Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   Selahattin Demirtaş’a Açık Mektup   İLGİLİ HABERLER ve SINIRÖTESİ KÜRT DÜŞMANLIĞI   Faiz Cebiroḡlu:Hasip Kaplan demeci üzerine bir not..   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Mustafa Elveren:HDP’yi İtibarsızlaştırmak İsteyenler Boşa Çıkarılmalı   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (12) HER BÎJI KURDİSTAN   Bülent Tekin:Selahattin Demirtaş'ın yeniden aday olmaması   Abschiebung nach Pakistan verhindern   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (08) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

08) Yakub Aslan:KUZUYU KURDA EMANET ETMEM?Z? ?ST?YORLAR




Yakub Aslan:KUZUYU KURDA EMANET ETMEMİZİ İSTİYORLAR





Toplum mühendislerinin uzun vadeye yayarak planladıkları projenin amacına matuf destek gören naylon korsan aydınlar, kuzuyu kurda teslim etmemizi tavsiye ediyorlar. Kuzuyu kurda teslim ettiğimiz zaman neler olduğunu hepimiz iyi biliyoruz. Çakma akil adam pozisyonundaki bu korsan kanaat önderleri zalimle, mazlumun aynı şeyler olduğu büyüsünü hayatımızın temel ilkesi haline getirebilmek için her türlü efsunlu çabanın içerisinde yer almaktan haya etmiyorlar.

Neden korsan aydınlar? Çünkü bulundukları makamı hak etmiyorlar. Fikir, zihindeki sancılı bir çabadan veya sosyal hayattaki zaruretten, toplumdaki ciddi ihtiyaçlardan dolayı ortaya çıkan ürünüdür. Aydın bunu zihninde şekillendirir, hamur gibi yoğurarak bir düzene girmesini sağlayabilmek için ince bir işçilikle zahmet çeker ve onu insanların istifadesine sunar. Güven, dürüstlük ve adalet tezgahından geçmiş olan bu ürün, realiteye uygunluk ifade eder, çünkü bu şartlar içerisinde hazırlanmıştır. Türkiye’de bu yapılmıyor, hepimiz görüyoruz. Tamamen söylenenin aksine bir ahlakla egemen paradigmanın bilgileri, herhangi bir süzgeçten geçirilmeden doğru bir bilgi olarak topluma yansıtılıyor. Gerçek ve hiçbir dayanağı olmayan bilgilerle şartlandırmak, yönlendirmek, zihin bulanıklığı sağlamak maksadıyla bilinçaltı düşmanlığıyla ilkesizce gündeme getirilmekte ve korucu ruhla yapılan bu yanıltma hareketi gerçekmiş gibi yutturulmaktadır. İlkeli olmak, adalet ve hak üzere doğruyu söylemek bir yana bu yapılan tamamen ahlaksızlıktır. Olanı olmamış gibi göstermek veya olmamışı olmuş gibi yutturmak başka neyle izah edilebilir acaba?

