Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın     KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Hüseyin Şahin:Körle yatan şaşı kalkarmış   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (19) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Ezidi anne:Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu   Selahedîn Çelik:Dengdayîna gelî, PKK û Başûr   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Efendî Serokekî Kurdistanê û bawermend e…   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.






Av. Medeni Ayhan:APO NUN AVUKATLIĞINI İLK ÜSTLENENDİM,İŞBİRLİKÇİLİĞİ ORTAYA ÇIKINCA DA İLK ÇEKİLENDİM-18-12.2011

Bölüm (3)

Benim Abdullah Öcalan'nın avukatlığından çekilip eleştirmemden sonra,Av Ahmet Zeki Okçuoğlu çekildi.



Hiçbir dönemde PKK nin örgütsel ve hiyerarşik yapısına dahil olmadım.Dahil olmak istemememin nedeni;1994 Yılında Diyarbakır E Tipi Cezaevinde ve Çankırı E Tipi Cezaevinde PKK koğuşlarında bulunduğum sırada ve önceki tarihlerde bazı konularda yaptığım eleştirilerdi.Koğuşlarda bulunan broşürlerinde diğer Kürt örgütlerinin tümüne yakınına karşı yaptıkları silahlı saldırıları(birakuji pratiklerini) haklı görmeleri ve ulusal bağımsızlıkçı bir çizgileri bulunan söz konusu diğer örgütlerin bütününü ajan işbirlikçi sıfatları ile damgalamış olmalarıydı.


