Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın     KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Hüseyin Şahin:Körle yatan şaşı kalkarmış   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (19) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Ezidi anne:Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu   Selahedîn Çelik:Dengdayîna gelî, PKK û Başûr   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Efendî Serokekî Kurdistanê û bawermend e…   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.






APO NUN AVUKATLIĞINI İLK ÜSTLENENDİM,İŞBİRLİKÇİLİĞİ ORTAYA ÇIKINCA DA İLK ÇEKİLENDİM -04-12.2011

Avukat Medeni Ayhan / Bölüm (2)



“4 Şubat tarihinde Amerikan İstihbarat Merkezi CIA tarafından gelen bir haber üzerine Çankaya Köşkü'nde 23.10'da tarihi bir toplantı yapılır. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu ve MİT Müsteşarı Senkal Atasagun bir araya gelir. Gazeteci Tuncay Özkan, 4 şubat tarihli bu tarihi toplantının ayrıntılarını "Operasyon" isimli kitabında detaylarıyla anlatıyor. CIA'nın Ankara Temsilcisi MİT'in Yenimahalle'de bulunan merkezini ziyaret ediyor.

CIA yetkilisi MİT Müsteşarı Şenkal Atasgun'a, Abdullah Öcalan'ın bir operasyonla yakalanmasını ve Türkiye'ye getirilmesini öneriyordu. Sonrasını Özkan, kitabında şöyle anlatıyor: "Şenkal Atasagun olayla ilgili biraz daha bilgi istedi. CIA yetkilisi ne istendiğini anlamıştı. Amerika, Türkiye'ye Abdullah Öcalan'ı teklif ediyordu. Ama şartı neydi? Amerika Öcalan'ı niye Türkiye'ye verecekti? Amerika'nın şartı açıktı: 'Operasyonu Amerikan ve Türk ekipleri gerçekleştirecek. Ancak ne olursa olsun Abdullah Öcalan Türkiye'ye sağ getirilecek, mahkemede adil yargılanacak ve öldürülmeyecekti.' Açıkça istenilen buydu." .”(Yenişafak online com(yenisafak com tr) yayımlanan;”Mit in 13O Günlük Apo Kovalamacası” başlıklı yazı dizisi)

Bunun üzerine,Öcalan,Yunan istihbaratı EYP nin elemanları tarafından ABD ve İngiltere nin askeri üslerinin bulunduğu Korfu adasına götürülerek,buradaki İstihbarat merkezinde tutulur.Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos, ABD Atina Büyükelçisi Nicolas Burns'ü arayarak, Öcalan'ın Yunanistan'da olduğunu bildirdiğinden, Burns, da; Yunanistan dan çıkarılarak, Kenya ya gönderilmesini ister.Bunun üzerine,Öcalan a uçakla Kenya ya gidileceği ve ondan sonrada Güney Afrika ya geçiş yapılabileceği söylenir. Öcalan,Melsa Deniz ve yanındaki diğer kişilerle birlikte, Mavroz Lazaros kimliği ile 2 Şubat 1999 tarihinde Kenya nın Nirobi kentine gelir. Kenya daki Yunan büyükelçisi olup, uzun yıllar NATO bünyesinde görev yapan Costorlas in evine götürülür.Burda Öcalan nın Şeşsel adlarına götürülmesi seçeneği de tartışılır Daha sonra Yunanistan nın içişleri bakanı Pangalos un büyükelçiye verdiği talimat ile büyükelçilikten çıkmaları istenir. Öcalan ve yanındakilerin kabul etmemesi üzerine, Yunanistan dan 4 kişilik bir tim gönderilir ve durum Kenya İstihbaratına da bildirilmiş olur.Costorlas, Kalenderides'i de yanına alarak,Öcalan'ın yanına gider. Kenyalıların kendisini istediği yere götürmeye hazır olduğunu söyler Büyükelçiliğin içine gelen Kenya İstihbarat şefi Noan Arap Ta da,konuttan çıkmalarını,aksi takdirde akşamleyin kendileri için kötü olacağını anlatırlar.Bu esnada Polisler kendi araçlarıyla götürmek için zorlamaya başlarlar.Bu nedenle Öcalan nın refakatçileri direnirken ve Kenyalı polisler arasında tartışmalar devam ederken, Öcalan;”O halde gidebiliriz” diyerek,refakatçilerinin tersine direnmeden konuttan dışarı çıkarak,beklemekte olan çipe biner.Konvoy halinde çiple ilerlediklerinde,Kenyalı güvenlik elemanlarının müdahale etmedikleri bir operasyon sonucunda da, diğer bir aracın Apo nun içresinde bulunduğu aracın arakasına geçip konvoydan koparılmasına yol açarak uçağa götürülmüş olduğu belirtilmektedir.Bu şekilde 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye nin Şam şehrinden çıkan Öcalan,15 Şubat 1999 tarihinde Kenya nın Nairobi kentinden alındı.

http://www.netbul.com/superstar/ozeldosyalar/sicakhaber/teror/dev.asp linkinde ve wordpress com sitesindeki;”PKK,Kironolojik Araştırmalar, Dev Operasyon” başlığı altındaki yazıda ise;”Operasyon ile ilgili koordinasyonu Korgeneral Yaşar Büyükanıt yaparken, hazırlıklar Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı, Kuvvet Komutanları ve MİT Müsteşarı dışında herkesten gizlendi. Operasyon timini Nairobi’ye götürmek üzere Cavit Çağlar’a ait Fransız Dassault imalatı Falcon 900 B uçağı dört gün önce kiralandı.Uçağı Etimesgut Askeri Havaalanı’na getiren pilotlar Sadık Sindal ve Yalçın Bal misafir olarak alıkonuldu ve aileleriyle bile görüşmelerine izin verilmedi.Uçağın boyanıp teknik bakımının tamamlanmasından sonra görevliler özel bir gezi görüntüsüyle Nairobi’ye gitti ve havaalanında özel bir aprona çekildi.Özel tim Nairobi’de Yunan Büyükelçiliği misafirhanesinin yakınında üslendi. Öcalan pazartesi akşamı, Yunan Büyükelçiliği misafirhanesinden çıkartılıp bir konvoyla hareket ettiğinde operasyon için düğmeye basıldı.Türkiye’ye gelen uçak sabaha karşı Bandırma’daki kötü hava koşulları nedeniyle 6. Ana Hava Jet Üssü’ne iniş yapamayarak İstanbul’a yöneldi. Uçuş planı bildirmeyen uçağa Atatürk Havalimanı kule görevlileri önce iniş izni vermedi. Genelkurmay Başkanlığı’nın devreye girmesinden sonra uçağa saat 03.00′te iniş izni verilip güvenilir bir yere park edip kapılarını bile açmadan yakıt ikmali yapıldı. Uçak 04.00′te yine uçuş planı bildirmeden havalanarak Bandırma 6. Ana Hava Jet Üssü’ne iniş yaptı.” Denmektedir.