Kürdistan coğrafyasında neler yaşanıyor, bunun analizini yapan akıl sahipleri için, kirlenen siyasetin rengini okumak o kadar da zor değil. Sistem yaklaşık bir asırdan beridir devam ettirdiği inkâr, imha, sindirme, bıktırma, yozlaştırma, siyasetlerini yalan üzerinde oluşturma politikalarından vazgeçmiş değil. Sorunla ilgili ülkeler ile ortak konsept içerisinde Kürtleri devşirme, dönüştürme, aşağılama veya kompleks içerisinde tutma çabalarından geri kalmıyor. Özgürleşme yoluna inşa ettiği sanal düşünce, kirli bilgi tabanlı bariyer ve engellerine her gün yenilerini katıyor. Ben beş yaşında Van’a geldiğim zaman Türkçe bilmiyordum, köydeki çocuklar da tek kelime bilmiyordu. Sonradan biraz öğrendim. Şu anda benim köyümdeki çocukların nerdeyse tamamı Kürtçe bilmiyor ve büyük bir ihtimalle daha sonrasında da öğrenmede zorlanacaklar, öğrenemeyeceklerdir. Asimilasyon kültürel, sosyal ve eğitim araçlarıyla onları dönüştürüyor. Sosyal kompleksler onun böyle bir alana yeniden yönelmesine engel olacaktır. Haksızca bir uygulama ve hiçbir insan için kabul edilmeyecek seviyede bir zulüm. Zulme muhatap olanlar Kürtlerdir, bundan dolayı onlar gündem. Sistem bir yandan asimilasyon çabalarını kirli siyasetleriyle hayatın bir parçası haline getirirken, diğer yandan bunun karşısında bir direnç hattı oluşturmaya çalışan Kürtlerin zayıflatılması, politikalarının kirli hale getirilmesi için de çabalıyor. Ne yazık ki, münevver görünümündeki kimseler bu zulmü görmezlikten geliyor ve dolaylı bir şekilde bu zalim konseptin uygulamalarına ortak oluyor. Buna sadece ben değil, insanlık onuruna değer veren haktan-adaletten, doğrudan yana olan herkes itiraz ediyor/etmelidir. Çıkarcı/menfaatçi bir duruş sergileyen ilkesiz, kişiliksiz naylon aydınların, kafa karıştırıcı, yozlaştırıcı, “hem nalına, hem mıhına” ahlaklı, ajite etmeye yönelik dezenformasyon haberlerine itibar edilmemelidir. Çocukluğumuzda, insanların duyguları, düşünceleri, tepkileri yüzlerine yansırdı. Gözleri bir ayna görevini görürdü. Şimdi durum değişti. Sanal bir gülümseme, insanın bütün bu gerçeğini gizleyebiliyor, tebessüm maskesinin arkasında buharlaştırabiliyor. Dolayısıyla, egemenleri koruma adına, “hem nalına ve hem de mıhına vurma” durumu karakter haline gelmiştir. Böyle olunca da haklı kim, haksız kim sanal yalanlarla rahatlıkla gizlenebiliyor.