Eleştirdiğim diğer bir husus PKK de ideolojik ve teorik birikim ve derinliği olan herkesin “ajan,hain,prövaktor,işbirlikçi” gibi sıfatlarla damgalanarak,sistematik tarzda kadro kıyım ve tasfiyesinin yapılmış olması yanında, aynı anlayışın devam etmesiydi.Elbette her örgüte ajanlar sızar,her örgütte sonradan ajan işbirlikçi röle geçmeyi tercih edenlerde olur. Hatta mücadeleye ve kendisine inancını yitirip, başka bir hayata atlamak için gerekçe oluşturmak için,kirli gerçeklerinin yerine,uydurmadan ibaret başka gerekçeler koymaya çalışarak kopmaya gideceklerde olur.Tabi ki bu durumları ispat edilenlerin,örgüt mantığı gereğince cezalandırılmaları gerekecektir.Ancak APO nun ürettiği ajan sayısı o kadar çoktu ki,gerçek ajanlar bile o sayılar içerisinde kayboluyordu.En önemlisi örgüt işleyişinde kongrelerde bile demokrasi olmadığı anlaşılıyordu.Bu nedenle bir örgüt adına tek kişi düşünüyordu.Örgüt dışında da Kürtlerde düşünce çeşitliliğine tahammülleri yoktu,ideolojik açıdan kendilerine güvensizdiler.Bu durumlarda Kürdistan da modernizasyon ve rönesansın gerçekleşmesine engeldi.Öte yandan her şey Apo ya kült oluşturmak ve kişi kültünü büyütürken,ülke olarak Kürdistan ı,Kürdistan ulusunu,bağımsızlık hedefini ve partilerinin kongre ile kurumlaşmasını ifade eden tüzel kişiliğini silip hiçleştirmeye gidiyordu.Bu sistem çerçevesinde de kadro yerine,koşullandırılmış,hiçleştirilmiş,korkuları ile iradesizleştirilmiş,yahut müride dönüştürülmüş kişilik şekillenmesi gerçekleşmekteydi.Bu hususlarda Abdullah Öcalan ve PKK sini açık eleştiriyordum.Bu hususlar dışında ise,hiç eleştirmiyordum.Benim ulusal bağımsızlıkçı bir çizgim vardı,ve PKK nin ulusal bağımsızlıkçı çizgisi ve radikal mücadelesini de kendime paralel buluyordum.Ancak gelinen aşamada( 1999 yılında) Apo nun işbirlikçiliği ortaya çıktığından,kendisine 8 sayfadan ibaret eleştiri ve uyarı yazımı gönderdikten sonra,birkaç husustaki eleştirilerimin ötesine geçerek, tümde red ettiğimi deklere ettim.PKK yi red edip etmememin de,Apo nun devletin direktifleri çerçevesinde seslendirmeye başladığı demokratik cumhuriyetçilik adlı ideolojik politik çizgiyi,duruşunu ve kendisini red edip etmeyeceğine bağladım.PKK bir süre sonra Apo nun istemine uygun olarak, yeni yapılmış kongresinin kararlarını iptali için yeni kongre yapmaya hazırlanarak,kongre karalarını ortadan kaldırdı,programını inkara giderek işbirlikçi demokratik cumhuriyetçilik çizgisi temelinde yeni bir programı strateji olarak kararlaştırdığını ortaya koydu.İki hafta içinde dünyanın koşulları,güç dengeleri,Ortadoğu ve Kürdistan nın koşulları değişmemişti.Değişen tek şey Apo nun cezaevine alınmış olması ile Türk devletinin istem ve ihtiyaçlarını yerine getirmekti.Fakat PKK de Apo nun kişisel koşullarının değişmesi dünyanın bölgenin ve ülkemiz Kürdistan nın koşullarının da değişmesi kabul edildiğinden,tutsak durumda olan bir kişinin sözü ile kongre karalarını ve programını red edebilecek bir yapılanma olduğundan,Apo nun tek özne ve diğerlerinin tümünün ise, nesne olduğunu ortaya koymaktaydı.Bu durum PKK nin çağdaş bir örgüt olmadığını,şeyh-tarikat-mürit yapılanması içresinde bulunduğunu göstermekteydi.Apo,keyfi olarak parti programına, bir iki hafta önce yapılmış kongrenin kararlarına ve hata birkaç hafta öncesinde;”Avrupa ya çıkmak ile devletleşeceğiz” söylemine aykırı düşüp,sömürgeci devletin bütün referanslarının düdüğüne dönüşmesine rağmen,bu duruma inanmayan kadrolar dahi tek bir söz söylemeye cesaret edemiyordu.Apo nun bu olgulara rağmen,artık her kavramının önüne demokratik kelimesini ekleyerek,altı aylık periyotlar ile oyalamak amaçlı olarak demokratik cumhuriyet,demokratik komala sistemi,demokratik özerklik,demokratik konfederalizim,demokratik ekolojik sistem gibi birleşik kavramlar üretmesi ise,esasen demokratik değerleri taşımamanın yol açtığı bir kompleks ve kamuflajdı.Bu kavramlarını her zaman demokratik soğan,demokratik domates,demokratik patates,demokratik kabak,demokratik pırasa şeklinde okuyup algıladım.Sebze isimlerinin önüne nasıl ki demokrasi ve demokratik kelimesi eklenmek ile demokratik bir sebzenin muhtevası olmayacaksa,aynı şekilde Apo nun işbirlikçiliğini süsleyip kamufle etmek için kullandığı demokratik kelimeleri de işbirlikçiliği dışında bir şey ifade etmez.

Bu kavramlar altında anlatılan saçmalıkların ortak yanı ise;sömürgeci Türk Fars ve Arap devletleri yerli yerinede kalırken, Kürdistan ulusuna siyasal iktidarın yasaklanması,sorunun ulus sorunu olmadığının savlaşması,kolektif siyasal hak talebinin olmadığının söylenmesi,Kürdistan nın satışa çıkarılarak ulus sorunun toprağa bağlı olmadığının ve bir toprak sorunlarının bulunmadığının sayıklanmaya başlanmasıydı.Bunlar sömürgeci devletlerin statüko ve referansları ile istemlerine uygun düşmekteydi.Bu nedenle de söz konusu saçma sapan ve uşak söylemler yüceltilirken,esas değerlerimiz olan ülke-ulus-bağımsızlık(siyasal iktidar) ise red edilmeye başlandı.Sonuç olarak devlet ile Apo nun İmralı daki istemine göre,jet hızı ile yeni bir kongre yapıldığından ve PKK ideolojik Politik çizgi olarak yozlaşmayı tercih ettiğinden,bu örgütü de tümden red ettim.Apo ve demokratik cumhuriyetçi PKK sini red tavrımı da hiçbir zaman örtük olarak ortayakoymadım.Cezaevinde ve PKK nin koğuşunda ortaya koyduğum red tavrımı, 1999 yılının Mayıs ayının başından itibaren her yazımda ve her konuşmamda açıkça sürdürdüm.