Öcalan,Kenya dan 15 Şubat ta alındıktan sonra,16 Şubat 1999 tarihinde sabaha karşı Atatürk havaalanında uçağın yakıt ikmalini yapması üzerine saat 04.00 de Bandırma üssüne geçtiği bilinmek ile birlikte,Bandırma daki üsse geçişinden itibaren geçen iki günde ise,(yani 16 Şubat 1999 sabahından 18 Şubat 1999 sabahına kadar ) nerde olduğu belirsizdir Öcalan nın İmralı da bulunmaması nedeni ile kayıp olan bu iki günde; nerde olduğu konusunda bir kesinlik yoktur,bu hususta değişik rivayetler bulunmaktadır Mevcut iddia ve rivayetler içersinde, Bandırma daki jet üssünden Türk ordusunun hava kuvvetlerine ait bir uçak ile Ordunun özel Harb Dairesine bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığının Ankara Kirazlıdere deki Seferberlik Başkanlığına götürülerek sorgulanmış olması ve daha sonrada, “Demokratik Cumhuriyet “ olarak adlandırılan ideolojik politik çizginin burada kesinleştirilerek,örgütteki kültü kanlı ile PKK nin paradigmasına dönüştürülerek,Kürtlere de şırınga edilme sürecine başlandığıdır.Buradaki özel sorgulamaya ilişkin evraklar bilinmemektedir,gizli bırakılmıştır.Ancak buradaki özel sorgulamadan sonra APO nun İmralı ya götürülmüş olduğu anlaşılmaktadır.Yani Apo,18 Şubat 1999 sabahından itibaren İmralı da olabilmiştir.Burda Mit elemanları ile öğrenciliğinden beri var olduğu ortaya çıkmaya başlayan ilişkilerine ilişkin belgelerin açıklanmasının da kendisine karşı bir şantaj aracı olarak kullanılacağının söylenmiş olması mümkündür

O dönemde( yani 1998 ve 1999 yıllarında) Özel Kuvvetlerin Komutanı durumunda olan ve Şemdin Sakık ın yakalandığı operasyonu(Yarasa Operasyonu) yönettiği söylenen Albay Engin Alan nın, koordinasyonu yürüten Orgeneral Yaşar Büyükkanıt ın altında olmak üzere, Öcalan nın operasyonunu da yöneten kişi olduğu,ayrıca bizzat Apo nun sorgusunun bazı bölümlerinde de yer almış olduğu belirtilmektedir.Bazı elemanları(Soner Yalçın vs), Ergenekon operasyonu gerekçesi ile tutuklanan Oda tv.com sitesinin iddia ve yayınlarında ise;Öcalan nın nerde bulunduğu belirsiz olan söz konusu iki günde, aslında yeri Ankara da olan Özel Küvetler Seferberlik Başkanlığında bulunduğunu,özel kuvvetler ile Mit mensuplarından oluşan 11 kişilik bir ekip tarafından burada sorgulandığını,Emniyet İstihbarat ve polisin istemine rağmen, polisin sorgu sürecinde bulunmalarına imkan verilmediğini,bu nedenle de polisin yıllar sonra Başbakan yardımcısı Bülent Arınc a,Özel Küvetler tarafından suikast yapacağı bahanesi üretilerek,Özel Küvetleri ile kozmik odasının kapılarının zorladığı ileri sürülmektedir.

İKİ;ABDULLAH ÖCALAN NIN AVUKATLIĞINI ÜSTLENMEMNİ VE ÇEKİLMEMİN NEDENLERİ

Demokratik Cumhuriyetçilik şeklinde isimlendirilen işbirlikçi çizginin hazırlık aşamasının öncesine gitme ihtimali olmak ile birlikte, Türkiye ye getirildikten sonra kesinleştirildiği kesindir. Türkiye de koalisyon hükümeti(DSP-MHP-ANAP) iktidarda bulunduğundan, Mesut Yılmaz bir süre önce başbakanlığı Bülent Ecevit e devir etmişti.Bülent Ecevit,16 Şubat 1999 tarihinde Abdullah Öcalan nın Türkiye ye getirildiğini basın ve kamuoyuna açıkladı.Devletin çeşitli kurumları ve medya kanalı ile ortam gerdirildiğinden faşist bir provokasyon havası hakimdi.Bütün televizyon,internet sitesi ve yıldırım baskı yapan gazetelerde küfür hakaret tehditler vardı.Hep bir ağızdan idam çağrısı da yapılmakta idi.

Bu koşullar altında Ankara da HADEP tarafından avukatlara bir toplantı çağrısı yapılmıştı.Ankara İl Teşkilatında 19 Şubat 1999 tarihinde yapılan toplantıya ise, sadece ben gitmiştim.O dönemde yurtsever olduğunu söyleyen otuza yakın avukat Ankara da bulunmasına rağmen,gerdirilmiş ortam yanında, kişisel kaygı ve korkuları nedeniyle olmalıdır ki;Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenmeye gelen olmadı. Bunun üzerine, Türkiye ve Kürdistan daki avukatlardan kendilerini yurtsever olarak tanımlayanların, İstanbul da merkezi bulunan Toplumsal Araştırmalar Hukuk Vakfının(TOHAV ın) üyesi olmaları,Kürt avukat sayısının İstanbul da daha fazla olması, ve İstanbul unda Mudanya ya(İmralı ya) coğrafik olarak daha yakın olması gibi nedenler ile İstanbul da toplantı yapılarak, bu kenttin üzerinden çalışmaların yürütülmesi uygun görüldü.Bu nedenle İstanbul a gittim.

Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenmek için,İstanbul da merkezi bulunan TOHAV da 21 Şubat 1999 ve 22 Şubat 1999 tarihlerinde avukatlar olarak toplandık. Yapılan ilk toplantıya sadece 11 avukat katılım sağlayabilmişti.Ankara Barosuna üye avukatlar içinden yine sadece ben vardım.İzmir Barosuna üye olan avukatlar içinden de sadece Av Hatice Korkut gelmişti. Diyarbakır Barosuna üye olan avukatlar içinden ise, sadece Av Mahmut Şakar ve Av Osman Baydemir toplantıya katılmıştı Diğer katılımcı avukatlar ise, sadece İstanbul Barosunun üyeleri durumundaydılar.Diğer Barolardan ise,avukatlığı üstlenmeye gelebilen olmamıştı.İstanbul Barosuna bağlı avukatlarda da avukatlığı üstlenmek için gelenler; Av Ahmet Avşar, Av Mükrime Tepe Av Filiz Köztak,Av Aysel Tuğluk, Av Doğan Erbaş, Av Ümmihan Yaşar, Av Gül Altay gelmişti 22 Şubat 1999 tarihinde İstanbul DGM ye Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenenler yönünden dilekçe fakslayıp vermeden önce Av Eren Keskin,Av Selim Okçuoğlu, Av Ahmet Zeki Okçuoğlu,Av Av İmam Şahin,Av Cihan Erbaş Av Derya Bayır da Abdullah Öcalan nın avukatlığını müdafi olarak üstlendiğinden, sadece 16-17 avukatın adını barındıran dilekçe ile DGM ye başvurduk. Toplantıya bizzat katılan avukatlar içinden ise,ben, Av Ahmet Avşar, Av Mükrime Tepe Av Filiz Köztak,Av Aysel Tuğluk,Av Mahmut Şakar ve Av Osman Baydemir hemen DGM ye başvurarak, Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlendiğimizi deklere ederek, bir gün sonra da İmralı ya 3-4 avukatın görüşmek üzere gitmesi düşüncesini savunuyorduk.Diğer avukatlar ise, ortamın biraz yumuşamasını bekledikten sonra, avukatlığını üstlendiğimizi deklere edip 3-4 kişinin İmralı ya gitmesinin daha doğru olabileceğini düşünüyordu.Sonuç itibari ile ben, Av Osman Baydemir ve Av Hatice Korkut İmralı ya giderek ilk görüşmeyi sağlayacak kişiler olarak saptandı. Dördüncü kişi olarak da Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenmeye pek istekli olmadığı söylenen, ve evine gidilerek ikna edilmesi halinde katılacak olan Av Ahmet Zeki Okçuoğlu olacaktı.Çünkü toplantıya gelen avukatlar, genelde mesleklerinin ilk yıllarında olan avukatlardı,daha tecrübeli bir avukatın da bulunmasında yarar görüldü. Sonuç itibari ile 22 Şubat 1999 tarihinde gözaltısı devam eden Abdullah Öcalan nın kardeşleri Hava Keser ve Mehmet Öcalan dan alınmış yetki ile DGM Başsavcılığına başvurarak, 23 Şubat 1999 tarihinde 16-17 avukat adına dört avukatın Abdullah Öcalan ile ilk görüşmeyi yapmak üzere, Mudanya ya gideceğini bildirdik. Bu durumda Ankara Barosundan ben,Diyarbakır Barosundan Osman Baydemir, İzmir Barosundan Hatice Korkut ve İstanbul Barosundan da Ahmet Zeki Okçuoğlu İmralıya gidecek ilk avukat grubu oldu. Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu, gözaltındaki kişi ile en fazla 3 avukatın görüşebileceğini düzenliyordu.Ancak biz ilk görüşme yönünden 4 avukat belirlemiştik.Avukatlar olarak İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi(DGM) Nöbetçi Savcısı Ali Yorulmaz a dilekçe verdik.DGM savcısı kanunda en fazla üç kişinin görüşebileceğini,ancak mevcut durumda sadece 1 avukatın görüşmesine imkan verebileceklerini söyledi. Buna rağmen 4 avukat olarak İmralı daki Abdullah Öcalan ile ilk görüşmeyi yapmak üzere, İstanbul dan Mudanya ya gitme kararımızda bir değişiklik yapmadık.

İstanbul DGM nin önünde İmralı ya gidecek 4 avukat olarak bir basın açıklaması yaptık.Basın açıklamasını, Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenen 16 avukatın adını basına deklere ettik.Basın mensupları Av Zeki Okçuoğlu na ideolojisini sormamış olmasına rağmen,liberal olduğunu ve Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlendiğini beyan ediyordu.Ahmet Zeki Okçuoğlu nun bir ideolojisi vardı, ve benim algıladığım kadarı ile TC nin ve Avrupa Birliğinin bireysel haklar konsepti ile dil kültür hakları yerine,o günün koşullarında ABD nin desteğine dayanacak bir özerklik çözümünden yanaydı.Hatice Korkut un ise, bir ideolojik birikimi de, ideolojik çizgisi de görünmüyordu.Duygusal düzeyde de olsa samimi bir yurtsever olduğu için geldiği sonucuna varıyordum.Benim ideolojim ise,geçmişten beri bilindiği gibi vardı,sosyalistim. Kürdistan ulusal sorununda da bugün olduğu gibi; bağımsızlık dışında hiçbir çözümü nihai olarak devrimci görmüyordum.Osman Baydemir ve Mahmut Şakar ın da ideolojik açıdan bir bilgileri,birikimleri ve tercihleri yoktu.Ne söylenebilecekse,ona aykırı söz söylemeyecek yapıdaki kişilerdi.Osman Baydemir, davranışlarını belirlerken,büro ortağı Mahmut Şakar ın gözlerine bakan bir tipti.Banlar;PKK deki Apo sisteminin aradığı tipin söylenecek söze aykırı söz söylemeyecek yapıdaki tip olduğunu bilebilecek durumdaydılar.Bu şekilde davranmaya ihtiyaçları da vardı.Mahmut Şakar, İnsan Hakları Derneğinde yönetici olduktan sonra ,Av Feridun Çelik, Av Abdullah Akın,Av Cebbar Laygara Mehmet Selim Özalp ve diğer klikdaşlarının perde önündeki klikleşmelerine karşın,güç olmak ve etkili olabilmek için kendi avukat bürosu ile İHD üstünden kliğini oluşturmaya çalışıyordu.Mahmut Şakar ın avukatlık bürosunun ortakları Av Osman Baydemir,Av Metin Kılavuz,Av Muharrem Erbey,Av Ayla Akat ile daha sonra bunlara katılacak olan bugünkü BDP genel başkanı Av Selhattin Demirtaş yanında, Nazmi Gür,Av Bengi Yıldız,Av Doğan Erbaş,Av Aysel Tuğluk gibi kişilerden oluştu.Bu iki klikteki kişilerin sadece avukatlardan oluştuğu düşünülmemelidir.Ayrıca üçüncü bir klik olarak Ahmet Türk-Sırrı Sakık kliği de hep vardı.Diğer iki klik köylü-feodal ve burjuva tarz ile kültürü karma olarak temsil ederken,Mahmut Şakar ların kliğinde ise davranış şekilleri itibari ile burjuva tarz daha egemen olduğu gibi,kendisini riske etmeden hareket etme,uluslararası güçlerle diyaloga girme ve risklerden kendisini sıyırarak kilit noktaları alma özellikleri daha belirgindir.Mahmut Şakar kanalı ile Osman Baydemir in belediye başkanı olması ve ABD ye gitmesi, yine Mahmut Şakar aracılığı ile Nazmi Gür ün BDP nin ABD deki temsilcisi olarak gönderilmiş olması üzerine;Abdullah Öcalan nın huylanmış olduğunu düşünüyorum.Bir televizyon kanılında Osman Baydemir, Abdullah Öcalan nın on yıldır söylediklerini tekrarlamış olmasına rağmen,Apo nun büyük tepki göstererek;”Diyarbakır daki gençler senin ağzını yırtar. Git çocukların düştüğü çukura iki traktör kum doldur. Senin görevin budur” demesi, ve hemen akabinde ise; bir belediye işçisine sorgulandığının,yanına amir olarak bir komiserin konulduğunun savlanması ile her yerde küçük düşürme amaçlı olarak;”Ciguli” türü şeyler söylenmesi ne ile ilgilidir? Elbette bazı Kürt internet sitelerinde algılanıp yansıtıldığı gibi;Osman Baydemir in herhangi bir ideolojik ve örgütsel birikiminin,önder özeliliğinin,iradesinin, Apo dan farklı bir düşünceyi geliştirme yada söyleme gücünün yahut da ağırlığının olabildiğinden kaynaklanmamaktadır. Apo,siyasi mesaj verme tekelinin sadece kendisinde bulunduğunu anlatmak,legal alandaki kişilerin hiçbir temsil niteliğinin bulunmadığını göstermek yanında, bazı merkezlerin bu tür kişileri hazırlayıp güncelleyerek geliştirme ihtimalini düşündüğü için tepki göstermiştir. Oysa Apo nun bu kişileri algılaması da, tepkisi de abartılıdır.

