çıkartabilmeleri ihtimal dahilindir.Yine Kürdistan nın birkaç ilinde ve özelikle de Urfa da aşiretlerin gösterdikleri bağımsız birkaç adayın seçilerek meclise gelebileceği de açıktır.Yeni Parti Genel Başkanlığından istifa ederek, bağımsız olarak Sivas tan geçimlere katılan Abdullatif Şener in seçilebilmesi de ihtimal dahilindedir.Ancak partisinin gelecek yıllarda da bir gelişme göstermesi mümkün değildir.MHP nin barajı aşması halinde ise, en fazla 4 partinin meclise girerek grup kurabileceği ve mevcut tabloda her halükarda AKP nin tek başına iktidar olacağı açıktır.


Türk egemenlik sisteminin sömürgesi durumunda olup da, orta Toroslar dan Ardahan a ve Karadeniz e kadar sınırları bulunan Kuzey Kürdistan da ise, AKP nin 2007 genel seçimlerinde almış olduğu % 53 oranında oy alabilmesi mümkün değildir,hatırı sayılır ölçüde oylarının oranı düşecektir.Ancak AKP nin, Türkiye şehirleri ve kırlarındaki oy oranı ise, 2007 genel seçimlerindeki oranın tersine artacaktır.Hata Ege Akdeniz ve Karadeniz in bütün kıyı kentlerin de birinci parti olmamış AKP, denize kıyısı olan bazı şehirlerde birinci parti haline gelecektir.Bu nedenle de toplamdaki oy oranı düşmeyecek ve 81 ilin ortalaması açısından % 47 oy alabilecektir. Kuzey Kürdistan da 2007 genel seçimlerinde % 4 oranında oy alan CHP nin oy oranı aratarak % 7-8 civarına yükselecektir.Hatta bir önceki seçilerde hiç milletvekili çıkaramadığı bazı Kürdistan illerinden birkaç kişi ile sınırlı da olsa milletvekili çıkartabilecektir.MHP ise, 2007 genel seçimlerinde,Kuzey Kürdistan da aldığı % 2 oy oranını en iyi ihtimalle tekrar alabileceği ve daha doğrusu küçük çapta da olsa düşebileceği açıktır.BDP nin Kuzey Kürdistan çapındaki oy oranı ise, 2007 genel seçimlerine oranla artış gösterecektir.Ancak bu artışın BDP nin Kürdistan daki taraftarlarının ve örgütlülüğünün artmış olduğu şeklinde yorumlanması hatalı olacaktır.Demokratik Cumhuriyet Çizgisini esas alan BDP deki çözülme durdurulabilmiş değildir.Kuzey Kürdistan özelinde,AKP nin oylarının düşmesinin ve BDP ile CHP nin oylarının bir ölçüde artacak olmasının nedeni, bu iki partinin örgütlülüğünün artmasından değil,AKP nin değişen politikalarından kaynaklanacaktır.Önceki seçimlerde kimi Kürt seçmenlerin nezdinde AKP nin bir yanılsama da olsa,Kürdistan sorunun barışçıl demokratik çerçevede çözülmesinin yolunu açacağı ve statükoya karşı olduğu gibi yanlış bir bakış oluştu.Bu yanlış beklenti ve manipülasyon kimi Kürt oylarını AKP ye taşıdı.Oysa ister MHP yi baraj atına iterek milletvekili sayısına konmak ve bu yolla tek başına anayasayı değiştirebilecek çoğunluğu elde etmek için olsun,ister bir düzen partisi olarak özüne dönmesinden kaynaklı bulunsun, AKP nin Kürdistan sorununu red ve inkar ederek statükocu ve milliyetçi mesajlarını yoğunlaştırmış bulunması da Kuzey Kürdistan da oy oranlarını düşüren bir neden olacaktır.Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartındaki çerçevenin -bir parçacık da olsa- dışına taşıyabilecek bir çözümden yana olabilme ihtimali olan Mir Dengir Fırat,Abdurahman Kurt,İhsan Arslan gibi Kürt AKP milletvekillerinin bu seçimlerde Tayip Erdoğan tarafından aday gösterilmemesi ve buna karşın Alpaslan Türkeş in küçük oğlunun,Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek in ve Cemil Çiçek çevresinden (düşünsel açıdan Ergenekon davasında tutuklu olanlardan farkı olmadığı bilinmektedir.)kişilerin aday gösterilmesi,kendilerine Avrupa Birliğine giriş için kesin taahhüt verilmesi kaydına bağlı kalmaksızın, Avrupa Konseyi Yerel Özerklik Şartı çerçevesini aşmayan bir mevzuat değişikliği dışında statükoyu savunan milliyetçiler olacaklarını ortaya koymaktadır.Bu durumu ile AKP nin düzenin bir liberal partisi olabilmesi dahi, tam anmalı ile mümkün değildir.AKP ve AKP dışında ki değer düzen partileri Kuzey Kürdistan da aşiret ağalarını ve korucu başlarını aday göstererek,bunların temsil ettiği kitleler üzerine oturmaktaydılar.Yapılacak genel seçimlerde ise,ilk kez iktidardaki bir düzen partisi olan AKP nin aşiret reisleri ile korucu başlarını aday yapma politikasını terk etiği görülmektedir.Oysa Mardin de bir terör şefi ve eski İstanbul Valisi olan Muamer Güler in,Urfa da samsunlu bir bakan olan Faruk Çelik in,Van da Ankara nın listesinden 8. sıradan beklenmedik şekilde girmiş olan Burhan Kayatürk ün gösterilmesi ve başka illerde de bu örneklerin bulunmasına karşın söz konusu adayların adı geçen iller ile bir ilgilerinin olmaması karşısında da oylarının düşeceği açıktır.Kürdistan devrimi açısından ağların ve korucu başlarının aday gösterilmemesinin bir avantaj olduğu kesindir.Türk egemenlik sisteminin zayıflamasına,içerde feodalitenin çözülüp zayıflamasına,ulusal birliğimizin kesmende olsa sağlanmasına hizmet edebilecek objektif bir durum otaya çıkartmaktadır.Bu politika asından AKP nin kendisini Kuzey Kürdistan da birinci parti olmaktan çıkartma hamlesi olarak da okunmalıdır.Bu durum Türk sömürgeci devletinin 1963 yılından bu yana devlet konsepti olan Avrupa Birliğine giriş sürecinde, Avrupa Konseyi Yerel Özerklik Şartının koşullarını ve alt yapısını oluşturmaya da hizmet eder.Bu yeni siyaset MHP yi baraj altına itmek ve Türkiye şehirlerindeki oyları hedeflemek açısından,Kürdistan şehirlerini bir ölçüde gözden çıkartabilme amacına da yöneliktir.Adıyaman da aşiretleri ve etniklikleri bulunan Mir Dengir Fırat ın,Urfa da 500 bin üzerinde aşiretleri bulunan ve birkaç kez milletvekili olarak meclise giden Mehmet İzol un, yada İzol aşiretinden birinin aday gösterilmemesi,yine Buçak ve diğer aşiretlerden aday gösterilmemesi,bunun yanında Van da en büyük aşiret olan Burokan lardan veya diğer aşiretlerden hiç kimsenin aday gösterilmemesi,Mardin de Çelebi aşiretinden Süleyman Çelebi nin, yada başka aşiretlerden herhangi birinin aday gösterilmemiş olması yanında, sayamayacağımız kadar çok örnek bulunmaktadır.Bu örnekler dahi Kuzey Kürdistan da aşiret reislerinin ve korucu başlarının aday gösterilmesi döneminin bitirilmiş olması nedeni ile adı geçen ve geçmeyen aşiretlerden bir kimsinin bağımsız aşiret adayları çıkartmaları üzerine, AKP nin Kürdistandaki oy oranı düşürecektir.Bu düşüş Kuzey Kürdistan daki oy oranı içinde kendi başına AKP nin oy oranını düşürürken,CHP ve BDP nin oy oranına artış olarak yansıyacaktır.Hata az sayıda da olsa CHP nin Salih Sümer gibi aşiretsel temeli olan bazı adayları göstermesi,askerlik süresini düşürme,her aileye 600 maaş projesinin ortaya atılması,Kemal Kılıçdaroğlu nun statükodan kopmamasına rağmen,Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı çerçevesinde da olsa sorunu çözme yoluna koyacağını söyleyerek kimlerinde sahtede olsa umut yaratması ve Apo-PKK ile BDP nin Kemalsizimle olan bağı üzerinden Kemalizm ve Kemalist partinin Kürdistan’a taşınmaya başlanması,Kılıçdaroğlu nun Kürt-Alevi olduğunu söyleyemeyecek kadar korkak ve statükocu olmasına rağmen,Kürdistan halkı tarafından Kürt ve Alevi olduğunun algılanması gibi nedenlerle, CHP nin Kuzey Kürdistan daki oy oranı artacaktır.CHP nin oy oranın artışına yol açan bu nedenlerde AKP nin oy oranın düşüşü şeklinde yansıyacaktır.AKP nin geçmişte gösterdiği aşiret adaylarını aday göstermesi ve bunların bağımsız aday olması yanında,aday gösterilmeyen kimilerin ise, bağımsız aday olmamasına rağmen,çevreleri ile birlikte tepki olarak BDP yada CHP ye oy verecek duruma gelmeleri de, bu iki partinin Kuzey Kürdistan daki oyunu artırırken,AKP nn oyunu düşürür.Diğer seçimlerde AKP nin uyguladığı Köydes in bitmesi ve köy boşaltıp yakmaktan kaynaklı olarak 5233 sayılı yasa çerçevesinde diğer seçimler sürecinde çok küçük çapta da olsa, zarar adı altında en küçük paraya muhtaç duruma düşürülmüş Kürt köylüsüne tazminat ödenmesi uygulamasının bitmesi,yasanın bir daha uzatılmaması üzerine, hala müracaatını yapamamış çok sayıda köylünün bulunması da AKP oylarının bir önceki seçime göre düşmesine yol açar.AKP nin bu politikaları yada tercihleri, parti olarak Kuzey Kürdistan da oyunu düşürüp BDP ve CHP nin oylarını artırırken,BDP nin kurduğu ittifak ve diğer seçimlere nazaran şehirlerde daha fazla aday göstererek adaylarını önceki dönemlere nazara daha düzenli ve bilinçli olarak böldüğü alanların üzerine oturtması 23 milletvekili sayısından, 30 civarına çıkmasına yol açacaktır.