Bu topraklar üzerinde Allah’ın hiçbir şekilde hoş görmeyeceği zulümlerin yaşandığını söylüyoruz ve bunun örnekleri hayatın tamamında belirgin halde kendisini hissettiriyor. Son 25 yıl zarfında 500 yakın çocuk bu topraklarda vahşice öldürüldü. Devam eden ismi konulmamış savaşta, toplum için şiddet, yoksulluk, tecavüz, dışkı yedirme, yozlaştırma, göç, fuhşa sürüklenmek, aşağılanmak, ötekileştirilmek, linç edilmek, hayatın iyice kıyısına itilmek, sosyal hakların gasp edilmesi, kadınların omuzlarındaki yükün artması, dini duyarlılıktan uzaklaştırma politikalarından kaynaklı travmalar hayatın tamamında acı verici oldu. Bu gerçek karşısında gözlerini yumup, kulaklarını tıkayanlar ve egemenlerin diliyle düşmanlıklarını sergileyenler hiç sıkılmadan, sistemin gönüllü hizmetçileri gibi kendisine giydirilen çakma akil adam misyonunu ifa ediyor. Peki bu kadar zulüm karşısında neden susuluyor? Zulüm karşısında susan dilsiz şeytan değil mi? Neden gerçekler efsunlu ifadelerle gizleniyor? Dünyanın hiçbir yerinde bu büyüklükte bir zulüm yaşanmazken bu akil adamlar, neden Altaylara akın yapma macera ruhsalından uzaklaşamıyorlar? Bu savaşta, yaklaşık 4000 köy yakıldı, boşaltıldı, yaklaşık 4 milyon Kürt yaşadığı topraklardan zorunlu göç etmek zorunda kaldı. Son yirmi yıl zarfında, 251 Kürt gözaltındayken cinayetin galiz karanlığında buharlaştı/kayboldu kendisinden bir haber alınamadı. Bu savaşın asıl müsebbipleri, savaşın içerisinde olmayan yaklaşık 5 bin masumun katillerini gizliyor. Bu otuz yıl zarfında her yıl ortalama bin kişi bu savaş neticesinde öldürüldü. 70 bine varan korucu sayısına, ‘kaçırma, gasp, köy yakma, mülkiyete el koyma, tecavüz, zulüm, yaralama, işkence, öldürme gibi insanlık suçlarının bilançosunu artırmaları için’ yeni kadrolar ekleniyor. Ölülere tecavüz ediliyor. Mahkemesi devam eden Alman uyruklu bir bayan alayda, yaralı halde onlarcasının tecavüzüne uğruyor ve öldükten sonra da uzun süre çöplüğün üstünde arkadaşlarıyla birlikte leş muamelesiyle tutuluyor, sonrasında diğer cesetlerle birlikte bilinmeyen bir yere gömülüyor. Toplu mezar bulunduğunda yapılan otopside bayanın rahminde bir kilo civarında sperm olduğu tespit ediliyor. Bunu anlatmaktan utanmıyorum. Bu gerçeklerin üstünü örten, yalanı doğru gibi anlatan, olmuşu olmamış gibi gösteren naylon kişiliklerden utanıyorum. Görentaş’ta esir alınan bir bayan gerillanın korucular ve askerler tarafından çıplak bir şekilde soyulup, dağdan alaya getirilirken güvenlik güçlerinin ellerindeki çubukları onun sağına soluna batırması esnasında “Siz Müslüman değil misiniz? Allah aşkına bu onursuzluğu bana reva görmeyin, beynime sıkıp öldürün! Sizin vicdanınız yok mu?” diyen bayanın feryadını kim duydu? Hiç kimse ve hiç kimse… Onun feryadı, gökyüzünü geceye çeviren dezenformasyon ustası kargaların kanatları arasında kayboldu…