Abdullah Öcalan Türkiye ye getirildiğinde, Av Feridun Çelik Diyarbakır belediye başkanıydı ve killiğinde bulunan diğer kişilerin bütünü de değişik şehirlerde belediye başkanı veya il-ilçe teşkilatının yöneticisiydiler.Bu klik ilk mahalli seçimlerde el alırken,sonraki iki mahalli seçimler ile genel seçimlerde ise aday yapılmadılar.Aynı zamanda Av Feridun Çelik üstünden(kendisinin şahsında)teşhir de edildiler.Bu nedenle Av Mahmut Şakar ve killiğindeki kişiler kendi büroları ile İHD yönetimi dışında hiçbir yerde yoktu.Abdullah Öcalan nın Türkiye ye getirilmesinden sonra,Av Feridun Çelik ve killiğindekiler avukat olarak aktör olmayınca,inisiyatifi tümden kaybetme,yani Av Mahmut Şakar killiğine kaptırma gerçekleşti. Ahmet Türk-Sırrı Sakık kliği ise,diğer iki kilitken hangisi başat hale gelirse gelsin, bir ölçüde yolunu bulmuştur.Bu üç klikteki bütün kişilerin avukat olduğunu düşünmemek lazımdır,avukat olmayanlarda bu killiklerde vardır. Bu killiklerdeki bütün kişiler yanında, Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenmiş kişiler içinde aslında PKK ile örgütsel ve hiyerarşik ilişkisi olan kimse yoktu.Fakat Medya nın yarattığı hava nedeni ile sanki Apo nun avukatlığını üstlenenler PKK nin örgütsel ve hiyerarşik yapısına dahilmiş gibi bir intiba oluştu. Bu klikler deki insanların hiç birisi, PKK nin örgütsel ve hiyerarşik yapısına dahil olmamak ile birlikte,aynı zamanda örgüt yönetimindeki killiklerin yasal alandaki bir yansıması olarak düşünülmeleri de yanlış olmaz.Geçmişte Ahmet Türk-Sırrı Sakık kliği, genel kurmaydan bazı yetkililerle görüştükleri gerekçe gösterilerek,bizzat Apo nun beyanatları ile teşhir edilmişti. Daha sonra aklanarak sisteme yeniden alındı. Av Feridun Çelik bir dönem belediye başkanı olduktan sonra,belediye başkanı olan diğer arkadaşları ile birlikte bir daha aday olmasının önünü kapattılar, ve çuvalını doldurduğunu söyleyerek teşhir ettiler. Yani sadece Feridun Çelik değil,kendisinin killiğinde bulunup belediye başkanı veya başka bir konumda bulananların bütününe yakını bir daha aday yapılmaksızın, sistemin kenarına bırakıldılar.Bunlar da bir gün yeniden sisteme alınıp işlerlik kazanmayı beklemektedir. Zaten sistem bir kliği teşhir edip kirliliğine atıf yaparken, diğerini kullanıp aklayıp pullamaya başlamaktadır. Teşhir edilen klik efratlarının ilke veya kişisel gurur adına da olsa,geçmişte dedikodularla teşhir edilmiş ve dıştalanmış olmaları nedeni ile bir tavır aldıkları görülmemiştir.Tam tersine herhangi bir nedenle ve herhangi bir kavşakta affedilip sisteme yeniden alındıklarında,yada bir parmak işareti ile kovuldukları sistemin içerisine davet edildiklerinde,bir anlamda iadeyi itibar kazanıp yeniden toplumda bir nebze de olsa saygınlık elde etmeyi ve bir ölçüde de olsa menfaatlerini gerçekleştirmeyi esas aldıklarından,balıklama atlayabilmektedirler.Bütün klikler bu durumdadır.Üç klikte; her şeye he diyerek, yada he demiş gibi görünerek,bedellerle ortaya çıkmış olanaklardan kişisel ve ailesel olarak yararlanma,birlikte güç odağı olma,şahsını örgütleme ve birbirine karşı olan sürtüşmelerde etkili olmak açısından da bir üsteki odağa sığınma mekanizmalarıdır.Klikler bazen birbiri ile çatışıp etkisizleştirerek,bazen de uzlaşarak etkili olma ve olanaklardan yararlanma mekanizmalarıdır.Bu tür amaçlara dayanan klikleşmeler, sosyo-politik yozlaşma dışında bir şey getirmezler. Bu nedenlerle bu kliklerden hiçbirine dahil olmayı tercih etmediğim gibi,kendim de bir klik oluşturmaya hiç yönelmedim.Kendime yakıştırmadım.Benim için yurtseverlik;kişinin,”ne alabilirim, ne yiyebilirim” sorusunu sormadan, bir annenin çocuğuna karşılıksız süt verebilmesi gibi, düşünsel inançları doğrultusunda maddi ve manevi fedakarlıklarda bulunması ve ne verebilirim sorusu ile yaklaşmasıdır.