Apo nun PKK deki sistemi ve demokratik cumhuriyetçilik ideolojik politik çizgisinin eleştirisi mahiyetinde,çeşitli yıl ve tarihlerde yazdığım makalem www.kurdistana-bakur.com sitesinde toplu olarak asıldır, isteyen okuyucular bu yazılarımı da Okuyucular değerlendirebilirler.

Ayrıca,www.gelawej.net,www.rizgari.org,www.kurdistanaktuel.org,www.nasname.com,www.parastin.com,www.nurhakdagi.net,www.malame.com,www.welatperez.com gibi sitelerde de yayımlanan bazı yazılarım vardır.


Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevinde çeşitli yerlere dilekçe ve Abdullah Öcalan a iadeli taahhütlü mektup göndermemden sonra,koğuşumuzun temsilcisi Nevzat Özgen, Cezaevi Savcısının tanışmak ve konuşmak için koğuşa gelip bir çay içmek istediğini söyledi.Cezaevi Savcısı ile koğuşun havalandırmasında birkaç kişi ile birlikte oturduk.Savcı birkaç cümle havadan sudan ve hukukçuluk mesleğinden konuşup merak ettiklerini sorduktan sonra, sadede gelerek,aslında geliş amacını ifade eden sözü de söyledi.Savcı;”Bu şekilde her yere dilekçe ve mektup yazarsan, bir daha zor cezaevinden çıkarsın,rahat dur. Rahat durursan, yazdığın kitap nedeni ile yeni kesinleşen 1 yıllık hapis cezası belki 3 ay ertelenebilir ve tahliye oyabilirsin.” dedi Ben de cevaben;”Ben her zaman kendim gibi hareket ederim,istediğim yere, istediğimi yazmaya devam edeceğim,gerisi önemli değildir.” Dedim. Savcı kalkıp gitti. En geç 1O mayıs 1999 tarihinde tahliye olacaktım. Ancak,”Kürdistanlı Filozof Ehmede Xani” adlı kitabım nedeni ile Ankara 1 Nolu DGM nin hüküm etiği 1 yıllık hapis cezasına ilişkin dosya da onanmış ve cezaevi savcısı olan bu diyalogumuzdan sonra da infaza sokulduğundan, cezaevinde kalma sürem uzamış oldu. Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevinde ya tutuklu durumda bulunanlar, yada sağlık sorunu nedeni ile diğer cezaevlerinden gelenler bulunmaktaydı.Benim gibi hükümlü pozisyonunda olanlar hükümlü cezaevlerinden birine nakil edilmekteydi.Ben de; hem Ankara ya yakın olması, hem de 1994 yılında da aynı cezaevinde yatmış olmam nedeni ile Çankırı E Tipi Cezaevine nakil olmayı tercih ettim.

Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevinde bulunduğum sırda, Ankara 2 Nolu DGM nin ;”Değerlendirmeyen ve Aşamayan Temsilciler” başlıklı yazım nedeni ile hüküm ettiği hapis cezasının infazı yapılmış, ve Adalet Bakanlığının gizili ibareli olarak Ankara Barosu Başkanlığına gönderdiği yazıda;aldığım hüküm gerekçe gösterilerek; Avukatlık Kanunun 5/a maddesi gereğince, avukatlıktan ihracıma ve avukatlık ruhsatımın da başka bir Baro ya bir daha kayıt olmamak üzere iptaline karar verilmesini,bu çerçevede Baro nun soruşturma başlatıp gereğini ivedilik ile yapılmaması halinde ise,bizzat Bakanlık olarak söz konusu kararı alacaklarını bildirmişlerdi.Ankara Barosu da emir kulu olarak bana ifade almak için gelecekleri günü tebliğ dahi ettirmeksizin bir soruşturmacı avukatı cezaevinde savunma ve ifademi almak üzere göndererek, süreci hızlandırma görevini yerine getirdi. Kişilerin düşünceleri nedeni ile DGM gibi hukuk dışı bir mahkemenin verdiği politik bir karar ile cezalandırılmasının,uluslararası hukuk kriterlerine aykırı olduğunu,bu sebeple de Disiplin Kuruluna sevk ve avukatlıktan ihraç nedeni yapılamayacağını ileri sürdüysek de,Ankara Barosu Yönetim Kurulu tarafından jet hızıyla Disiplin Kuruluna sevkime karar verildi.Nede olsa emir yüksek yerden gelmişti.Disiplin Kurulu tarafından da avukatlıktan ihracıma ve avukatlık ruhsatımın süresiz iptaline karar verildi.Bu karara avukatımın itiraz etmesi üzerine de, Barolar Birliği kararın hukuka uygun olduğuna karar vererek onadı.Daha sonra Adalet Bakanlığı da aynı kararı onadı.Bu yolla 1994 yılında kamu haklarından yasaklanırken,1999 yılında ikinci kez avukatlık yapma imkanım elimden alındı.

Daha önce Abdullah Öcalan ile müdafi olarak özdeşleşmekten hiçbir sıkıntı duymuyordum.Ancak ortaya çıkan işbirlikçi duruş ve anlayışı karşısında ise, kendisinden utanç duymaya başladım.İşbirlikçilik olarak nitelendirdiğim anlayışı nedeni ile de,bazı kişilerin artık söz arasında olsa, “Apo nun Avukatı” demesinden de rahatsızlık duymaya başladım.Aslında Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstleneceğimi daha Ankara da deklere etmiş olduğumdan,avukatlığını ilk üstelenen kişiydim.Ancak işbirlikçiliği ve ideolojik politik inkarı ortayı çıkınca da;avukatlığından ilk ayrılan,ilk eleştiren ve ilk red eden avukat oldum.Beni Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenmeye götüren tek şey; yurtsever devrimci duruşum anlayışım ve aydın sorumluluğumdu.Ancak Apo nun işbirlikçi bir duruş ve anlayışı temsil etiğinin ortaya çıkması karşısında ise,yine yurtsever devrimci anlayışmı,duruşumu ve sıfatımı kirletmemek,öte yandan işbirlikçi bir çizginin unsur ve aletlerinden olmamak açısından da avukatlığından ilk çekilen ve eleştiren kişi oldum.Benim için önemli olan kişinin kendi iç dünyası, değer yargı sistemi ve inançları ile tutarlı kalabilmesiydi.Koşullar ne olursa olsun;değer yargı sistemlerini,çizgi bağımsızlıklarını ve hareket özgürlüklerini korumayan kişiler çöplüğe dönüşür.Toplumumuzda çok büyük çoğunluğu oluşturan siyasetçi ve aydın tiplemeler gibi;Apo nun arkasındaki PKK nin ve devletlerinin gerek fiziki saldırı ihtimallerini, ve gerekse de yalan ve iftiralara dayalı dedikoduları üreterek geliştirecekleri manevi saldırıları(kişilik saldırıları) korku dehlizi sayarak,suskun kalmayı siyasi namussuzluk saydım.Söz konusu olan;ülkemiz Kürdistan,ulusumuz Kürdistan ulusu ve bağımsızlık çizgisi ise;istisnasız herkese karşın, geriye kalan her şey bir detaydır.