Son otuz yılda silah ithal eden ülkeler arasında 3. sırada yer alan Türkiye, bu silahları nerede kullandı? 17 bin kişinin katilinin faili (belli) meçhul olduğu, 40 bin insanın en vahşi yöntemlerle öldürüldüğü, göçe zorlandığı, aşağılandığı bir savaşın Kürtlerin ruhsalında nasıl bir derin yara açtığının farkında olmak ve bunun karşısında duyarsız kalmak hangi akıl sahibinin karı olabilir? İnsanın ruh, düşünce alemini aydınlatma, psikoloji ve zihin alanını sistematik bir düzene sokma, sapmaları, yanılgıları, savrulmaları, yozlaşmaları, ahlaki ilkelerden uzaklaşmaları engelleme, hakkı, hakikati, doğruyu göstermeye çalışma misyonuna sahip olan aydınların toplumun önderliğinde duyarlı olma zorunluluğu vardır. Zor bir çizgi olduğu doğrudur. Ancak, insan olmak ve onun da ötesinde Müslüman olmak bu sorumluluğu getiriyor. Düşünce, yargı, yanlış anlaşılma, damgalanma, hazmedilmeme, kendisinden ayrı görme, ötekileştirme, yok sayılma, bloke edilme veya efsunlu yalanların arasında silikleştirilmeye çalışılma gibi risklerinin yanında, güvenlik açısından da büyük sorunlar doğurabilir. Müslüman olmak, insan olmak bu risklerin üstünde değerler taşıyor. Önemli olan bu kısmıdır.
Mazlumun dini, milliyeti sorulmaz. Bir kavme olan düşmanlıktan dolayı, adaletsizliğin tercih edilmesini doğru görmüyoruz. Düşüncemizin ana ekseni budur. Bunu anlayamayanlar ile farkımız bu. Doğrudan, haklıdan, mazlumdan yana olmamak hiçbir bahaneyle izale edilmez. Hak ve adaletin inşasına çalışmak, adil tanıklığı pratiğe yansıtırken, hayalci olmamak, yere sağlam basmak ve düşünce ile pratik uyumunu sağlarken vitrine oynamadan Donkişot pozlar takınmadan gerçeklerden taviz vermemek, onurlu bir duruş sergilemek Müslüman’a yakışan en sahih yaklaşımdır. Kürtlerin haklı taleplerine karşı dürüst olmak, onların mazlumiyetini, varoluş taleplerini savunmak, jakoben/totaliter ulus devlet aklının tekçi politikalarına, asimilasyon ve yozlaştırma projelerine karşı çıkmak ve onun bütün zulümlerin ana kaynağı olduğu gerçeğine rağmen, onun sebep olduğu zulümlere sonuçlardan ortaklar aramak basitliğine düşmemek her birimizin izlemesi gereken yoldur. Hepimiz çok iyi biliyoruz, bu militarist devlet zihniyeti hiçbir şekilde Kürtlerin varlığını kabul etmeye yanaşmıyor, inkâr, aşağılama, yok sayma, kendi kültür, eğitim ve sosyal yapılanmasında eritme, devşirme çabalarını hummalı bir şekilde sürdürüyor. Bütün zulümlerin, haksızlıkların sebebi olan ve zulüm sarmalını toplumun tamamına musallat eden sistemin, aklanırcasına zulmüne bahaneler bulmak, onun elinin güçlenmesi için onun dilini kullanmak veya onun sinsice hazırlamış olduğu projelerin içinde yer almak, maksatlı dezenformasyon haberleri doğruymuş gibi empoze etmek, bu haksızlık karşısında direnen muhalefetin karşısına düşmanca bir yapılanmanın içine girmek, hak taleplerinde bulunanları savunur gibi görünüp aslında her fırsatta onlara düşmanlığı sergilemek veya el altından onların karşıtlarıyla iş kırıştırmak ahlaki değil. Ahlaki olmadığı gibi insani ve İslami de değil.
Allah’ın var etmiş olduğu bir özelliği görmezlikten gelmek, ertelemek, yok saymak veya kendi bünyesinde eritmeye çalışmak hiçbir adaletle bağdaşmaz. Dolayısıyla adaletsizliğin göstergesi olan bu duruma karşı direnmek ve alınan değerlerin peşine düşmek ve bu alanda verilen mücadeleye sahip çıkmak her birimizin sorumluluğudur. Art niyetli kirli politikalar asimilasyonist ırkçı bir form ve niyetle yapılıyorsa, buna karşı direnç göstermek Allah’ın rızasına göre hareket etmekle eşdeğerdir. Önemli olan insanın iyinin, hakkın, doğrunun, gerçekçi olanın mı yanında yer alacak? Yoksa sanal, çakma, naylon, korsan, işbirlikçi, omurgasız, oportünist, her ipte oynayan, “hem nalına-hem mıhına vurma” karakteri taşıyan kötülerin bir parçası haline gelmek isteyen insanların safında mı yer alacak? Sığ, bireysel yaklaşımlarla bakış açılarını saptırmak, doğru bir tartışma zemininden çıkmak, kabul edilemez. Biz doğru bir tarzda, ölçüde ve zeminde Kürt Müslümanlar olarak nerde, nasıl ve neden durmamız gerektiğinin tartışılmasını istiyoruz. Doğru hedeflerin nasıl belirleneceğinin bu bölgenin insanlarınca konuşulmasını ve siyasi bir iradenin ortaya konulmasını istiyoruz. Böyle tartışıldığında sonucun, ahlaki ve erdemli olacağına inanıyoruz. Her insanın, fıtri normal hakları üzerinde konuşuyoruz. Dil de bu haklardan biridir.