22 Şubat 1999 tarihinde DGM önünde basın mensuplarına Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenen 16 avukatı deklere ederek,yarın İmralı ya gitmek üzere Bursa nın Mudanya ilçesine gideceğimizi deklere ettikten sonra,23 Şubat 1999 sabahında ben, Osman Baydemir, Ahmet Zeki Okçuoğlu ve Hatice Korkut ile taksi şoförlüğünü yapan bir arkadaş ile birlikte,İstanbul dan Yalova ya, oradan da Mudanya ya geldik. Yolda bazı televizyon,ajans ve gazete muhabirleri araçları ile içinde bulunduğumuz taksinin arkasına takılmaya başladı.Henüz İstanbul şehir merkezinden çıkmamışken,aracımızın kırmızı ışıkta durduğu anda bir şahıs kaportaya vurarak tükürdü.Bunun Türk polisinin bir provokasyonu olabileceğini düşünerek,araçtan inip herhangi bir karşılık üretmedik.Mudanya ya geldiğimizde, başlangıç itibari ile ortam sakindi,esnaf kendi işi gücü ile uğraşmakta idi. Denize ve İmralı adasına cepheden bakan Mudanya adliyesi önünde saat 11 3O da aracımızı park ederek, Mudanya Başsavcısı ile görüşmeye gittik. Ancak yerinde yoktu. Mudanya jandarma komutanlığına gittik,makamında bulunmadığı söylendi. Kaymakamlığa gittik, makamında olmadığı söylendi.İlk görüşmenin sağlanmasına izin verilmesini ve feribot tedarik edilerek,bizi Mudanya dan İmralı adasına götürmelerini istiyorduk. Ancak mevcut durum muhatap olmak istemediklerini gösteriyordu.Yeniden Mudanya adliyesinin önüne gelmeye başladığımız esnada, medya mensupları;”Girişimlerinizin sonucu nedir,bugün Abdullah Öcalan ile görüşebilecek misiniz” şeklinde soru sormaları üzerine,Osman Baydemir;”Muhatap bulamıyoruz,CMK gereğince 3 avukatın görüşmede bulunma hakkı var,ancak bizden 2 avukatında görüşmesini kabul edebiliriz” dedi Biz avukatların bu tür demeçleri anında veya kısa sürede televizyon rodyo ve internet sitlerine yansıyordu.İlk görüşmedeki en önemli amaç; gidiş geliş yolunu açmak ve Abdullah Öcalan nın durumunu görmek olduğundan,aslında tek avukatın görüşmesi şartını dahi koysalardı,daha fazla avukatın görüşmeye girmesini dayatmayacaktık.

Yeniden adliyenin önüne geldiğimiz ana kadar sakin olan Mudanya esnafı birkaç sivil giyinimli polisin;”Apo teröristtir,onu savunacaklarda onun gibi teröristtir” diyerek hakaretlere başlayarak, halkı galeyana getirmeye çalışmaları üzerine,esnaftan kimi insanlar ellerine taş,sopa ve demirler alarak üzerimize gelmeye başladılar. Bu linç girişimi karşısında araca atlayarak yola doğru geldik. Bu esnada aracımız birkaç darbe alabilmişti. Mudanya Yalova ve Bursa ya giden yolların kesiştiği göbeğe(kavşağa) varmak üzere iken, şoför arkadaşa;”Bursa ya sür,orda Başsavcıya gidip çözüm isteyelim” dedim. Ahmet Zeki Okçuoğlu;”Zorlamayalım,İstanbul a dönelim, ne zaman devlet yetkilileri bizi arayıp koşulları oluşturduk, gidebilirsiniz derlerse öyle gideriz..Bursa da da linçle karşılaşmayacağımızın garantisi nedir:? Ben canımı çöpte bulmadım.Eğer bugün Bursa Başsavcılığına da gitmeye kararlıysanız, beni burada indirin.” Dedi.Bu durum karşısında; Hatice Korkut ve Osman Baydemir ise olumlu olumsuz bir tepki vermedi.Arkamızdan araçları ile bizi takip eden medya mensupları vardı,daha iylk günde avukatların kendi içerisinde tartışma ve ayrışma yaşıyormuş gibi bir görüntü vermek de doğru olmazdı. Bu nedenle İstanbul a gelmek için Yalova yoluna döndük.Yaklaşık 2-3 saat sonra Yalova da PTT nin önüne vardığımızda,Adalet Bakanlığından bir yetkili ile Osman Baydemir ile telefonda görüştü.Adalet Bakanlığından aradığını söyleyen yetkili; CMK da kanunen gözaltındaki kişi ile en fazla 3 kişinin görüşmeye gidebileceğini, ve olayın niteliği itibari ile en fazla 2 kişinin görüşmeye gitmesine izin verebileceklerini söyleyerek,25 Şubat 1999 tarihinde Ahmet Zeki Okçuoğlu ve Hatice Korkut un görüşebileceğini söylüyordu.

Gerek Kürdistan şehirlerinde, ve gerekse Türkiye metropollerinde kendilerini yurtsever yada devrimci veya demokrat olarak nitelendiren avukatlar fazlaydı.Ancak Medyadaki yayınlar ve devlet yetkililerinin açıklamaları eşliğinde yükseltilen faşist hava ve provokasyon vardı. Bu neden ile Kürt avukatların çok büyük çoğunluğu korkmakta olduğundan, Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstelenmeye gelmiyorlardı. Bu korkuyu kırmak ve çok sayıda kişinin sahiplendiğini göstermek açısından da birkaç gün sonra yüz kişinin üstünde bir avukat adı Med Tv de sayılarak, bunların Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlendiği konusunda asparagas bir haber yapıldı. Ankara daki bazı Kürt avukatlar bu listeyi benim hazırlayarak haber yaptırdığımı düşünecek ve sitem edecek kadar saftı.Çünkü bu tür oldu bittiye getirme tarzları benim tarzımın dışındaydı.Bu durumun Bursa Cezaevinden tetiklendiğini düşünüyorum.