AKP Türkiye şehirlerinde daha büyük oy oranına ulaşmak ve MHP yi küçük bir oy farkı ile de olsa % 10 luk barajın altına sürerek,tek başına Anayasayı değiştirebilecek sayısal çoğunluğa ulaşabilmek için,nüfus oranı açısından daha az seçmeni barındıran Kuzey Kürdistan’ı bir ölçüde de olsa gözden çıkartarak, adeta BDP ye terk etme siyasetine geldi.MHP nin barajın altında kalması durumunda çıkartabileceği 60 milletvekilinden 10 kişisi CHP ye giderse, asgari 50 milletvekilinin ise avantadan AKP ye geçeceği kesindir.En kötü sonuçla dahi, 320 üzerinde milletvekili çıkartabilecek AKP nin, MHP nin baraj altında kalması durumda ise, 370 milletvekilinin üzerine çıkarak Anayasayı tek başına değiştirme çoğunluğuna ulaşacağı aşikardır.AKP bir önceki genel seçimlere nazaran Sadet Partisinden, MHP den,Genç Parti den,ANAP ve doru Yol Partisini bünyesine alan Demokrat Parti den bir ölçüde oy alacaktır.AKP 2010 yılında yapılan Anayasa referandumunda evet oyunu kullanmış olanlardan önemli bir bölümünü de kendisinde tutmuştur.MHP nin baraj altına sürüklenmesi,CHP nin Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı çerçevesinde bir düzenleme yapma noktasına gelerek itirazını kaldırması ve Apo nun Demokratik Cumhuriyetçi PKK si ile BDP nin yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve af edilebilmesi karşılığında, sorunu saptırıp Kürdistan ulusunu manipüle etmeye hazır olmaları nedeni ile bu çerçevede sahte bir çözümün gündemleştirilerek yapılacak Anayasaya alınabileceği kanısındayım.Başkanlık sistemini getirme hedeflerini de ciddi olarak gündeme getireceklerdir.Bu durumda meclisteki üç partinin üzerinde uzlaştığı ve 1963 ten bu yana Kemalist devletin konsepti olan bu çerçeveye itiraz ederek ses çıkartabilecek bir parti(MHP) de mecliste olmayacaktır.MHP li on genel merkez yöneticisi ile milletvekili adayının kasetlerinin internete verilmesi de MHP nin baraj altında kalmasına ve MHP nin saldırgan gençlik tabanını denetim altında tutan Devlet Bahçeli nin genel seçimlerden sonra yaptırılacak bir kongre ile tasfiye edilerek, Ergenekon davasından tutuklananlarla ilişkili bir yönetimin oluşturulması içindir.Anlaşılan seçimler sonrasında da yeni kasetlerin internete verilmesi devam edecektir. Ya Devlet Bahçeli indirilecek yada kuşatılıp daha sert politikalara yeniletilerek bu partinin gençlik tabanı saldırgan faaliyetlere pratize edilerek en küçük çaplı değişimlerin yapılmasının dahi önüne geçirilirken,yol açacakları çatışma ortamı sonrasında ordunun darbesinin koşullarını bir daha oluşturarak, Kemalist iktidarı bir daha sağlamaya yöneleceklerdir.MHP nin barajı aşması halinde ise,Devlet Bahçeli nin genel başkanlıktan alınması mümkün değildir.Ergenekon nun avukatı olduğunu söyleyen Deniz Baykal ın, CHP deki 18 yıllık iktidarına son verilmesinin nedeni de,avukat olmaktan çok Ergenekon üyesi gibi hareket etmemesinden,iktidarı boyunca yapılmış her kurultay ve kongrede bir küskünler grubunun yaratılmış olmasından,itici olmasından,imaj olarak yıpranmış ve başarısız bulunması ile onun liderliğinde Kürtleri, hatta Kemalizm müptelası haline getirilmiş Alevileri bile partide tutarak düzen için kullanma ihtimalinin gözükmüyor olmasından kaynaklanmaktaydı.Bu nedenler nazar alındığında, Ergenekoncular yapılacak genel seçimlerde iktidar mücadelesi içerisinde oldukları AKP ye karşı bir denge gücü olarak çıkma ihtimallerinin dahi olmadığını görüyorlardı.Baykal la secime girecek bir CHP ise, en fazla % 15 oy alırdı.Bu açından olmalıdır ki,Ergenekoncular kendi avukatlıklarını yapan Baykal a istifa edip gitmesini istediler.Baykal direnince, kaseti piyasaya sürdüler.Parti meclisinden bu kasetlere rağmen, Baykal la devam edilmesi gerektiğini söyleyenler çıktığında da, Önder Sav ın;”Yeni kasetler ortaya çıkarsa ne yapacaksınız” diyerek,sahiplenmeye takoz koyduğu söylenmektedir.Bu tür bir sürecin sonunda,yolsuzluk tartışmalarında AKP ye karşı popülarite kazanan,politikada yeni olduğu için yıpranmayan ve her kongre-kurultayda çatışmış partililerle pek bir çatışma-çelişki yaşamamış olan,yerel seçimlerde İstanbul da partinin oy oranını artıran,Küt-Alevi bilenmesi nedeni ile Kürtlerin ve Alevilerin de oyunu geri çekebilecek ve yapılacak genel seçimlerde mevcut iktidar partisine karşı bir denge gücü olmaya olanak sağlayabilecek kişi olarak Kılıçdaroğlu seçilmiş oldu.Kemal Kılıçdaroğlu da,”Ergenekon varsa, gidip üye olacağım” diyerek ve Ergenekon tutuklularından Mehmet Haberal,Balbay,Cihaner ve Sinan Aygün ile Ergenekoncular gibi düşündükleri bilinen Demirel ve Tansu Çiler den bakiye kalan Doğru Yol Partisinden bakiye bakan ve milletvekillerini aday göstererek,Baykal dan daha işlevsel olduğunu ispatlamaya çalıştı.Ancak genel seçimlerden sonra dört yıl kazanılacağından ve Kılıçdaroğlu nun işlevi biteceğinden,ayrıca aday gösterdiği ve gösteremediği Ergenekon sanıkları ile bu partinin faşist çizgisini yumuşatmak isteyip Avrupa Birliğinin bireysel haklar konseptini savunan Binnaz Toprak,Sencer Ayata,Sezgin Tanrıkulu,Gürsel Tekin gibi kişilerinde kendisini farklı bir noktaya çekmek üzere bir ölçüde etkili olmaları nedenleri ile genel seçimlerden hemen sonra, CHP de yeni bir kongre yapılacaktır.Ergenekoncular hem üye olmak için adres soran, hem de bir arada bir derede kalabilen ve yeni CHP den bahseden bir genel başkanı tasvip etmeyeceklerinden, ya balans ayarını kabul edecektir,yada kongre yapılarak karşısına aday çıkartacaklardır.Kemal Kılıçdaroğlu nun % 40 oy alacağını deklere ettiğinden, % 35 veya % 30 oy oranına dahi ulaşmadığı ve başarısız çıktığı savlanarak, şu anki yönetimin bir bölümü ile birlikte genel başkanlıktan indirilmesi istenecektir.Kılıçdaroğlu yönetiminin % 30 oy oranını bulup aşması mümkün olmadığından,her halükarda kendisine kongre dayatılacaktır.Kılıçdaroğlu nun dillendirdiği yeni CHP söylemi,uluslararası burjuvazinin de bir istemidir.Yeni CHP nin olabilmesi için de, öncelikle Kemalizm’in ve bu partinin milliyetçilik ve devletçilik ile diğer aidiyetlerin varlık ve haklarını tanımamaya yönelik statükosunun kökten red edilmesi gerekmektedir.Buda CHP türü statüko kurucu partilerde mümkün olmadığından, parti içi mücadelenin genel seçimden hemen sonra bir kongreye yol açması, kongrede de tasfiye ve ayrışmanın gerçekleşmesi kaçınılmazdır.Kongre sonrasında CHP içinden grup kurabilecek bir parti çıksada,çıkmasa da; aşınan ve tasfiye sürecine giren Kemalizm ile birlikte, adı geçen Kemalist partinin de tasfiye sürecine gireceği ve 4 yıl sonra yapılacak genel seçimlerde bu süreçte alacakları oy oranından dahi çok daha düşük bir oy oranı alabilecekleri görülecektir. CHP mevcut delegesi ile kongre yapmak zorunda olduğundan ve mevcut delegasyonda da ağırlıklı olarak Önder Sav ve Baykal etkili olduğundan,buna karşın Gürsel Tekin ve Kılıçdaroğlu nun daha az bir delege üzerinde etkileri bulunduğundan,milletvekili adayı olan Ergenekon sanıklarından birinin(örneğin Dr Mehmet Haberal) yada bunların onay vereceği diğer bir isimin ise, genel başkanlığa getirilmesi büyük ihtimal dahilindedir.Buna paralel olarak Ergenekoncuların MHP de de Bahçeli yerine kendilerine daha yakın(örneğin Prf Özdağ benzeri) bir kişiyi ekibi ile birlikte yönetime getirmek isteyecekleri anlaşılmaktadır.CHP de hiç kimseyi bulmazlarsa ve hiç kimsede uzlaşmazlar ise, yeniden Baykal ı allayıp pullayarak geri getirmeleri veya Kılıçdaroğlu nun tümden kuşatılıp iradesi denetim altına alınaak, bir süre yola devam edilmesi daha küçük ihtimal dahilindedir.