Evet dil önemlidir. İnsanın dili, kimliğinin en bariz şekilde dışavurumu, duygu ve düşünce dünyasının tercümanı, geçmişin kültürünü taşıyan ve ona dair birikimin, var olma ruhunun kimyasıdır/muzaiğidir. Çekilen bunca acıya rağmen, sistem kutsal devlet ritüelinden vazgeçmiş değil. Toplum mühendislerinin ön gördüğü, Kürtlerin üç kuşak sonra anadillerinden koparma, kültürlerinden, edebiyat ve tarihlerinden uzak tutma projesini sinsi bir şekilde hayatın ana damarlarında canlı tutmaya gayret ediyor. Bunun gerçekleşmesi için, dökülen kanların, annelerin gözyaşlarının, ödenen bedellerin, yere düşen genç bedenlerin hiçbir öneminin olmadığını deklere edercesine “inadım inat!” diyor. Kürtler evlat acısına rağmen “barış” diyor, sistem kuyruk acısından dolayı “savaşa devam” diyor.

Türkiye Müslümanları ve özelde de Kürdistan’da yaşayan Müslümanlar olarak Kürtlere yönelik kirli politikalar karşısında sahih, dürüst ve kendisiyle çatışma halinde olmayan bir ruhsalla olaylara yaklaşmamız ve bu gerçekleri örtenlerden, yok sayanlardan ayrışarak adil şahitlik misyonumuzu haktan yana ifa etmemiz onur meselemizdir. Hakikati, içinde yaşadığımız gerçekleri sadece doğru olduğu için savunmalıyız ve bunu yaparken başkalarının kırılabileceği gerçeğiyle vicdanımızla/imanımızla savaş halinde olmamalıyız. Hakkı, hak olduğu için savunmalıyız. Evet, Yavuz DELAL’in de dediği gibi Kürtlerle ilgili bilinci bir bütün olarak PKK pratiğine borçluyuz, ancak bu pratik aynı zamanda kendi içimizde paradoks yaşamamıza ve olaya yabancı kalma handikabını aşamamıza da sebep olmuştur. Kürtlerin taleplerinin hak olduğuna inanmakla birlikte, bu haklı talepleri gündeme taşıyan örgütün bize yabancı olması zihin bulanıklığı içerisinde bocalamamızı da doğurmuştur. Olaya, ideolojik olarak baktığımızda çıkmazlarımız labirentlerden daha karmaşık hale gelmektir. Oysa geçmiş tecrübelerimizde, hak ve özgürlük mücadelelerinde bu kadar hassas olmadığımız ortadadır. Solcuların, Sağcıların, Çingenelerin, Ermenilerin, Alevilerin, Lazların, Çerkezlerin, Gürcülerin, Azerilerin, Muhafazakarların vs … hak taleplerinde Kürtlerin haklı taleplerine karşı gösterdiğimiz hassasiyeti ve politik rezervi göstermediğimiz bilinen bir gerçektir. Eğer demagoji yapmak istenmiyorsa, işin gerçeği budur.