İlk etapta faizim ve ırkçılığın Tük medyasında ve devlet yetiklilerinin demeçlerinde tavan yapması nedeni ile Kürt avukatlar Apo nun avukatlığını üstlenmekten kaçınırken,Türk kamuoyunun gazı alınıp boşaltıldıktan sonra ve Apo da dışarıya gönderdiği her demecinde, Türk devletin resmi ideolojik-politik çizgisini temsil edercesine Kemalistleştiğini ilan ettikten sonra,ortam yumuşamıştı. 25 Şubat 1999 tarihinde yapılan ilk avukat görüşmesinden sonra, 11 Mart 1999 tarihinde ikinci avukat görüşmesine izin verildi.Bu tarihten sonra da davanın İmralı da karara bağlanmasına kadar her hafta düzenli olarak devlet tarafından feribot tedarik edilerek, avukat görüşü sağlandı.Her hafta da asgari bir sata yakın veya daha fazla bir sürede avukat görüşmeleri yaptırıldı. Ortam bu çerçevede yumuşayınca, Apo nun avukatlığını üstlenmekten kaçınan veya korkanlar hızla avukatlığını üstlenmeye yanaşmaya başladı.Devletin ideolojik politik kabul ve referansları Apo ya kabul ettirilmiş olduğundan, her hafta kendisinin ağzından özelde PKK ye, ve genelde de Kürtlere şırınga edilmesi için düzenli olarak avukatlar üstünden dışarıya demeç vermesi sağlanıyordu.Avukatlığından ayrılmayanlar kişiler ise, Apo yu kendisine getirmek için sarsıcı eleştiriler yapmak yerine,işbirlikçiliğin birer unsuru durumuna gelmişti. Kimi avukatlar Apo nun avukatlığından ayrılınca ve bakiye de kalanlardan bir bölümü de Apo nun vekaletini belediye başkanı veya milletvekili olmada kullanıp filen avukatlığı bırakınca,işi; hukuk fakültelerinden yeni mezun olmuş, ideolojik-politik ve mesleki olgunlaşması olmayan genç avukatlar ile idare etmeye başladılar. Bu durumdaki avukatlar sorgulamadığından, yada devletin resmi ideolojisi ile bir sorunları bulunmadığından her zaman için kullanılabilme özeliliği göstermektedir.Apo nun avukatlığına ilişkin vekaletname ve hatta yetki belgeleri sadece milletvekili ve belediye başkanı olmada kullanılmadı,aynı zamanda o çevreden dava alıp palazlanmada da kullanıldı.Belediyeler, yeme özeline sahip tipler için bir yem deposuna dönüşmüştür.Apo nun vekaletnamesinden kötü bir reçelin dahi çıkmayacağı açık olmasaydı,kuşkusuz kimleri reçel yapımında dahi kullanabilirdi. Ne de olsa her ideolojik-politik çizgi, aynı zamanda bir insan tip ve kişiliğine de tekabül eder. Demokratik Cumhuriyetçilik çizgisi ile “ne verebilirim çizgisi” tümden öldürülmüş, ve yerinede en kaçkın ve en düşkünlerin;”ne alabilirim, ne yiyebilirim çizgisi” revaçtaki hat haline gelmişti.Artık gün; sömürgeci devlete paralel düşünen, ve yakın olanların günü olmaya başlamıştı.