AKP nin üç genel seçimde oyunu artırarak tek başına iktidar olabilmesi,aslında muhalefettin zayıflığından, yada yokluğundan kaynaklanmaktadır.Kemalizm’in tedavülde tutulması, emperyalizm destekli darbelere bağlıydı.Kemalizm ordu aygıtı ile iktidara oturduğu sürece, Kemalist partiler de sistemde varlık gösterebiliyordu.Uluslararası emperyalizm, Kemalizm den desteğini çekmiştir.Bu nedenle kemalizim halk nezdinde tasfiye görmekte ve tutunamamaktadır. CHP,DSP ve diğer Kemalist partilerin erimesi,aslında Kemalist ideolojinin ve temsil ettiği statükonun çözülmesi ve tasfiyesidir.1999 yılına kadar yakılıp yıkılan köyler ve sürülen dört milyon insan ile 125 bin faili meçhul öldürme yaralama ve kundaklama olayı nedeni ile Kürdistan ulusu elli yılı toparlanamayacak kadar tahribat gördü.1999 yılına kadar Türk ekonomisinin savaş nedeni ile gördüğü tahribat ise,hazinenin boşalmasına, dış borcun artmasına ve bu durumun 2001 yılında büyük bir ekonomik kiriz olarak yansımasına yol açmıştı. 2002 yılında ilk iktidarını yaşayan AKP nin döneminde ise, savaş durduğundan Sömürgeci devlet kendisini ekonomik açıdan kısa sürede toparladı ve gelişmeye başladı.Düzelmeye başlayan ve gelişen ekonomi ise, AKP nin her seçimden başarı ile çıkmasını sağlayan diğer bir faktördür.AKP in uluslararası burjuvazi yanında içerdeki burjuvazi tarafından desteklenmesi,bir medya gücünü arkasına alması,ev ev halk ile diyaloga girerek örgütlenmeleri,muhafazakarlığı kullanmaları,manipülasyon ürünü de olsa değişimin temsilcisi olarak ortaya çıkmaları veya diğer Kemalist partiler kadar katı statükocu kesilmenin emperyalist ekonomilerinin dışarıya açılmasına olanak vermeyeceğini görmeleri nedeni ile, uluslararası kurumların istemi çerçevesinde detay bazı değişikliklere gitmeleri alternatifsiz iktidar olmalarının diğer nedenleridir.AKP nin bu başarı sebepleri ise,diğer partiler açısından başarısızlık nedenleri olarak okunmalıdır.