Oysa bir özgürlük mücadelesi verildiğini iyi biliyoruz. Kürtlerin ırkçılığa tenezzül etmeyeceklerini ve ilkel ulusalcılıktan uzak olduklarını da biliyoruz. O zaman, ironi yapmayı bir kenara bırakıp Müslüman olmanın onurunu korumaya yönelmemizin daha doğru olacağını düşünüyorum. En küçük muhalefette, yanındaki yandaşına fısıldayıp “bunlar zaten PKK’lidirler” komikliğini/seviyesizliğini, asrımızın en matrak, kof, trajikomik, maskara, ahlaksız, lümpen, hayasız mizahı olarak gördüğümü söyleyebilirim. Vitrinde görünmek için çırpınan bu zihniyet bu suçlamayı öylesine efsunlu bir slogan haline getiriyor ki, insanlar imanından kaynaklanan hassasiyetlerini gizleme korkusu içerisinde izole olma acizliğine sürükleniyorlar, savuruyorlar, silikleştiriyorlar. Egemenlerin dilini kullanarak çevrelerini hipnotize eden bu zihniyet, öylesine güçlü bir aldatıcı ki, özellikle zihin bulanıklığı yaşayan çevremizde etkili oluyorlar. Gizli ve kurnazca bir şekilde gündeme getirdiği suçlama ve yaftayla, Müslümanların dürüst, gerçekçi ve içinde bulunduğu şartlara uygun bir şekilde varlık ispatı yapmasını ve savaşın durdurulması yolunda gerçekleştirmesi gereken çabayı sergilemesini engellemeyi başarabiliyor. Zalime karşı direnç gösterme talebiyle, böyle bir yaftalamanın/suçlamanın nasıl ilişkisi olabilir? Zulüm ancak güçlü bir muhalefet olursa geri adım atar. Gözlerimiz, kulaklarımız var bunu görüyoruz ve söylüyoruz. Karşısında dürüst, direnen, tepkisini bedel ödeme pahasına ortaya koyabilen ve bunlardan da önemlisi korku, ölüm duvarını aşan muhalefetten korkar ve geri adım atar. Yıllardan beridir devam eden zulme muhalefet etme pratiğimize baktığımızda, korkusuzca direnç gösterme rotasına girilmeden hiçbir alanda doğru ve başarılı iş yapmak, zalime geri adım attırmak mümkün değildir. Sarı muhalefetler bu direnci göstermedikleri için göstermeliktirler. Çoğu zaman zalimin hazırladığı projeler içinde ilkesizleşirler, değer kaybeder, zalimin dilini kullanmaya başlar, zalim gibi düşünür, olayları onun gibi algılayıp yorumlarlar. Muhalefet aleyhindeki ince hesaplanmış yalan haberlere sarılırken, bunun karşıtlarını sansürler, hasıraltında tutmaya çabalarlar. Tarih onların egemenlere gönüllü kapıkulu olmalarını unutmayacak. Hakikat onları içine düştükleri ironi ve paradokslarından dolayı yargıladığı zaman, kanatlarının altına sığınacakları kargalar da olmayacak.