Benim Abdullah Öcalan nın avukatlığından çekilip eleştirmemden sonra,Av Ahmet Zeki Okçuoğlu çekildi. Daha sonra Abdullah Öcalan nın avukatlığından çekildiğini deklere ederek,”Abdullah Öcalan ve devlet arasında bir uyuşmazlık olmadığından avukatlığa da gerek yoktu, bu nedenle çekildim.” dedi Av. Ahmet Zeki Okçuoğlu nun ilk yapılan avukat görüşmesinden sonra;;”Apo bitmiş,Başbakanlık Eşgüdüm Merkezinin istemi çerçevesinde savunma yapacağım,avukatım olacaklarda buna göre savunmalarını yapsın” dediğini aktarmasına rağmen,uzunca süre Abdullah Öcalan nın avukatlığına devam etmesine ise anlam veremedim.Ortam yumuşayınca Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstelenen kişilerden biri de Av Hasip Kaplan dı.Hasip Kaplan, bütün Kürt avukatlar içerisinde Kürdistan i algılayıştan en uzak, en reformist ve en oportünist tiplerden biridir.Apo buna rağmen söz konusu avukatın(Hasip Kaplan nın) yaptığı savunmayı dahi aşrı bulduğundan,ilgili avukatın yaptığı savunmaya katılmadığını beyan etti. Bunun üzerine, Av Hasip Kaplan da ,Apo nun avukatlığından çekildiğini deklere etti. Ancak Hasip Kaplan daha sonraki süreçte milletvekili koltuğunu kapabilmek için sisteme tekrar geri döndü.Av Ercan Kanar da sonradan Apo nun avukatlığını üstelenen kişilerden biriydi, ve vakiliğinden çekildiğini deklere etti.Buna karşın Abdullah Öcalan nın avukatlığını üstlenen ilk grupta bizimle birlikte yer alan Av Mükrime Tepe de İmralı daki şahsın avukatlığından çekildi.Yine Apo nun avukatlığını üstlenmiş ilk avukat grubunda yer alan Av Ümmihan Yaşar ın ise,kendisi ile görüşmeye gittiği İmralı daki Apo nun;”Benim doğum günüm kutlanırsa nasıl olur?” şeklindeki sorusuna;”Ortadoğu daki liderlerin tamamı neden Saddam a veya Hafız Esad a benzemeye çalışır” şeklindeki eleştiriel yaklaşımı karşısında,Apo nun hoşnutsuz kaldığı söylenmektedir.Bu nedenle de:;”Bu defa avukatlar olarak çok zayıf gelmişsiniz” diyerek, Av Ümihan Yaşar ı artık istemediğini yansıttığı ileri sürülmektedir.Bu avukatlar dışında,Apo nun avukatlığını bırakan başka avukatlarda olmakla birlikte,onlar herhangi bir açıklama yapmadan sessizce köşelerine çekilmeyi tercih etmiştir.Ancak Apo nun müridi olan Demokratik Cumhuriyetçiler,bazı avukatların Apo nun avukatlığını bırakmasını hazım edememekte ve bir anlamda kendi Apo larının aşağılanma sebebi gibi düşündüklerinden ya bu durumları örtbas etmekteler, yada gerçeği kendi yalanları üstünden çarpıtarak farklı sunmaktadırlar..Bu işbirlikçilere göre,estağfurullah Apo nun avukatlığından kim çekilebilir ki,kim çekilmiş ki? Nitekim bir süre sonra, Apo nun her sözünü talimat olarak bellemeye alışmış PKK ,doğum gününü Kürt halkına kutlatmak için çalışmaya başladı.Kürt halkının iktidar istemini aşağılayan,iktidarı gericilik olarak ilan edip yasaklamaya çalışan Apo,kendi kişisel iktidarını,kült oluşturma ve büyütme ve ayakta tutma çalışmalarını ise, büyük bir ihtiras ile İmralı daki koşullarda dahi sürdürmektedir.PKK dışında bütün Kürt örgütlerine silahlı saldırı yaptıran ve PKK içinde de alternatifleri ve kadroları tüketmek için merkez komitedeki kadroların önemli bir bölümünü dahi “ajan ve hain” ilan ederek öldürten, yada kaçırtan Apo değimlidir?Apo,İmralı dan PKK lilere,Hasan Sabah ın askerleri gibi kendisine feda edebilmelerini salık verirken,doğum gününü bir patiye ve halka kutlamayı önerirken,tutuklu olduğu koşullarda dahi örgütün bir iki hafta önce yaptığı kongre kararlarını ve programını değiştirtirken,her hafta yeni talimatlar ile politikalarını saptarken,manevi lider olmayı red ederken,en büyük ihtirasla iktidar tutkunu olduğunu ispatlamıyor mu? Kürtlerin iktidar istemi ise,sömürgeci devletlerin kırmızı çizgisi ve yasağı olduğundan,Apo nun ağzına da Kürtlerin iktidar isteminin gerici olduğu pelesenk edilmiştir.APO kişisel iktidarı için çırpınırken,Kürdistan ulusunun kendi kendisini bağımsız yönetme ve kurumsallaşarak uluslararası kurumlarda özne olmasına yol açacak iktidar olgusunu gerici ilan etmesinin nedeni budur.

Av. medeni Ayhan

ayhanmedeni@hotmail.com

DEVAM EDECEK (3)

















Copyright © http://www.kurdistana-bakur.com Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2011-12-18 (883 Okuma)

[ Geri Dön ]






>Powered by Nuke-Evolution