Özgür Üniversite bünyesinde çıkardığımız ve genel yayın yönetmenliğini yapmış olduğum Özgür Bilim Dergisinde 1992 yılında yayımlanan;”Değerlendirmeyen ve Aşamayan Temsilciler” başlıklı yazım nedeni ile Ankara 2 Nolu DGM de Terörle Mücadele Kanununun 7/2 maddesinde düzenlenen örgüt propagandası gerekçesi 2 yıl hapis cezası ile cezalanılmama karar verilmiş olduğundan ve bu cezanın infazı içinde bana tebligat çıkarıldığından,1994 yılında çeşitli konuşmalarım ile bir yazımdan dolayı 17 ay a yakın tutuklulukta geçirdiğimden, bu sürenin yatacağım 2 yıllık süreden mahsup edilmesi ve ayrıca ¼ oranındaki infaz indirimi olan 6 aylık süreninde indirilmesi için yaptığım başvuru kabul edilmişti.Buna karşın bakiye kalan 1-2 aylık süreyi yatıp tamamlamam açısından da,avukat olarak iş ve dosyalarımı rayına koymak açısından 3 ay süre istemiştim.1O Aralık 1999 tarihinde İnfaz Savcılığına kanunen yaptığım bu başvuru kabul edilmiş olduğundan, 2 yıllık hapisten bakiye olarak yatmam gereken 1-2 aylık süreyi 3 ay sonra, yani 1O Mart 1999 tarihinde yatmaya başlamama karar verilmişti..Ancak hükümlü durumda olmama rağmen,avukatlıktan ihraç edilmek üzere hakkımda bir soruşturma açılmadığından ve ihraç kararı da bulunmadığından,Ankara Barosuna bağlı avukat olarak avukatlığa devam ediyordum. Bu tür bir soruşturma başlatılsaydı dahi, Ankara Barosu Yönetim Kurulu ve Disiplin Kurlularının ve daha sonra Barolar Birliği ve ondan sonrada Adalet Bakanlığının avukatlıktan ihraç kararları olmaksızın avukatlık yapmamı engelleyici bir durum da yoktu.Yani Cezaevine gireceğim 1O Mart 1999 tarihine kadar diğer mahkemelerde avukatlık yaptığımdan, avukatlık yapmam önünde hukuki bir engel yoktu. Öte yandan DGM nin benim hakkımdaki kararının Yargıtay’ca onadığının tebliğinden sonra,derneğin kapatma davası ile karşı karşıya kalmaması için,başkanı olduğum Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin kayıtlarına bir istifa dilekçesi eklemiş olmamak ile birlikte,derneğe uyarı yazısı gelene kadar filen faaliyetlerime devam ediyordum.Bu nedenlerle hükümlü pozisyonunda olmam, derneğin başkanı olmam,siyasi bir kimliğimin olduğunun düşünülmesi ve Abdullah Öcalan a gözaltında kabul etirilmiş veya öncesinde ettirilip gözaltında kesinleştirilmiş işbirlikçi çizgiye karşı,herhangi bir korku ve kaygı hesabına girmeden, kendisine uyarıcı telkinlerde bulunarak,sorun yaratacağımı düşündüklerinden ilk görüşme dört kişi yerine iki kişi ile sınırlandırıldı.İkinci görüşmeye ise ben cezaevine alındıktan bir gün sonra izin verildi.Osman Baydemir inde devlet tarafından İmralı daki ilk görüşmeye gönderilmemesinin nedenin de;İnsan Hakları Derneğinin Başkan Yardımcısı olması ve kendisini de politik bir kişiliğinin varılabileceğinin düşünülmesiydi:Dört avukattan 3 kişinin görüşme hakkı varken, devletin 2 avukat ile görüşmeyi sınırlaması, ve basın mensuplarına liberal olduğu konusunda demeç veren Ahmet Zeki Okçuoğlu yanında, ideolojik politik bir temeli ve tercihi olmayan,ancak duygusal düzeyde yurtsever olan Hatice Korkut ile ilk görüşmenin sınırlanmasının nedenini budur. Ancak o gün hiçbirimiz Abdullah Öcalan nın dönüştürüldüğünü ve ideolojik-politik inkar sürecini başlatarak açıkça işbirlikçiliğe başladığını da bilebilecek durumda değildik.

22 Şubat 1999 tarihinde Med(Medya) Tv nin araması üzerine bir gün önceden el yazmalı olarak hazırladığım 5 sayfadan ibaret metin üstünden gözaltı sürecindeki bazı hukuka aykırılıkları sıralayarak, avukat olarak taleplerimize ilişkin açıklalar yaptım. Ayrıca 23 Şubat 1999 tarihinde İmralı dan gelişimizden bir gün sonra,yani 24 Şubat 1999 tarihinde de de yazılı olarak hazırladığım açıklamayı Medya ya aktardım.Açıklamalarımda özetle;Abdullah Öcalan nın en geç gözaltındaki 4. gününde avukatlar ile görüştürülmesi gerekirken,15 Şubat 1999 tarihinden beri yakalanmış olmasına rağmen, görüşmeye gitmiş 4 avukatının geri çevrildiğini,linçle karşı karşıya kaldığımızı,medyanın yaptığı haberlerde sürekli Abdullah Öcalan a hakaret edilerek kişilik haklarına saldırı yapıldığını,henüz dava açılmamış olmasına rağmen,devlet yetkililerinin idam edilmesi gerektiğini beyan ederek,bağımsız yargının oluşumunu peşinin sakatladıklarını,Hürriyet gazetesinin;”dava Nisan da ,karar ise Mayıs ta” şeklinde manşet atarak, davanın sürecinin peşinen politik kararla saptandığını,DGM lerin hukuk dışı mahkemeler olması karşısında bu mahkemede yargılama yapılamayacağını,Abdullah Öcalan na isnat edilen suçun niteliği itibari ile uluslar arası bir mahkemede yargılanması gerektiğini,yargılamanın Nazi kampı görüntüsündeki İmralı yerine Ankara da veya İstanbul da yapılması gerektiğini,İmralı da yapılacak yargılamada yargılamanın aleniyeti kuralının da ihlal edilmiş olacağını,yargılamanın aceleye getirilmeden savunmasını yapabilmesi için uygun koşullar yanında, makul bir sürenin olması gerektiğini, İmralı yerine diğer tutukluların bulunduğu bir cezaevine alınması gerektiğini,Ankara da Abdullah Öcalan ve PKK yöneticileri hakkında açılmış dava ile yeni açılacak davanın arasında fili ve hukuki irtibat bulunması nedeni ile birleştirilmeleri gerektiğini,özelilikle ilaçlı ve işkenceli sorgulama yöntemlerinin hukuken yasak olmasına rağmen bu tür yöntemlerin gözaltına alınış tarihinden itibaren kullanıldığından kuşkulandığımızı,İdam cezasının uluslararası mevzuatta yasaklanıp, Türkiye de de 14 yıldır uygulanmamasına rağmen, bütün medya kuruluşlarının yayınlarında bu çerçevede karar dahi kurulduğunu dile getirerek, bu hukuka aykırılıkların ilk etapta ortadan kaldırılmasını talep ettik Bu çerçevede el yazmalı olarak hazırladığım metnin tamamını MED Tv de okuduktan sonra, 24 Şubat 1999 tarihinde Türk Medyasına da dağıttım.