1963 yılında Türkiye nin, o tarihte adı Avrupa Topluluğu olan Avrupa Birliğine başvururken,üyeliğe kabul halinde Avrupa Birliği konsept ve mevzuatını hakimiyeti altındaki sınırlarda gerçekleştireceğine ilişkin taahhüt vermişti.Bu durumda İngiltere gibi,Almanya ve Fransa nın da,Türkiye ye Avrupa Birliğine giriş vizesi yönünde herhangi bir taahhütte bulunması halinde,Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı çerçevesinde bazı merkezi yetkilerin valiler ve kaymakamların vasiyet denetimine tabi olan belediyeler ile il öz idarelerine aktarılacak,bireysel dil ve kültür hakları anayasaya geçirilecek,faili meçhul ve darbelerde yer alan Türk kontrgerillasının bir anlamda PKK lilerle takası türünden bir görüntü ile genel af çıkarılabilecektir.AKP bunu hayata geçirmek istedi,ancak Baykal CHP si bunu engelledi.AKP ve Kılıçdaroğlu CHP si ise,bu çerçevede saptırılmış sözde bir çözümden yana olduğunu ortaya koymaktadır..Kılıçdaroğlu, genel başkanlıktan indirilirse veya tamamı ile kuşatılırsa,bu sahte çözümü dahi parti olarak geciktirme ve engelleme pratiğine yönelmeleri ve seçim meydanlarındaki söylemlerini değiştirebilmeleri mümkündür.Ergenekon sanıklarının, bir arada bir derede kalan Kılıçdaroğlu nu seçim sonrasında hazım edebileceklerine ihtimal vermiyorum.Kılıçdaroğlu nu ya kendilerinden yana, yada CHP de yönetime gelen diğer kanatan yana taraf olmaya ve netleşmeye iteceklerdir.Kendilerinden yana net tavır almaması halinde ise, indirmeye çalışacaklardır.Apo,1999 yılında;”devlet pişmanlık yasasını çıkarır, onlar pişmanlık yasası der.Buna karşın PKK liler de bu aftır diyip teslim olur.Bu şekilde çözüm gelişir” diyebilen bir adamdır.Örgütün yapısı buna hazır olmadığından,hata devlet o süreçte bunu dahi kabul etmediğinden söz konusu teslimiyet çizgisi hayata geçirilemedi Bu esasen Türk devletinin, PKK nin kuruluşundan ve varlığından önce 1963 yılında kendi devlet politikası çerçevesinde oluşturduğu Kemalist devlet konseptidir.Af ise,Kürdistan sorununun çözümü değil,var olan sorunu seslendirdikleri için demokratik cumhuriyetçiler açısından bir ihtiyaca dönüşmüştür.Bu durumda çözüm diye gördükleri şey; mücadele edenlerin, devletin konsept ve programı gerçekleştirilirken,devlete teslimiyetlerinin sağlanmasıdır.Kürdistan sorunun varlığının bir sonucu olarak ortaya çıkan yan sorunların çözümü, Kürdistan ulusal sorununu çözmek değildir.Devletin bu konseptine parti niteliği kazanmayan Şerafetin Elçi nin Katılımcı Demokrasi Partisi ve Bayram Bozyel in genel başkanı olduğu Hak Par da katılmıştır.Bunlar kanalı ile bir konferans yapılarak, Avrupa Konseyi Yerel Özerklik Şartı ve bireysel dil kültür hakları çerçevesindeki saptırılmış çözüme diğer grupçuklar ve aydınlarında katılımı sağlanarak,bütün Kürdistan ulusunun çözümüymüş gibi yansıtılmak istenecektir.Bu üç partinin hazırladığı ortak deklarasyona bakıldığında,Kürt ulusu tabirinden kaçındıkları açıktır.Ayrıca söz konusu deklarasyonda,Kendi Kaderini Tayin Hakkı yerine,”Kendi kendisini yönetmesi” tabirini işbirlikçi ve gerici zihinlerine uygun olarak yazmış oldukları görülmektedir.Yani Avrupa Konseyinin Yerel Yönetimler Özerklik Şartı çerçevesinde bazı merkezi yetkilerin vali ve kaymakamların vasiyet denetimine tabi belediye ve il özel idarelerine verilmesi de,”kendi kendisini yönetmesi” anlamında kullanılabilecektir.Siyasal özerklik gerici bir çözüm tarzıdır,çünkü eşitliği içermediği gibi,sömürgeci merkezi devletle bağımlılığı devam ettiren siyasal bir statüdür.Apo nun Demokratik Cumhuriyetçi PKK sinin ve BDP nin dillendirdiği özerklik ise,bağımlı bir siyasal statü içeren bildiğimiz gerici özerklik bile değildir. Avrupa Konseyinin Yerel Yönetimler Özerklik Şartı,bireysel dil kültür hakları ile af gerçekte çözümü getirmeyeceğinden,düzen partilerinin de ordularıyla birlikte başkaca bir çözüme gelmeleri mümkün görünmediğinden,Kürdistanlı yurtsever devrimcilerin bağımsızlıkçı çizgisinin temel çizgi olma dönemi gelişecektir.


Şerafettin Elçi Partisi ile Hak Par bu işbirlikçi çözüm ve çizginin bir eklentisi haline gelmiştir.Nihai hedef olarak federasyon,idari federalizim,eyalet sistemi,özerklik,yerel yönetimiler özerklik şartı çerçevesinde bazı merkezi yetkileri belediye ve il özel idarelerine aktarmak türü çözümlerin bütünü, özü itibari ile ülkemiz Kürdistan ısömürgeci devletin merkezi yapısına bağlı bırakan çözümlerdir.Bu nedenle bu çözümlerden hiç biri, Kürdistani nitelik taşımaz.Şerafettin Elçi Partisi ve Hak Par ile Mesut Tek PSK si,Mesop,legerin,Tev Kurd ve daha adlarını hatırlamadığım bir sürü çevre federasyonu çözüm olarak savunurken,PWD mensupları yıllarca Demokratik Cumhuriyeti çizgi olarak savunduktan sonra idari federalizim isterken,Apo nun PKK si ve BDP Demokratik Cumhuriyet adı altında en işbirlikçi şekilde dibe vururken,kimi Kürt aydınları eyalet sisteminden bahs ederken,Dicle Fırat Grubu İslam Birliği temelinde bir çözüm dillendirirken, tümünün tek ortak özelikleri Kürdistani bir konsept ve paradigma ile ülke bilincine sahip olmayacak kadar zavallı olmalarıdır.Bu durum Kürdistan siyasi hareketinin siyasi çizgi anlamında çok büyük ölçüde bir çöplüğe dönüştüğünü,ulusal ve ülkesel değer yargı sisteminin yozlaştığını göstermektedir. Bütünün ortak yanı Sömürgeci devletin merkezine bağlı, Türkiyeli bir çözümü belirli aralıklar ile savunmalarıdır.Belirli aralıklarla da olsa, Türkiyeli bir çözümü esas almaları, Kürdistani bir çizgi ve çözüme sahip olmamaları nedeni ile de birbirlerine ve sömürgeci devlete eklemlenmeleri,sömürgeci devletin egemenlik sisteminin şu ayda bu partisi, yada kurumuyla ilişkilenmeleri kolay olmaktadır.Şerafetin Elçi Partisi nin (toplam olarak gidip gelen 4 kişiden ibaret olması nedeni ile Serafettin Elçi Partisi diyorum), BDP ye milletvekili adayı olma karşılığında iltica etmeden iki hafta önce, Diyarbakır da Legerin,Kürdistani Parti,Devrimci Demokratlar,Dicle Fırat Grubu gibi çevrelerle görüşerek,hem sağlığının bozuk olması, hem yaşı itibari ile gerekli aktiviteyi gösterecek durumda olmaması ve hem de partisinin ihtiyaçlara yanıt vermemesi ve işlevsiz kalması nedeni ile bir toplantı yaparak, partisinin feshine ve adı geçen grupçuklarla bir parti oluşturulmasından sonra,kendisini siyasetten çekmeye götürmeyi önerdiğini biliyorum.Yani efsunlu gelen “başkan” hitabına mahzar olma ve birkaç yere veya televizyona birey olarak konuşma dışında hiç kimseyi örgütleyemeyeceğini,hiçbir pratik mücadelesinin olmayacağını,mücadele adamı niteliği bulunmadığını anlamıştı herhalde..Bunların imzaladığı protokol bilgi mahiyetinde de olsa, bana da maille gönderilmişti.Ancak BDP adına Ahmet Türk ün Şerafettin Elçi ye listelerinden milletvekili adaylığını önermesi üzerine, söz konusu söylemi üstünden daha bir iki hafta geçmemiş olmasına rağmen, partisi işlev kazanmış,milletvekili adayı olma olanağını kendisine sağlamış,sağlık sorunları çözülerek turp gibi olmuş,yaş açısından da gençlik narkozu ve aşışının etkisi ile gencecik hale geldi.Bu gençlik ve sağlık üzerinden de, çok ani ve çok kıvrak bir vücut hareketi ile diğer grupçuklara götürdüğü teklif ile yaptığı protokolü unutuvererek çark etti.Şurada burada eleştirmekte olduğu Apo ve siyasetine aşık hale gelerek, payandası oldu.Hatta Diyarbakır daki mitingde halkın Apo ya duyduğu hasretin yakında biteceğini beyan ederek, çekilmekte olan hasretin(I )sözcüsü oldu.Türkiyeli PKK ve BDP alternatifin olasılığını dahi sindiremediğinden,bir alternatifin çıkma ihtimali dahi tüketildi. Bazı Kürtler yüksek mevki olmaksızın hizmet yapmayı bilmemektedir.