Peki, ne yapmak gerekiyor? Omurgasız zihniyetin eleştirilmesiyle, o zihniyetin içine düştüğü trajikomik garip paradokslarını gündeme taşımakla iş bitiyor mu? Hayır, işte tam da burada vicdan sahibi, duyarlı, sorumluluk sahibi insanların sahih, dürüst duruşlarını sergilemeleri kaçınılmazdır. Özetle, Kuzey Kürdistan coğrafyasında inkâr, imha ve çözme/asimile etme politikalarına karşı Kürt halkının bir karşı direnci söz konusudur. Bu dirence PKK öncülük yapıyor. Solcu argümanlarla geliştirmiş olduğu retorik bizim kimyamıza uygun değil, ancak bu sürdürülen mücadeleyi görmezlikten gelmemize sebep olamaz. Ya sesimizi kesip, evimizde paşa paşa oturacağız, ya egemenlerden yana tavır alıp ve onların dışişleri projelerine kendimizi kurban edeceğiz. Ya da bu sürece müdahil olup kendimize has, özgün ve imani/vicdani sorumluluğumuzun rengini veren bir duruş sergileyeceğiz. İçinde yaşamış olduğumuz toprakların gerçeklerini daha ayrıntılı bir şekilde kavrama, özümseme ve bu temelde daha önce takınmış olduğumuz zihin bulanıklığını netleştirmemiz gerekiyor. Bu durum giderilmeden, pratikte yapılacak her açılım ve çaba başarıdan uzak girişimler olacaktır. Özgürlük taleplerinde uzun süreden beridir devam eden bir mücadele var, biz zihin karışıklığı ve korsan aydınların önümüze koyduğu korku, ama(!), kompleks ve aldatma bariyerlerinden dolayı nasıl bir tavır alınacağı konusunda kendimizle çatışma halinde olduk ve bundan dolayı da net ve samimi bir çaba gösteremedik. Bugün bu korkuları aştığımızı düşünüyorum. Bu tespit hiçbir zaman, yıllardan beridir bedel ödenerek, çoluk-çocuk ölümün, korkunun, şiddetin üstüne yürüyerek bedeller ödeme pahasına bazı kazanımlar elde eden bir iradenin karşısına dikilmeyi, ona alternatif olmayı, ona yamanmayı, onu zayıflatmanın yollarını aramayı gerekli kılmıyor. Şiddet ve siyasal alana bulaşmadan, Kürdistan toprakları üzerinde siyasi irade belirlemek sanıldığı kadar zor değil. Kürt halkıyla barışık olmamız durumunda, bize düşen alanda geçmişi telafi edici çalışmalar yapılabilineceğine inanıyorum. Toplumun dinsizleştiği, ahlaki yozlaşmanın yaşandığı endişemizin gereklerini yerine getirebilmek için, samimi çalışmalar yapabiliriz. Kültürel, sosyal alanlarda nefesimizi tüketebiliriz. Kürt halkına yapılan haksızlıklar karşısında insani ve İslami tavrımızı ve siyasi irademizi ortaya koyabiliriz. İnsan hakları ihlallerini tespit ve engelleme alanında enerjimizi beyhude yerlerde heder etmeden samimi ve etkili çalışmalar sergileyebiliriz. AKP’nin, yakın bir zamanda Kuzey Kürdistan’da olanlara ek olarak Diyanet bünyesinde egemenlerin belirleyeceği formatta başlatacağı Türk-İslamileştirme çalışmaları ve giderek dillendirmeye başladığı Kürd Özgürlük Hareketi’ne karşı muhafazakar işbirlikçi yapıları oluşturma projesi karşısında ne yapılmak istendiğinin farkında olarak hareket etmenin gerektiğine ve bu doğrultuda şimdiye kadar sürdürdüğümüz pratik, eylem, düşünce ve felsefemizi değiştirmemizin gerektiğine inanıyorum. Bu değişimi sağlamadan, düşündüklerimizi pratikte başarıyla uygulayabilmemiz mümkün değildir. Realiteye bakış açımızı, bunu analiz etmede ve formata sokmada kullandığımız mantık, felsefe ve argümanları ortak bir konsensüs ile netleştirmemiz, başarının anahtarı olacaktır. Konsensüsü oluşturacak bilinçli insanlar, Kürdistan gerçeğiyle ortaya çıkan paradokstan doğan bilinci de hesaba katarak, kararsızlık, ilgisizlik ve tarafsız kalmayı ahlakilik/erdemlilik görme kolaycılığından kurtulup, insan olarak, vicdan sahibi bireyler olarak yapabileceklerimizi pratiğe aktarabiliriz. Teori ile pratiğin uyum halinde olmasını sağlamak için de ileri bir düşünce düzeyi ve derinliğine sahip olunması elzemdir. Haklı taleplerin savunulması direnç iradesine yön verme, toplumda sahih düşünce ve davranış zenginliği yaratma, dolayısıyla topluma kendi alanında öncülük yapma iddiasında olan bir hareket olarak yürüteceğimiz teorik ve ideolojik çalışmalar küçümsenecek çabalar değildir. Sosyal çözülme, ahlaksızlığın yaygınlaştırılması ve geçmişteki kirli ilişkilerin bahane edilerek toplumun dinden soğutulması çabalarına karşı, İslami ve ahlaki bir aydınlanma hareketi böyle bir mücadele felsefesi ve birikim üzerinden yürütülebilir.