Devlet yetkilisinin 2 avukat sınırı çerçevesinde iki gün sonra,yani 25 Şubat 1999 tarihinde Ahmet Zeki Okçuoğlu ve Hatice Korkut bir daha Mudanya ya gittiler ve feribot ile İmralı ya götürülerek,ilk görüşmeyi sağladılar.Ahmet Zeki Okçuoğlu dönüşte;”Abdullah Öcalan,kar maskeli adamlar içinde on dakika gibi bizimle görüştürüldü.Abdullah Öcalan bitmiş,Başbakanlık Kriz Merkezinin istemlerine göre savunmalarımı vereceğim, Avukatlığımı üstlenecekler de buna göre hareket etsin.” şeklinde konuştuğunu söylüyordu.Benim avukat olarak buna göre hareket etmeyeceğim de açıktı,deşifre edip kamuoyu önünde eleştirerek teşhir edeceğimde tartışmasızdı..Çünkü bu tür bir durumun ortaya çıkması halinde,işbirlikçiliğin aleti olmak,Kürt halkına kurulan komplonun bir parçasına dönüşmek yerine,bir aydın olarak yurtsever-devrimci sıfat ve duruşumuzun zorunlu kıldığı sorumluluğu yerine getirmek esas olacaktı.Ancak Av Ahmet Zeki Okçuğolu nun bu anlatımı bile bende Apo nun işbirlikçiliğe başladığı konusunda kesin bir düşünce yaratmadı.Apo nun, Ahmet Zeki Okçuoğlu nun söylediği şekilde işbirlikçi bir duruş ve anlayışının ortaya çıktığının kesinleştirilmesi için; ya benim içinde bulunduğum bir heyetin İmralı da görüşmeye girmesi, veya içerisinde olmasam dahi ikinci bir avukat heyetinin yapacağı bir görüşmeden sonra,söz konusu durumu ve hali ile de tavrımı belirleyip deklere etmeyi uygun buldum.Çünkü Ahmet Zeki Okçuoğlu,nu bir haftadır tanımıştım,ayrıca geçmişte defalarca Abdullah Öcalan tarafından ajan olarak ilan edilmişti.Bununla birlikte,Ahmet Zeki Okçuoğlu nun anlatımını tümden de önemsiz bulmadım.Üzerinde düşündüm.

Bu nedenle Apo nun, Kürtlere mesaj olsun diye Avrupa ya çıkış ile birlikte devletleşmeye atıf yapan cümleleri yanında, öbür taraftan;”Bizans hükümdarı Diyojen,Selçuklu Sultanı Alpaslan a yenildi,teslim oldu,bazı şartlar karşılığında da öldürülmedi,af edildi,bugün faizim çığırtkanlığı yapanlar,kendi faşizmlerini aşıp tarihlerine bakarlarsa,bu durum tarihlerinde var” şakilindeki cümlelerindeki amaçlarının Türk devletinin faşist niteliğine vurgu yapmak olmayabileceğini,aksine idam edilmemek karşılığında teslim olma mesajı olabildiğini de daha fazla düşünmeye başladım. Ortaya çıkan durum doğru ise, varolan uyuşmazlığın işbirlikçi tarza ortadan kaldırılmasını mı hedefleyecekti.?Benim; duruş, anlayış ve kişilik özeliklerim itibari ile Türk devletinin kurumlarının istemlerine göre dizayn edilip,sergilenecek oyunda figüran olmayı tercih etmeyeceğim ve muhalefet edeceğim açıktı. Ortaya çıkan durum bağımsızlık hedefini içeren PKK programına ve bir iki hafta önce yapılıp basına yansıyan PKK nin kongre kararları yanında,Apo nun;”Türkiye den Kürdistan a geldik partileştik,Ortadoğu ya çıkmakla ordulaştık ve Avrupa ya gelmekle devletleşeceğiz” söylemine de tümden aykırıydı. O zaman ikinci bir avukat heyetinin görüşmesine kadar bekleyip,Apo nun yeni heyet ile yaptığı görüşmenin durumuna göre tavrımı kamuoyuna açıklamayı esas aldım.

Ancak devlet,25 Şubat 1999 tarihinde yapılan bu ilk görüşmeden sonra, 11 Mart 1999 tarihine kadar kimseyi Abdullah Öcalan ile görüştürmedi.Benim bakiye 1-2 aylık hapis süresini yatmam için cezaevine alınacağım tarih ise; 1O Mart 1999 tarihiydi. Vekili olduğum kişilerin mağdur olmaması için duruşması olan dava dosyalarımı özetleyen birer bilgi notu, ve yaptığım tevkil vekaleti ile birlikte avukat arkadaşlarıma dağıttım.1O Mart 1999 tarihinde Ankara Kapalı Cezaevine girdim.Yani Türk devleti ilk görüşmeden sonraki görüşmeyi benim cezaevine girişimden bir gün sonra,yani 11 mart 1999 tarihinde yaptırdı. Daha sonra da 16 mart,19 Mart,23 Mart,26 Mart,2 Nisan,6 Nisan,8 Nisan,12 Nisan,15 Nisan,19 Nisan ve 22 Nisan tarihlerinde haftada bir ve düzenli olarak avukat görüşmeleri yapılmış olduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. 24 O4 1999 tarihinde Abdullah Öcalan nın davasına başlandığından,bu tarihte ilk duruşması yapılmış oldu.Davası 29 O6 1999 tarihinde idam kararı ile sonuçlandırıldı. Yargıtay 9 Ceza Dairesi de 22 kasım 1999 tarihinde almış olduğu,ancak 25 Kasım 1999 tarihinde tefhim edip açıkladığı kararla, DGM nin kararını onadı.

Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevine girdiğimde, Adalet Bakanlığına dilekçe göndererek,Abdullah Öcalan nın cezaevinde bulunması ve yargılamanın da cezaevinde yapılacak olması karşısında, yargılama başlamadan önce hukuki yardımda bulunmak ve avukatlığını cezaevinde yapmak açısından,İmralı cezaevine naklimin yapılması talebini içeren dilekçe yazdım.Daha sonraki süreçte 25 O4 1999 tarihli olup, daktilo yazmalı 5 sayfalık dilekçemin de,sadece başlık kısmını değiştirerek;Cezaevi Savcılığı kanalıyla hem Başbakanları Bülent Ecevit e,hem de Cumhurbaşkanları Süleyman Demirel e gönderdim.Bu dilekçelerde 22 Şubat 1999 tarihinde Med Tv nin telefon ile bağlantı kurması üzerine dile getirdiğim ve 24 Şubat 1999 tarihinde de Türk Medyasına basın açıklaması olarak dağıtmış olduğum açıklamalardaki bütün hukuka aykırılıkları özetledikten sonra,gerek benim ve gerekse Abdullah Öcalan nın müdafiliğini üstlenmiş diğer avukatların karşılaştıkları hukuksuzluk ve saldırıları sıralayarak, bunların devlet politikasının ürünü olduğunu,faili meçhul olarak isimlendirilen siyasi cinayetlerin köy yakma ve boşatmaların, Kürt kırsal nüfusunu göçertmelerin de devletin resmi politikasının ürünü olduğunu,klasik faizimden farklı olarak Türk usulü faşizmin devletin yapısında ve kuruluşunda cisimleştiğini,devlette sistematik olarak cisimleşip kurumlaşan faizim ve sömürgeciliğin bütün sorunların temeli olduğunu, var olan faizim ve sömürgecilik ortadan kaldırılmaksızın sorunların çözülemeyeceğini,eğer işe faşizmlerini terk etmekle başlamayacaklarsa, Alman ya daki gibi;Hidenburg un,Gobles in,Papen nin ve Hitlerin rolünü paylaşacaklarını yazdım.

11 Mart 1999 tarihinde Abdullah Öcalan ile yapılan ikinci görüşmeye giden avukatların İstanbul da bulunmaları, ve buna karşın benim de 10 Mart 1999 tarihinden itibaren Ankara da cezaevinde bulunmam nedeni ile Av Ahmet Zekiokçuoğlu nun anlatımlarını teyit etme imkanım olmadı.Ancak 24 Nisan 1999 tarihinde Abdullah Öcalan nın davasının ilk duruşması yapıldıktan bir iki gün sonra,Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevine el yazmalı olup, 3 sayfadan oluşan bir metin geldi. Çeşitli konularda alt alta sıralanmış cümleler ve saptamalardan oluşan bu metinin,Apo nun yazdıktan sonra Mahkemeye sunacağı savunmasının mahiyetini yansıtan temel başlıkları oluşturduğu söylenmekteydi.Aynı zamanda bu üç sayfalık metnin,diğer cezaevlerine de dağıtıldığı söylenmekteydi.Metini okuduğumda, Kemalist Devletin kabul ve referansları ile istemlerine uygun olan saptamalar ile cezaevindeki Kürtleri sürece alıştırma seansı çekildiği sonucuna vardım.”Devrim yolu ile gelişme bitmiştir,evrim yolu ile gelişme esastır” gibi çeşitli başlıklardan oluşan bu metnin cezaevlerine dağıtılmasından sonraki süreçte de gelen bu metinin de aşağısına düşmek kaydı ile savunmasını verdi. Abdullah Öcalan nın cezaevlerine dağıttırdığı el yazmalı ve üç sayfadan oluşup,ilerde mahkemeye vereceği yazılı savunmasının mahiyetini gösteren başlıklardan oluşan metni okuduktan sonra,sekiz daktilo sayfasına yazılı bir mektup yazarak,hem saptamalarının ideolojik politik açıdan eleştirisini yaptım,hem de Drayfus gibi yakalandıktan sonra,uzlaşma ve işbirlikçilik tavrına gitmesi yerine,Fidel Kastro gibi ;”Tarih beni berat ettirecektir” duruşu üstünden kesin kopuş tavrına giderek,Kürtlerin siyasal taleplerini ortaya koyması gerektiğini yazdım.Ankara daki Ulucanlar Kapalı Cezaevindeki kimi PKK üyeleri açısından,bir anlamda kendilerine tanrı yaptıkları Abdullah Öcalan nın eleştirilmesine cüret edilmesini ve üstelik kendisine perspektif verir rolünü üstlenmeye başlamamı tuhaf buluyorlardı. Bense ideolojik-politik inkara gitmiş birini sorgulamaya gitmemeleri karşısında onları tuhaf bulmaktaydım.Abdullah Öcalan nın eline geçen her hangi bir kitabı özetleyip, Kürtlerin bağlamına indirme yüzeyselliği dışında bir ideolojik derinliği olmadığı, ve üstelik korkaklığı ve teslimiyetçiliği ile bir ülke ve halkın haklarını, kişisel olarak yaşam şartlarına kurban ettiği açıklığa kavuşuyordu.Yurtsever devrimci bir aydının açığa çıkmaya başlayan bu durum karşısındaki görev ve sorumluluğu neyse onu yapmaya çalıştım.Söz konusu mektubu Ankara da iken iadeli taahhütlü olarak gönderdim,bir süre sonra Çankırı E Tipi Cezaevine nakil olduğumda cevap yazması halinde bana ulaşabilmesi için Çankırı Cezaevinden iadeli taahhütlü olarak bir daha gönderdim.Yurtsever devrimci bir aydının sorumluluğunu yerine getirdim.Bana dönen iadeli taahhütlü kartında;İmralı Cezaevi müdürlüğünün görüldü kaşesi ile yazmalı olarak Abdullah Öcalan adı altında da imzası vardır. Yani Abdullah Öcalan 8 sayfadan ibaret eleştiri ve uyarı mektubumu almış görünmektedir.Abdullah Öcalan nın saplandığı Kemalist ideolojik-politik çöplükten yüzde bir de olsa çıkabilme ihtimalini düşünerek, söz konusu yazım ile eleştirerek uyarmaya ve güç vermeye de çalıştım.Küçücük bir ihtimal de olsa,belki son anda hazırlayacağı savunmasında bir değişikliğe gidebilirdi.Tabi bu tutumum ile tavrımın ne olduğunu da açıkça ortaya koymuş oldum.Bu iadeli taahhütlü mektubumdan sonrada söz konusu işbirlikçi ideolojik politik çizgisini aralıksız olarak eleştirerek, 12 yıldır karşı durdum.

Avukat medeni Ayhan


ayhanmedeni@hotmail.com









-03-12.2011







MEDENI AYHAN

ayhanmedeni@hotmail.com


DEVAM EDECEK




-03-12.2011














Copyright © http://www.kurdistana-bakur.com Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2011-12-04 (1113 Okuma)

[ Geri Dön ]






>Powered by Nuke-Evolution