Aynı şekilde Hak Par da alternatif bir Kürdistani çizginin oluşmasına karşıdır, bütün Türkiyeli çizgiler gibi bu tür bir akımın gelişmesini istememektedir.Hak Par genel Başkanı Bayram Bozyel çevresi ise,parti olarak Demokratik Cumhuriyetçi PKK ve BDP ye alternatif çizgi olma iddiasında olduklarını,onların ulusal bir çizgiden yoksun olduklarını ve kendilerinin federasyonu savunduklarını şurada burada söyleyerek ve arada birde birbirlerine ağır suçlama ve hakaretlerde bulunarak işi götürüyorlardı.Hata çeşitli çevrelerden aydın ve siyasetçilerin 2005 yılında Diyarbakır da alternatif bir ulusal örgüt oluşturmak için çeşitli illerde yaptıkları toplantılar sonrasında,ortaya çıkan sinerjiyi Hak Par ın tüketip boşluğa akıtmak için Mesop lular ile birlikte en önemli role sahip oldukları bilinmektedir.Kürt Çalışma Grubunun, parti olması halinde,eğilim olarak işlevsiz olmaları nedeni ile kendilerini yutacağını düşündüklerinden,çalışmanın bir parti ve örgüt olması yerine,her yerde örgütlenmesi ve teşkilat kurması yasaklanan,lider yerine sözcüsü olan,ayakları toprağa basmayan askıda bir yapı olarak, gevşek ve demeç verebilen sivil bir yapı olması için bastırdılar. Kürt Çalışma Grubunun yürütmesinde bulunmakla birlikte, bunların dayattığı Tevkurd modelini kabul edip içerisinde yer alan, ancak benim gibi kendilerine örgüt ve parti kuruluşunu dayatmayan aydın ve siyasetçilerde ise, mücadele adamı niteliği gözükmüyordu.Aileye işe bağılı ,aileyi ve kendisini korumacı,iradesi ve takati kalmamış kişiler durumundaydılar.Bu nedenle yolun başlangıcında örgüt ve parti kurma amacı ile toplandıklarını söylemelerine rağmen,finalde bu söylemlerinden oportünistçe çark ettiklerini,bir karalılık ve samimiyet taşımadıklarını,mücadele adamı niteliklerinin bulunmadığını söz konusu eğilimler ve kişilerde gördüm Bu nedenle de Kürt çalışma Grubunun yürütme kurulundan istifa ederek,kurdukları Tevkurd modelinde de yer almadım.Makalelerimde Tevkurd ün model olarak örgüt olmadığını,iradesi kırılmış aydın ve siyasetçilerin zaman geçirme yapısı olduğunu ve dağılacağını yazdım.Nitekim geçen ay Tev kurd ün de kendisini fesih etme kararı aldığını duydum.Gelenek olarak yenilip bittiklerini kabul etmeyen Bayram Bozyel ve arkasındaki Mesut Tek ile Şerafettin Elçi Partisinin, pratik olarak PKK ve BDP nin Demokratik Cumhuriyetçiliğinin bir eklentisi haline gelerek, Türkiyeli bir çözüm olan federasyona dahi inançlarının bulunmadığını ortaya koymuş olmaktadırlar.Söylediklerine dahi inancı olmayanlara ise, insanların da inanması ve bir umut beslemesi olanaksızdır. Zaten kimseyi inandırmadıkları içinde demokratik cumhuriyetçiliğe sürüklendiler.Bu hamle bir açıdan iyi olmuştur.Bayram Bozyel in Hak Par ı ve Mesut Tek in PSK si federasyon ve alternatif olma söylemlerini pratikte taşıyamayacak durumda olduklarını,yani bitmiş olduklarını kabule başlamış oluyorlar.HAK PAR ın tabanın olabildikçe dar olduğu ve bu gelgit pratiklerinden sonra tabanlarının bir bölümünün BDP ye iltica ederken,diğer bölümünün ise,Bayram Bozyel in ve Mesut Tek in geliştirip derinleştirdiği siyasete tepki duyarak uzaklaşacağı açıktır.İttifak görüşmesinden bahs edebilmek için,ortak bir ulusal programın oluşturulması ve bunun kararlaştırılması gerekir.BDP ve arkasındaki geleneğin başkaları ile ortak bir program oluşturup, bu temelde bir ittifak oluşturma özelliklerinin olmadığı peşinen bilinen bir şeydir.Çizgileri çarpık ve işbirlikçi de olsa, o çizgi içinde koltuk sunarak, kendi çizgilerini meşrulaştırmaya ve herkese mal etmeye çalışırlar.Alternatif çizgiyi geliştirmede ısrarcı olanları ise her türlü pislik ile engellemeye yönelirler.Nitekim pratik yöneticileri itibari ile bile 4 kişiden oluşan Şerafettin Partisine 2 milletvekili adaylığı önerilirken,Hak Par a ise, tek bir milletvekili adayının önerilmesi ve üstelik Bayram Bozyel in ısrarcısı olduğu Diyarbakır dan da adaylık verilmemesi üzerine toplantılardan çekildi.Hak Par ın tek başına liste oluşturup seçime gireceği deklere edildi, ve bir liste oluşturuldu.Ancak bu açıklamadan iki üç gün sonra ise,kamuoyunun istem ve baskısı karşısında seçimlerden çekilip, BDP nin blokunu destekleme kararı aldıklarını söyleyerek, tekrar çark etti.Bütün bunlar kendi söylemlerine kendilerinin dahi inanmadığını,blöf yaptıklarını ve sonuç itibari ile trajik komik duruma düştüklerini göstermektedir.Kamuoyunun istem ve baskısı önce yoktu da, iki günde mi ortaya çıktı.Aslında bunlar federasyonu dahi çözüm olarak taşıyabilecek kadrolardan yoksundur.Aslında bunlar alternatif olma enerjisini, sinerjisini, iradesini ve mücadele gücünü kendisinde görmediklerinden,hatta bir seçim çalışması yapabilmek bile kendilerine zor geldiğinden gerekçe uydurmaktaydılar..Ne de olsa, BDP nin listesinde milletvekili adaylığına tümden angaje olmuşlardı.Bunların durumu avukat olarak Valilik Zarar Tespit Komisyonuna verdiği dilekçede PKK yi “terörist” olarak nitelendiren,ancak bu dönem milletvekili seçimlerine ilişkin aday listelerinin belirlendiği günlerde,son bir hamle ile listeye girebilmek için kendisini yerlerde süründüren Bengi Yıldız dan da daha trajik komiktir.Keşke sırf mücadele inancı nedeni ile kendisini yerlerde süründürdüğüne inanabilseydim.Gerçi Altan Tan nın televizyon programının sonunda söylediği türküde; ”Kürdistan dağlarına selam ” demesi de fena bir vuruş değildi.İlk kez bu süreçte gördüğüm için dikkatimi çekti.Bende okuyucunun dikkatine sunuyorum.Şerafettin Elçi nin halkın Apo ya duyduğu hasreti dindireceğine atıf yapmasına rağmen,Diyarbakır daki 6 bağımsız milletvekilinden 2 milletvekili elenirde seçilmezse,bunların Şerafettin Elçi ve Altan Tan olacağı kesindir.BDP liler kendi partililerine öncelik verecektir.Her herhalde kendileri de, artık bunu his ediyorlardır.Eh çok da tuhaf görünmez,ne de olsa bunların dünyası karşılıklı kulanım dünyası gözükmektedir.Şerafettin Elçi milletvekili seçilmezde,yeniden yaşını hatırlar ve sağlık sorunları da yeniden ağırlaşmaya başlarsa tuhaf görülmemelidir.Ne de olsa geçmişte Adalet Partisinden seçildikten sonra CHP ye transfer olmuş,doksanlı yıllarda da yeniden milletvekili olmak için Baykal lı CHP nin ve Erbakan nın kapısını dahi çalmıştı.Ey milletvekilliği ve belediye başkanlığı ile encümen üyeliği…. Ey belediyelerden ve güneyden ihale almalar ve bir yakınını belediyeye kadro koymalar……Ey bu çevreden dava almalar……Nelere kadirmişsiniz ki, haberimiz yokmuş.Bu tür şeyler için değer diye atıf ettikleri her şeylerini bir kenara atma patikleri; siyasi yozlaşmayı,biçimsizliği ve laçkalığı yoğunlaştırır.Kürdistan türü sömürge ülkelerde devrimcilik ile yurtseverlik geçişli ve iç içedir.Kürdistan devrimciliği ve yurtseverliği; sadece hiçbir beklenti içersinde olmaksızın dervişçesine bedel, emek ve fedakarlık sürecine katılmaktır.Bir annenin hiçbir beklenti olmaksızın, bütün fedakarlıklara katlanarak çocuğunu büyütmesi düşüncesidir.Yani ne verebilirim sorusudur,ne alabilirim sorusunu içermez.Yurtseverlikten anladığımız budur.Bu tür yurtseverleri seviyorum,bu tür yurtseverlere saygı duyuyorum.Eleştirdiğim çizgiler,kişiler ve değerleri nazara alındığında atıf yaptığım yurtseverliği, daha da arar hale getirebileceklerini göstermektedirler.


Sömürgeci Türk devletinin kabul ve referanslarını esas alırken,Kürdistan ulusal mücadelesinin temel kabul ve referansları tasfiye edilmektedir.Lozan antlaşması Sömürgeci devletin ve sömürge sisteminin kuruluş belgesidir.Yok edilen Ermeniler ve Rumlar birer azınlık olarak bu kirli antlaşmada geçerken,Kürtler ve Süryaniler azınlık olarak dahi bu antlaşmada yer bulmamıştır.Lozan ı restore etmek isteyen sömürgeci devlet ile politik zihinleri siyasal çöplüğe dönüşmüş Kürt siyasetçi ve aydınları ile partilerinin Kürtleri birer azınlık olarak bu antlaşmanın 39. maddesine ve devletin Avrupa Birliği konseptine monte teme çalışması yürüttükleri görülmektedir.Kendilerini Kürt siyasi hareketi olarak tanılayan örgütler,siyasetçiler ve aydınlarımızın ulusal bilinci bir çöplüğe dönüşmüştür.Ülke olarak Kürdistan,siyasal statü,iktidar ve diğer dünya ulusları ile eşitlik hakkı olarak bağımsızlık ve Kürdistan ulusu olarak kolektif usul hakları üçlüsüne dayanan bir bilinç ve tercihleri olmadığından, içerisine sürüklendikleri çöplük sömürgeci devletin çöplüğüdür.Kürdistan ulusal konsepti ve paradigması bu üçlünün(ülke(toprak),bağımsız iktidar,ulus) tartışılmazlığı ve devredilmezliği ile vazgeçilmezliği üzerine oturtulmak zorundadır.Kürdistan sorunu,her ulusal sorun gibi toprağa, siyasal bağımsızlığa ve ulusal aidiyetin kolektif olarak varlık ve kabulüne bağlıdır.Bu nedenle bireysel haklar ve azınlık sorununa karşılık gelen Kürt sorunu yerine,Kürdistan sorununun(ülke sorununun) kavram olarak esas alınması zorunludur.Sorun,sömürgeci devletlerin bir iç sorunu olarak değil,sömürgeciliğe dayanan yabancı egemenlik(dış egemenlik) olarak ortaya konulmak durumundadır.Bu çerçevede çözümün ara kavşakları olsun olmasın,sömürgeci devletlerin Kürdistan dan tasfiyesine indirgenmek zorundadır.Buna paralel olarak da, var olan zulümler sömürgeci devletlerin kendi sınırları içresindeki insan hakları ihlalleri ve demokrasi sorunu olarak değil,Cenevre savaş hukuku ile Soykırımın sözleşmesi çerçevesinde savaş suçu,insanlığa karşı suç ve soykırımın zorunlu kıldığı bir devrim ve ulusal kurtuluşçuluk ile sömürgeciliğe karşı direniş hakkı olarak belirtilmesi mecburidir.Belirttiğimiz temel ideolojik politik referanslar dışında,Kürdistan ulusal Mücadelesine bir hukuki temel aranacaksa,bu Lozan veya Avrupa Birliğinin bireysel haklar konsepti ile Yerel Yöntemler Özerklik Şartının çerçevesi olmaz.Kürdistan ulusal sorunu sömürgeci devletin 2003 yılında imzalamış olduğu ikiz sözleşmeler üzerine(BM nin Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve BM nin Ekonomik ve Kültürel Haklar Uluslar arası Sözleşmesi üzerine) oturtulmalıdır.Bu sözleşmeler sömürge veya başka statülerle bağımlı olan halkların imza toplayarak siyasal örgütleri kanalıyla bağımsız devlet olmak için başvuru haklarını düzenlemektedir.Bu sözleşmelerde Birleşmiş Milletlerin başvuru sonrasındaki süreci denetleme mekanizması da düzenlemektedir.Kürdistan ın bütün parçaları üzerinde semsiye bir çatı görevi görecek,bütün Kürdistani örgüt ve çevreleri sevk edebilecek,temel konularda karar alıp uluslararası alanda muhatap olacak,örgütler arası ilişkilerde hukuk söyleyecek Kürdistan Ulusal Kongresi kurulmalıdır.Açık alandaki partilerin görevi; Kürdistan ulusunu Türk egemenlik sisteminin hem kurbanı, hem de dayanağı ve payandası haline getirmek değildir.Açık alandaki partilerin görevi;sömürgeci devleti bütün kurum ve kuruluşları ile sivil itaatsizlik ve kendi meşruluğu temelinde seferberlik ruhu ile pratik krizler yaratarak,ülkemizdeki bütün sömürgeci kurum ve kuruluşları işlemez hale getirmektir.Aksi yoldaki her parti,çevre yada siyasetçi ile aydın; ulusal konsept ve paradigmadan yoksun olmak zorundadır.Keklik gibi herkesi içerisinde bulundukları siyasi çöplüğe çekmeye çalışmayı başarı ve maharet zan etmektedirler.Kürdistan daki siyaset,görülmedik oranda konformist(biçimsiz),ilkesiz durumdadır, temel değer,hedef ve amaçlar ile konsept ve paradigmasından yoksundur.Kürdistan da devrimcilik ve yurtseverlik,oluşturulmuş çöplüğe ve konformizme katılmamak,tersine bağımsızlık çizgisi üzerinden siyaset yaparak,Kürdistani ve ulusal çapta bir konsept ve paradigma yaratma temelinde bir araya gelip mücadele etmektir.Kürdistan ulusal Kurtuluş Hareketi;devrimci olmak zorundadır,devrimci olabilmek içinde bağımsızlıkçı olmaya, ve bağımsızlık çizgisi(kesin kopuş çizgisi) temelinde yol ve hat belirleyerek siyaset yapmaya mecburdur.Her ulusal kurtuluş mücadelesinin üzerinde sürüklenebildiği temel değer yurtseverlik düşünce ve duygusudur.Sorunu, ulus sorunu olmaktan çıkartmak,yurtseverliği gereksiz ve gereci değerler içerisine atmaya çalışmak; tasfiyecilik ve işbirlikçilikten kaynaklanmaktadır.Kürdistan sorununu Türkiye nin iç sorunu ve diğer bir değiş ile de demokrasi sorunu olarak yansıtmak,sömürgeci devletin hiç kimseyi muhatap almamasın temel nedenidir.Çünkü bir devletin iç sorunu, yada demokrasi sorunu ise,haliyle herşey sömürgeci devletin başına gelenlerin iradesine kalmaktadır.Bu durumda da, kimseyi muhatap alma gereksinimi doğamamaktadır.Bu çerçevede devlet kendi konsept, program ve referanslarını esas alarak, tek başına irade koymaktadır.Kürdistan sorunu, dış egemenlikten kaynaklanan ve dış egemenliğin tasfiyesini gerektiren uluslararası bir sorunu olarak ortaya konulduğunda ise,Kürdistan ulusu yanında,uluslararası kurumların oturtabileceği bir masada çözülecektir.Sorun, bir halkın kendi devletini kurma sorunu olarak ortaya konulmadığından,taleplerde ulusal taleplerden çıkartılıp sömürgeci devletin referanslarına oturtulduğundan,uluslararası kurum ve güçler yönünden de amaç ve hedefin belirsizliği ortaya çıkmaktadır.Hedef ve amaçlarının belirsizliği ile sömürgeci devletin kabul ve referanslarına oturmuş olmak,aynı zamanda demokratik Cumhuriyetçi PKK inin uluslararası alanda meşru kabul edilememesinin ve “terörist” şeklinde damgalandırılmasının temel nedenidir.


Kuzey Kürdistan ve Türkiye yi 24 yerel yönetim modeli şakilinde sömürgeci Türk devletinin merkezsi yapısına bağlayarak yeniden düzenlemek;Apo ve Demokratik Cumhuriyetçi PKK sinin ile BDP nin ürettiği bir düşünceymiş gibi yansıtılmasına rağmen,uluslararası bir güç olarak Avrupalı emperyalistlerin ve emperyalist Türkiye nin kabul ve referanslarına dayanan bir projedir.Dört parçaya ve hata beş parçaya bölünmüş Kürdistan’ı daha da dağıtma ve siyasal statüsüz bırakma projesidir.Bu Kürdistanlıların kendi devletlerini kurmaya engel olma çalışmasıdır.Apo ve PKK si ile BDP lilerin her konuşmalarında bağımsız devlet ve herhangi bir siyasal statü istemediklerini beyan ederek sömürgeci devleti inandırmak için kendilerini mahf etmeleri,ne idüğü belirsiz Hasip Kaplan efendinin ise, epey yağlayıp sıvazladığı boğazından çıkan gür bir sesle, ulusumuzun iradesine ipotek koyduklarını gösterecek nitelikte bir iğrençlikle;”Bağımsız devlet düşünmek kimin haddine” türünden zırvalaması da, sömürgeci devletin konseptine göre iktidarsızlaştırma çalışmasıdır. Elbette ulusal devlettin kuruluşundan yanayız.Ancak esas aldığım ulus devlet modeli Apo ve PKK sinin kıstas aldıkları Kemalist ve Basisit devlet modeli değildir.Bu faşist modelleri esas alarak ulusal devletin gereksizliğini ve bitiğini söyleyen Apo uydurmaktadır.Sınıflar çözülmeden,tek bir dünya diline gidilmeden,devlet sınırları tümden yok edilmeden ulus devlet çözülemez.Karşıt sınıflar var olduğu sürece, ulusal devlet çeşitli biçim ve modeller altında devam edecektir.Burjuva ulusal devlet,sosyalist devrimden sonra sosyalist ulusal devlet modeline dönüşmektedir.Burjuva ulusal devlette burjuvazi ve sosyalsizimde de proletarya ulus adına iktidarı eline alabilmektedir.Her düzende diğer bir sınıf ulusun temsilcisi sıfatına bürünür.Sosyalizmden komünizme geçildiğinde ve proleter sınıf yanında, devlet sınırları ile diller çözülüp tek dünya diline geçiş sağlandığında, komünizmin son evresine gelinir.Komünizmin bu son evresinde artık devlet ve ulusal devlet olmaz,tek bir dünya devleti ve bütün insanlık için tek bir iletişim dili ortaya çıkar.Bunların başka bir ufku olmadığından değerlendirmelerini faşist ulusal devlet modeli üzerinden yapmaktadırlar.Esas aldığım ulusal devlet modeli Kürt ulusu yanında,Kürdistan’daki bütün ulusal azınlıkların dil kültür eğitim aidiyetlerini anayasal güvenceye alan,aynı şekilde bütün dinsel inançların kültür ve aidiyetinin kanuni güvence altına alarak hepsine eşit mesafede durup devlet dışında tutan demokratik ulusal devlettir.Kürt ulusu yerine,Kürdistan ulusu kavramını esas almamın iki tane temel nedeni vardır:Birincisi,sömürgecilikten kurtulacak bir ülkenin bağımsızlık hedefini ifade etmek içindir.İkincisi de;ülkemiz Kürdistan da Kürt ulusu yanında; Asuri(Süryani,Keldani,Nasturi),Mihelmi,Ermeni,Mıtırp(Çingene),Azeri,Türkmen Arap Fars gibi ulusal azınlıkların bulunması nedeni ile bu aidiyetleri de kapsayan bir ulus çatısına atıf yapmak içindir.Kürt ulusu yanında bu aidiyetlerin toplamı Kürdistan ulusunu oluşturur.Bu nedenler ile rede, inkara, asimilasyona dayanmayan,aidiyetler arasında eşitliği esas alan,adil bölüşümü içeren merkezi-bağımsız- ulusal demokratik sosyal devletin kuruluşunu esas almak zorundayız.Apo nun PKK sinin ve onları tekrar eden BDP lilerin bütün söylemleri sömürgeci devletleri kurumsal olarak yerinde bırakırken,Kürdistan ulusunu devletsiz ve siyasal statüsüz bırakma çabası olduğundan,caba ve anlayışlarının sömürgeci devlet tarafından tetiklenmektedir.


15 04 2010 tarihinde bir meslek kuruluşunun bünyesinde oluşturduğumuz Devrimci Demokrat Avukatlar Grubunun program ve kuruluş bildirisinde dahi;Alevi, Bektaşi Tahtacı, Ezidilerin din ve aidiyet ve kültürlerin yanında,ibadethane olarak cem evleri ve qup lerin kabulünü,bütün dini eğitim ve yönetimin(diyanetin) devlet teşkilatının dışına alınarak tüm dinlere eşit mesafede konumlanmış bir devlet yapılanmasının hukuki düzenlemeye kavuşmasını ortaya koyduk.Ayrıca,ulusal sorunun çözümü açısından ise, 5 yıllık propaganda ve hazırlık devresinden sonra federasyon ve bağımsızlık seçeneklerinin sadece Kürdistan ulusuna sorulacağı bir referandum ile çözümlenmesini,öte yandan, Kürdistan ve Türkiye deki ulusal azınlıklar olan Çerkezlerin,Lazların,Rumların,Boşnakların,Arnavutların,Ermenilerin,Asurilerin,Mihelmilerin,Çingenelerin,Arapların da aidiyet dil kültür ve eğitim haklarının anayasal güvenceye kavuşturulmasını çözüm perspektifi olarak ortaya koydum.Program ve bildiride;hiçbir aidiyetin diğer bir aidiyet ile sorun ve çelişkisinin bulunmadığını,Kemalist devlet ve statükosunun kitle dayanaklarını altından almak,ırkçılığı kırmak,kurbanları payanda olmaktan kurtarmak için,herkesin hak ve özgürlüğünü bu temelde hep birlikte savunarak Kemalist devleti çözmeyi ortaya koyduk.Kürdistan ulusal Kurtuluşçuları devrimci ve demokrat olmak istiyorsa,bu soruları sırtına alan bir ezen ulus solculuğu olmadığı için kendi sırtlarına almak zorundadırlar.Politikada hedefe ulaşmak,Kürdistan’ı kurmak ve Kemalist devleti çözerek yeniden düzenlenmesine yol açmak için bu zorunludur.Bütün bu aidiyetlerin hak ve özgürlükleri Kürdistan sorunu ile birlikte programa alınarak meydanlarda gündemleştirildiğinde, söz konusu aidiyetlerdeki gericilik ve statükocu düşünce de kırılacak ve Kemalist devletin kitle dayanakları ile çözülüş süreci başlayacaktır.Apo nun kültü altında ulus, ülke ve iktidar değerlerini tüketen Demokratik Cumhuriyetçi PKK ise,Kemalist devletin hassasiyetleri yanında kabul ve referanslarını esas aldığından söz konusu bakış ve pratikten yoksundur.


Çerkezler 1864 te Rusya da ki soykırım dan kaçıp sürüldüklerinde, Osmanlı devleti tarafından Kürdistan sınırındaki illere bir hat şeklinde yerleştirildiler.Demokratik Cumhuriyetçi PKK ve BDP nin özgürlükçü değerleri olsaydı ve Kemalist devletin statükosunun dayanakları olmasaydılar, hiç kuşkusuz Samsun,Kayseri Düzce,Konya,Sakarya gibi kentlerde Çerkez nüfusu bulunduğundan, bu şehirlerde Çerkez adaylarını,Sakarya ve Rize ye Laz milletvekili adaylarını,Trabzon,Giresun, Ordu,İstanbul a Rum adaylarını,İstanbul,Diyarbakır,Kilikya ya Ermeni milletvekili adaylarını,Adana ve Hatay a Arap ve Çingene adaylarını,Mardin e Asuri ve Mihelmi milletvekili adaylarını,Dersim, Malatya, Adıyaman,Maraş,Çorum,Tokat,Sivas İstanbul Mersin gibi yerlere Alevi milletvekili adaylarını koyardı.Bakiye kontenjanlara da Kürt milletvekili adaylarını koyardı.Bu aidiyetlerden milletvekili adayı koymaktan daha önemli olan şey ise,temel hak ve özgürlüklerini bildiri ve programlara alarak meydanlarda ve demeçlerde gündemleştirmektir.Apo nun Demokratik Cumhuriyetçi PKK si ve BDP nin, “Kürt sorunu yerine,bu diğer sorunlar gündeme gelip güncelleşir” bencilliği ile bundan kaçındığından, Ziya Halis ler ayrılıp parti kurdu.Devrimci Demokrat Avukatlar Gurubunu oluşturma sürecinde de, Demokratik Cumhuriyetçi ve BDP li üç adet avukat;”Bütün aidiyetlerin yer alacağı ve tümünün hak ve özgürlüklerinin savunulacağı bir grup oluşturulması halinde, Kürt sorunu gündemden çıkar,diğer sorunlar güncelleşir, ve bir süre sonra da diğer aidiyetler parmak çoğunluğu sağlayarak grubu kendi denetimlerine alacaklardır” diyerek, bana muhalefet edip beni engellemek için adeta bir taraflarını yırttılar.Manipülasyon ve dezenformasyon çapalarını da Çağdaş Avukatlar Grubu diye bilinen Türk Kemalistleri ile birlikte yürüttüler.Ancak bize yenildiler,engellemeyi başaramadılar.Alevi-Bektaşi kurumlarının başında yönetici olarak bulunanların çok büyük çoğunluğu ise Aleviliği bir inanç olmaktan çıkartıp bir milliyet haline getirebilmek ve Kemalist düzene bağlı kalmak, yada BDP nin tavrına tepki olsun diye adeta Alevileri Kürtlere düşman noktaya götürmeye çalışmaktadırlar.Kemalist BDP de,aynı şekilde bulunduğu noktadan Kürtleri ile Alevileri birbirine düşman yapma siyasetine katkı yapmaktadır.BDP liler, diğer Kürtleri Alevilerden uzaklaştırma,sorunlarının güncelleşmesini kendilerine rakip görme,kullanmacı yaklaşma tutumunu sergilemektedir. Buna gerekçe olarak da, Alevilerin kendilerinden desteklerini çekmiş olduğunu savlamaktadırlar.Bir Süryani aday olmaksızın Mardin de üçüncü milletvekilini çıkartmak, veya Alevi diye bilinen bir sanatçımız olmaksızın Dersim de milletvekili çıkartabilmek mümkün görünmediğinden dolayı,adı geçen iki aidiyetin hak ve özgürlüklerini gündemleştirmeden,Süryani ve Alevi aday gösterebilmesi analizlerimizin gerçekliğini değiştirmez.Kemalist ve işbirlikçi Aleviler ile Kemalist ve işbirlikçi Demokratik Cumhuriyetçi BDP lilerin bu anlayış ve tutumları tehlikeli ve tahripkardır.Mesele Kürt ve Alevi aidiyeti yada başka bir aidiyet üzerinden kendisini tanımlayan insanlara Kemalist devletin hem dayanağı, hem de kurbanı olduklarını kavratıp bu durumdan çekebilmek ve bütün ezilen kategorilerin hak ve özgürlükleri ile mücadelelerinin devleti çözmek için seferber etmek meselesidir.Alevi ve Alevilik; Kürdistan ulusal inancı Zerdüştlüğün kendisi ve devamı olduğundan, bir Kürt ve Kürdistan aidiyetidir.Ancak Kürdistan aidiyeti olmayan aidiyetlerin hak ve özgürlüklerini de kendi özgürlüklerimiz ile birlikte savunarak güncelleştirmek zorundayız.Bunu Devrimci Demokrat sıfatının bize yüklediği zorunlu bir görev olarak bilince çıkartmak durumundayız.Bu aynı zamanda Kemalist devleti çözmenin ve kitle dayanaklarından yoksun hale getirerek ırkçılık ve gericiliği dağıtmanın bir yoludur.


Ziya Halis in genel başkanlığından istifa ettiği EDP kurulduğunda, Alevi partisi olarak konuşulmasına rağmen,Alevi kurumlarında yönetici olanların büyük bölümü Kemalist CHP nin milletvekili adayı olmak için başvurduğundan,buna karşın EDP ye, ÖDP den gelmiş olan Ufuk Uras ekibide, BDP nin bağımsız adaylarını destekleme kararı aldığından, haklı olarak Ziya Halis istifa etti. İstifa sonrasında da EDP nin Alevi partisi olma ihtimali ortadan kalktığı gibi,söz konusu parti ÖDP den gelenlere kaldı.Ancak Kemalist Devletin statükoyu kurucu partisi CHP hem seksen yıldır hiçbir sorularına mehlem olmadığı Alevileri karşılıksız kullanabildiğinden, hem de on yılda bir periyodik aralıklarla soykırımlarını da onlardan esirgemediklerinden ve alevi analarının soykırımlar nedeni ile çektiği acıları da Onur Öymen nin konuşmasında ortaya döküldüğü gerekli gördüklerinden,Alevilerin kurumlarında yönetici olanların önemli bir kısmı da kendi soykırımcısına aşık olmuş tipleme olarak, adı geçen partiden adaylık başvurusu yaptı.CHP karşılıksız olarak Alevilerin oylarını almaktan emin olduğundan ve küçük bir ihtimalle de olsa aykırı çıkabilecek seslere yer vermek istemediklerinden, Alevi kurumlarında yönetici olan hiç kimseyi aday göstermediler.Bu Alevi kurumlarında yönetici olup başvuruda bulunmuşlarının nasıl kullanıldıklarının ve zihinlerinin ne kadar çarpık olduğunun bir diğer kanıtıdır.Hiç kuşkusuz Alevilerin ahlak modelini, insan merkezli bakışlarını kültürel değerlerini ve istisnasız bütün sosyal politik demokratik taleplerini savunmaktayım.Ancak Alevilerde tepki duyduğum ve eleştirdiğim tek şey; nüfuslarının büyük bölümünün kendi soykırımcıları olan Kemalizm’e,Kemalist devlete ve Kemalist partilere olan aşıklarıdır.Sanki Şamanizm den Islama geçiş yapan Karahanlılar Türkmen Devleti,Moğollar,Selçuklular,Osmanlılar ve Kemalist Türkiye sürekli ve sistematik olarak Alevileri soykırımdan geçirtip, göçertmeler uygulamadı. Sanki 1921 te Sivas ta,1937 de Dersim de,daha sonra Malatya da, Çorum da, Maraş ta, Gazi de, Madımak ta Kemalist devlet kendilerine soykırım uygulamadı Sanki dergah ve cem evlerini yasaklayıp, diyaneti ve din eğitimini devletin içerisine alan Mustafa Kemal değildi Soykırımcısından kopamamak ve kendisini soykırımcıda görmek, bir anlamda bir köyde tanrı gibi gözüken despot bir ağanın tecavüz edip iğfal ettiği bir kadının kendi namusunu temizlemek, yada çaresizlik ve korku nedeni ile tecavüzcüsü olan feodale sığınmasına ve ortaya çıkan tecavüz ilişkisini devam ettirmesine benzemektedir Oysa bu soykırımcılık ve kullanım tarzı nedeni ile Türk egemenlik sistemine, Kemalist devlete ve düzen partilerine karşı en fazla mücadeleye ihtiyacı olanlar Alevilerdir.Alevi kurumlarında yönetici olup ta, Türk egemenlik sisteminden ve Kemalsizimden kopmayanlar pratikleri ve anlayışları nedeni ile kendilerine öz eleştiriel yaklaşmaları gerekmektedir.Kemalsizimde ısrar edenlerin ise,Alevilik ile Alevilere tahribat dışında verebileceği bir şey olmadığından,kendilerini teşhir edip tasfiyeye uğratmalıdır.Alevi kurumlarında yönetici olanlar, EDP de aday olarak bu partiyi geliştirmeliydiler.Yada Alevi nüfusunun yoğunlukta olduğu yerlerde bağımsız Alevi adayları olarak seçimlere girmeliydiler.Yahut BDP yi Alevi ittifakı ile ortak bir programa zorlamalıydılar.Bu alternatiflere sırt çevirerek Kemalist CHP ye yada diğer devlet ve düzen partilerine adaylık başvurusu yapan kurum yöneticilerinin hem en kolay, hem de en çarpık olanı tercih ettikleri kanısındayım.

DEVAM EDECEK

Av. Medeni Ayhan













Copyright © http://www.kurdistana-bakur.com Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2011-06-06 (1022 Okuma)

[ Geri Dön ]






>Powered by Nuke-Evolution