Yapılacak bu çalışmalar, Kürdistan ile sınırlı tutulmamalıdır. Çatışmaların şiddetinden zorunlu göç etmek durumunda kalan Kürtlerin metropollerde yaşadıkları da göz önünde bulundurularak, özgürlük ve hak talepleri mücadelesi daha geniş bir alana yayılmalıdır. Kendimizi böyle bir çalışma yapmakla sorumlu görüyoruz ve bunun da fazlası, batıdaki Müslüman kardeşlerimize bu durumu anlatmamız ve onları doğru bildiğimiz düşünce ve pratiklerimiz noktasında ikna etmemiz gerekir. Ancak, Kürdistan’da yapacağımız her çalışma bu bölgenin argümanlarını, şartlarını ve özelliğini taşımalı. Yani yapılacak çalışmaların kumanda merkezi, yine Kürdistan olmalı. Ismarlama akılla hareket edilmemelidir. Mazlumdan, hakları gasp edilmişten yana olmak insani, vicdani ve imanı sorumluluktan kaynaklanan bir tercihtir, taktik, stratejik değil tamamen inanmanın gereğini yerine getirmenin kendisidir. Teori çerçevesi içerisinde yapılan çalışmalar bu alandaki düşünce derinliğini yakalamak, zenginleştirilmek, tarih, sosyoloji ve mücadele felsefesinin alt-yapısını güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Ancak, bu çaba dar bir ideolojik cemaatleşme kalıbı içerisine sıkıştırılmadan halka indirilmelidir. Düşünceyi, pratiği insanlara taşıma, insanları bu düşünceyi benimser, ona göre düşünür ve yaşar hale getirme çalışması yürütüldüğü zaman içinde bulunduğumuz ironik kompleksten de kurtulacağımıza inanıyorum. Bunu sağlayabilmek için de kendisi olmayan, kendisiyle savaşan, yoz, yıpratıcı, işbirlikçi, egemen/güçlü mantığına göre şekillenen düşüncelerle mücadele etmek, onların nasıl ve neden yanlış olduğunu, yanlışların neden kötü ve zarar verici olduğunu inandırıcı ve ikna edici bir biçimde tanımlamak ve bunu insanlara taşıma şartı, başarıya ulaşmak için “olmazsa olmaz”larından olduğunu bilmekte fayda var.

Bütün bu söylenenler elbette, doğruya ulaşmak için bir öneri. Geçmişte yaşamış olduğumuz tecrübelerden yola çıkarak, her süreçte belirli hayal kırıklıkları yaşayabileceğimizi göz ardı etmememiz gerektiğini de bilmekte fayda var. Ancak yapılanın doğru olduğuna inanıyorsak, bu hayal kırıklığının arızi bir durum olduğunu da bilmemizde fayda var. Yenilgi ve hayal kırıklıkları geçicidir, kalıcı olan ise bu süreçteki duruş, geliştirebileceğimiz teori, pratiklerdir, başkalarına düşmanlık üzerinden varlık ispatına çalışmadan gerçekleştirdiğimiz etkinliklerdir, mücadelelerdir, her zemin ve zamanda mazlumdan yana olunması gerektiği yolundaki bilinçtir ve güçlü bir irade ortaya koyabilmektir. Bunu böyle değerlendirelim. Bunu başaracağımıza inanıyorum. En azından kafa karışıklığından kurtulup, ciddi bir modeli inşa etme çabasının küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Kültürel çalışmalarla, konferans, etkinlik, haksızlıklar karşısında irade bildirme, basın açıklamaları, diyalog vb siyasi temsiliyetin doğru tarif edilmesini sağlamakla boş bir alanı doldurabileceğimizi düşünüyorum. Böyle bir çalışmayla, sorumluluğumuzun yükü altında ezilmekten kurtulabiliriz. Eğer bunu yapabilirsek, evlat acısı olan Kürtlerle, kuyruk acısı olan Türklerin kardeşçe yaşayabileceklerini ve İslami-insani argümanların bağışlama-helalleşme kavramını canlı tutmayı başarmış olacağız.


Yakub Aslan

yakubaslan@gmail.com










Copyright © KURDISTANA BAKUR-BIJI KURDISTAN Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2011-06-24 (861 Okuma)

[ Geri Dön ]



Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution