Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın     KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Hüseyin Şahin:Körle yatan şaşı kalkarmış   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (19) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Ezidi anne:Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu   Selahedîn Çelik:Dengdayîna gelî, PKK û Başûr   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Efendî Serokekî Kurdistanê û bawermend e…   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.






Av. Medeni Ayhan:APO NUN AVUKATLIĞINI İLK ÜSTLENENDİM,İŞBİRLİKÇİLİĞİ ORTAYA ÇIKINCA DA İLK ÇEKİLENDİM





Bursa E Tipi Cezaevine girdiğimde,avukat görüşme formuna Beşikçi nin,Sabri Ok un ve Muzaffer Ayata nın adlarını yazmıştım.Üçü ile birlikte ve toplu olarak görüşmemizi yaptık.Sabri Ok a, Demokratik Cumhuriyetçilik çizgisini nasıl değerlendirdiklerini sordum,mimikleri ve yüzü aynı paralelde gözükmese de, katıldıklarını söylediler.Ayrıca İmralı ya gidebileceğimi,öte yandan da Aydın E Tipi Cezaevinde idare ile PKK davasından yargılananlar arasında bazı sorunlar bulunduğunu,bunların çözümlenmesinde yardımcı olmam için Aydın a gitmemin iyi olacağını söyledi



.Demokratik Cumhuriyetçilik denilen ideolojik politik çizgiye katılmadığımı,katılmadığım bir şey ile de özdeşleşmek istemediğimden, gitmeyi düşünmediğimi söyledim.Aynı gün Beşikçi Hocanın tahliye kararı gelmiş olduğundan, tahliye işlemleri tamamlandıktan sonra,kendisini karşılayıp almaya gelen ve kitaplarını yayımlayan yurt yayınlarının sahibi Ünsal Öztürk ün aracı ile Bursa dan, Ankara ya dönmek için yola koyulduk.Anakara da Beşikçi nin evlerinin önüne vardığımızda,gece yarısı olmasına rağmen, balkonda oturarak hocanın yolunu bekleyen vefakar eşi vardı.Yol boyunca Apo nun duruşunu ve devletin kabul,ihtiyaç ve ideolojik kod ile referanslarına paralel durumda olan söylemlerini konuştuk.Beşikçi Hoca az konuşan bir tabiata sahip olduğundan,daha çok ben konuştum.Analiz ve eleştirilerimi ortaya koyuyordum.Beşikçi Hoca da,Apo nun duruşunu ve söylemlerini eleştiriyordu.Ancak kişisel sohbetler de eleştirmesine rağmen,uzunca bir süre, herhangi bir yazısında veya kitleye açık bir toplantıda görüş ve eleştirilerini dillendirmedi.

Buna karşın Beşikçi Hoca,Abdullah Öcalan nın duruşu ve söylemleri hakkında gerek yazılarında ve gerekse kitleye açık toplantılarda eleştirilerini dile getirmeye başlayınca da,önce Abdullah Öcalan nın tepkisine maruz kaldı, ve daha sonra da bu şahsın her söylediğini talimat sayıp,tarzını daha da uç noktalara götüren müritlerinden ikisinin Halk Savunma Güçleri(HPG) (www.hpg-online.com) sitesinde Adil Kutay ve Kasım Engin nin yayımlanan iki ayrı yazıda tehdit ve şatlaşmalarına maruz kaldı. Bu yazıların yayımlanmasından sonra Ankara daki Düşünceye Özgürlük Girişimi Aktivistleri ile Özgür Üniversite nin çevresinden 30 yakın aydın;”Dr. İsmail Beşikçi ye Yönelik Tehdit ile İlgili Sosyalist Kamuoyuna Duyuru” başlığı ile yapılan basın açıklamasında ;”Dr. İsmail Beşikçiye ağır hakaretler yapılmakta, utanç verici, aşağılayıcı ifadeler kullanılmakta, imalarda bulunulmakta, daha da ötede, “ancak hoca'nın yaklaşımları giderek çizmeyi aşıyor” denilerek açıkça tehdit edilmektedir.Bir entelektüel misyonu her koşulda doğruyu söylemektir” diyerek,haklı olarak PKK lilerin tavırlarını kınadılar.Bunun üzerine Ankara da Özgür Üniversite ve Düşünceye Özgürlük Platformu çevresinden bir grup aydın,eleştirel düşünceleri nedeni ile Beşikçi ye yöneltilen bu tepki,sataşma ve tehdide karşılık bir kınama metni basın açıklaması olarak çok sayıda aydına tarafından imzalandıktan sonra, kamuoyuna deklere edildi Demokrasinin hiçbir türüne tahammülü olmayan,eleştiriden ve farklı düşünceden korkan,bütün kriter ve ölçüler aykırı olarak keyfi söylemler geliştiren,hatta yarım saat önceki konuşmalarına aykırı cümleler söylediğinde dahi,geçmişteki hiçbir cümlesinin nazara alınmaksızın, son cümlesinin doğru kabul edilerek ,ona göre söz sayıklayan mürit kişilikleri öğütüp üreten bir sistem oluşturan,bu durumun doğurduğu bir kompleksle yada kamuflaj ihtiyacı üzerinden de her kavramının önüne demokratik sözcüğünü ekleyerek birleşik sözcükler üstünden kavram üretemeye itina gösteren Abdullah Öcalan,Beşikçi nin konuşması için tepkisini dile getirdikten sonra,Rizgarici olduğunu da saptırma temelinde savlıyordu.Oysa Otuz yıldan fazla bir süredir Beşikçi Hoca nın Rizgari örgütü ile herhangi bir yakılığı kalmamıştı:Daha doğrusu Rizgari diye bir örgütün fili olarak varlından dahi bahsedilemezdi.Beşikçi nin zindana atılmasına dayanak yapılan pek çok davada, PKK propagandası yaptığı ileri sürülmekteydi.Öte yandan Apo,Beşikçi nin, Ziya Gökalp ile aynı olduğunu ve Gökalp gibi milliyetçilik yaptığını da uydurduktan sonra, sömürge ve ezilen ulusun eşitliğini aramaya dönük milliyetçiliğinin devrimci niteliğini inkar ederek,ezen ulusun faşist-sömürgeci, statükocu ve gerici milliyetçiliği ile eşitliyordu.Bütün sömürgelerde temelde yurtseverlik üstünden mücadele yapılmış ve yapılmaktadır.Ancak yurt ve ülke olarak Kürdistan ı inkara giden bu işbirlikçiler elbette Kürdistan yurtseverliğini de inkar edip gerici olarak yaftalayarak, ulusumuzun üzerinden mücadele edebilecekleri hiçbir referans bırakmak istemeyeceklerdir.Kendilerine kabul ettirilmiş olan kirli ve işbirlikçi bilinçlerini her yere taşımaya çalışacaklardır.

Beşikçi Hoca ile Ziya Gökalp arasında aynılık bir tarafa, bir benzerlik dahi yoktur.Gerek Apo ve gerekse müritleri işbirlikçi çizgilerine ve sistemlerine eleştir yapanların foyalarını açığa vurduklarını düşündüklerinden,eleştiriden ödleri koptuğundan ve tahammülsüz kişilikler olduklarından,bazen eleştirenleri tehdit ederek,bazen fiziki yada yalan ve iftiraya dayanan dedikodular yapa yolu ile susturabileceklerini zannetmektedirler.Ziya Gökalp,ezilen ulusun bur ferdi olarak;Kürt milliyetçisi olarak işe başlayıp,hemen sonrasında ise,Türk ırkçılığının üretimine dönmüştür.Beşikçi nin bu tür bir durumu yoktur.Bütün hakları elinden alınmış Kürt ulusunun durumunu anlamaya,gözlemleyip analiz etmeye ve bazı tespit ile çözümlere ulaşmaya çalışarak işe başlamış ve söz konusu tutumunu da geliştirerek devam ettirmiştir.Ziya Gökalp Kürtçenin Zazaca lehçesini konuşan bir Kürt olmak ile birlikte,ezilmekte olan ulusunun yurtseverliğinin ideologluğunu yapma yerine,ezen ve egemen olan Türk ırkçılığının ideologluğuna soyunmuştur.Turancılık olarak ifade edilen ırkçı çizgiyi de Gökalp oluşturmuştur.Hem İttihatçıların,hem de İttihatçılığın kendisi ve devamı olan Kemalizm de cisimleşen faşizminde fikir babasıdır. Beşikçi ise,ezilen ulusun hak ve özgürlüğünden yana ve ırkçılık ile faşizme karşı duran bir düşünüş tarzının temsilcisidir.Ziya Gökalp,sırtını egemen otorite olan sömürgeci devletin temsilcilerine,(yani İttihatçı hükümete ve daha sonra da Kemalist hükümete) dayayıp,kendilerinden ödüllendirme mahiyetinde para alırken,Beşikçi ise, egemen devletin sömürgeciliğinin tahribatlarını ve niteliklerini ortaya koyduğundan olgusal çelişkilerine dikkat çektiğinden,yani bilim yaptığından dolayı sürekli cezalandırılmaktadır.Beşikçi Hoca da, hiçbir zaman kendisi ile Ziya Gökalp arasında bir benzerlik ve paralellik kurmamıştır.Ancak Abdullah Öcalan nın İmralı daki savunmalarına bakıldığında,Ziya Gökalp in bir kitabında Kürt Aşiretleri konusundaki Tetkiklerine aynen katıldığını söylemekte,ayrıca “Atatürk kültür milliyetçisiyim” demekte ve Kemalizmi yenileyip güncellemekten,hata güçlendirmekten dem vurmaktadır.

Kendisini Türk imiş gibi yansıtma çabası veren,ordu ve darbe dalkavuğu kesilen ve herkese de Sebatay demekle birlikte, aslında kendisi Sebatay dönmesi olan,öte yandan İttihatçı ve Kemalist iken, sosyalist olduğunu savlayarak sosyalizmi de Doğu Perinçek ve Mihri Belli gibi saptırıp kirleten Prof Yalçın Küçük de,Beşikçi ile Ziya Gökalp arasında bir paralellik kurmuştu.Diğer bir Kemalist olan Apo nun da, aynı saptamanın üstüne atlayarak tekrar etmiş olması,aynayı kendilerine çevirmeyi bilmemelerinden kaynaklanmaktadır.Hatta bunlar, aynanın başkaları tarafından kendilerine çevrilmesine ve gerekçelerinin açığa çıkarılıp bilinir hale getirilmesinden de korkmaktadır. Bu dört Kemalistin ortak özeliği ise; Ergenekoncular ile bağlarının olduğu konusunda ciddi iddiaların bulunması,yine Ergenekoncular ile aynı Kemalist ideolojiye sahip olmaları,süpüklasyoncu,uydurmacı ve saptırmacı olmalarıdır.Beşikçi ise,çalışmalarında ortaya çıkan olgular ile her türlü Kemalizimin dışında ve karşısındadır.Beşikçi,bilimsel çalışmada ve duruşta bu toprakların en namuslu değeridir.Apo ve müritleri ise,sırf Kemalist düşüncelerini tekrar etmediğinden veya ölene kadar susmayı tercih etmediğinden dolayı tepki göstermişlerdir.Apo ve müritlerini esas alırsak; aydınların ve bilim adamlarının düşünsel özgürlüğünü öldürmek gerekecektir.Beşikçi, Kürdistanlıların önemli bir değeridir,Apo ve müritleri ise bütün değerlerimizi tahrip etme çizgisi izlediğinden,bu değerimize de saldırmaktan çekinmemişlerdir.

Yılmaz Güney sinema da yaşadığı yüzyılının en büyük birkaç sinemacısından biri olduğu gibi,Paris konuşmasını internetten indirip dinleyen herkes; net bir bağımsızlıkçı olduğunu,Kemalist Türk solculuğunu eleştirdiğini ve Bağımsız birleşik Kürdistan çizgisini haykıran yurtsever-devrimci bir Kürdistanlı olarak kendisini tanımladığını görecektir.Yılmaz Güney in Paris’te yaptığı konuşmada;”Bağımsız birleşik özgür bir Kürt ülkesi istiyoruz.Kürdistan’ın çocukları olmak işitiyoruz.Kendi bayrağımız altında özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz” demekteydi.Yılmaz Güney in Kürdistan ulusal sorununa bakışını ortaya koyan bu yaklaşım daha öncesine ilişkin makalelerinde ve Kayseri konuşmalarında da vardır.Sanatında ve politik duruşunda bu kadar istisna bir kişilik, ve önemli bir Kürdistan değeri olmasına rağmen,Yalçın Küçük ün Apo ile yaptığı ilk görüşmede, bu Kemalist ikilinin kendi aralarında yaptıkları dedikodunun kurbanı yapıldı.Eşi Fatoş Güney in, Paris Kürt Ensitütüsü Başkanı Kendal Nezan ile ilişkisi olduğunu gazetelerine yansıttılar. Yılmaz Güney Yoldaş, Kürdistanlıların önemli bir değeridir,Apo ve müritleri ise bütün değerlerimizi tahrip etme çizgisi izlediğinden,bu değerimize de saldırmaktan çekinmemişlerdir.

Şivan Perwer,Kürt müziğinin doruk notlarındandır,sanatsal üretim ve faaliyeti ile tek başına bir örgüt kadar ulusumuzun yurtsever duyarlılık kazanmasında etkili oldu.Kürt kültürünü içerde ve dışarıda en fazla tanıtan ve yükseltenlerdendir.Bununla birlikte Apo ve müritlerinin yalan ve iftiraya dayanan dedikodularından ve saldıranlarından yirmi yıldır kurtulamamıştır.Çünkü mürit olmayı kabul etmemektedir,Apo nun işbirlikçi çizgisi ile yer yer de olsa çelişkileri ortaya çıkmaktadır.Şivan Perwer in paragöz olduğunu,özel yaşamında kadına karşı zaaflı olduğunu,kullanıldığını ve adam olmayacağını yirmi yıldır iki ayaklı dedikodu makinesine dönüşmüş müritleri ile sayıklamaktadırlar.Şivan Perwer paragöz olsaydı,sistem içinde kalır,devletin resmi olan Türkçe ile söyler ve bu durumdaki Kürt sanatçılar gibi de Kürtçe ezgi ve türküleri egemen ulusun dilline peşkeş çekerek, en büyük para ile şöhrete de kolayca ulaşırdı.Apo İtalya ya geldiği süreçte,Şivan ziyaretine gittiğinden ve o günün duygusal ortamına kapılarak,bir talihsizliğin neticesinde de olsa,Apo ya bir türkü yaktığından,bu klipini döndürmeye başlayarak,”adam olduğunu” söylediler.Apo ve müritlerinde adam olmanın ön şartı;Apo yu sloganize etmek,her şeyi ile işbirlikçi çizgisini her koşulda tekrarlamaktır.Bu nedenle bir süre sonra Şivan Perwer in bazı eleştirilerini duyduklarından ve Apo lu türkülere devam etmediğinden,”hiçbir zaman adam olmayacağını ve aynı tas aynı hamam” olduğunu tekrar söylediler.Bunun ile de yetinmediler,konserini basıp sazını kırma densizliğinde bulundular,provoke ettiler.Abdullah Öcalan;”Devletten bir on başı ile de görüşmeye hazırım” derken, ve ateşkesler; dünyanın her yerinde çift taraflı,kamuoyuna açık bir süreç ve uluslararası kurumların arabuluculuğuna ve denetimine açık olarak yapılırken,ne zaman bir on başı göndermişlerse,ateşkes ilan ettirip komplo ve tahripkarlık zemini olarak kullanmayı başardılar. Şivan Perwer ise bir sanatçı olmasına rağmen,basına ve kamuoyuna açık olarak Türkiye nin bakanı ve başbakan yardımcısı, veya genel başkan yardımcısı durumundaki Bülent Arınç ile görüştüğünden, başta APO ve sonrada kendisini tekrar eden müritleri Şivan Perwer i bir çocuk durumuna sokarak, Türkiye ye gelmesi halinde kullanılacağını deklere ettiğinden,daha doğrusu Şeyhlerinin düşüncesini taşımayan bir Kürdün düşüncelerinin sorulmasına, tartışılmasına, gündemleşmesine tahammül göstermediklerinden,hemen “hain” de ilan ettiler. İftira ve yalanlara dayanan dedikoduları ile teşhir etmeyi yoğunlaştırıp güncellediler.Hatta iki ayaklı müritlerinin toplum içresindeki iftira ve yalanlara dayanan teşhir kampanyasının ötesinde,Serhedo adı ile bilinen bir tiplemeye küfür dahi ettirdiler.Serhado denilen kişi Roj Tv de yayımlanan şölende;”Şivan köpeği geliyor” dedikten sonra;”Biz Güney Kürdistan’a gitmiştik,elimizde Başkan Apo nun posteri vardı.Peşmergeler bize indirin dedi.Biz indirmeyince ateş açtılar.Bunlar namusuzdur” demekteydi.Serhado gibi “Biji Apo “ diye şarkı türkü söylemeye çalışan kişilerden hiçbirisi sanatçı niteliğine sahip değildir,bunlar basit slogancılar oldukları gibi,Kürt sanatını estetik açısından düşürüp kirletmektedirler.Bunlar PKK ve Apo nun sloganlarını seslendirdiğinden ve bunun karşılığında da ilgili örgütün televizyonları ile şölenlerinde sahne alabildiklerinden karşılıklı olarak birbirilerini kullanmaktadırlar.Bu türden biji Apo lu şarkı ve türkü söyleyenler işbirlikçiliği ortaya çıktığı için toplumda herhangi bir saygınlığı kalmamış bir kişiliğin kültünü ayakta tutmak için kullanılan birer piyondur.Bu piyonlarında bu şekilde kullanılmaya kabul etmeden,kendilerini var etmeleri mümkün değildir.Çünkü bir sanat güçleri olmadığın kendileri de bildiğinden,var olmanın başka bir çaresini bilmezler.Şivan Perwer de “hain” ilan edilmesine karşılık yaptığı basın açıklamasında;”Birileri çıkar,ben kralım,ben sultanım,benim izinim ve onayım olmadan hiçbir Kürt konuşamaz derse,hayır ve yok deriz.Arkadaşlarını öldüren,şuraya buraya saldıran bu kişileri de uyarıyorum.Bize saldırmanız ayıptır.Ben dün ne isem bu günde aynı Şivan ım.Bize selam verene selam veririz,konuşmak isteyen ile konuşuruz,ama her yerde kendimiz oluruz, değerlerimizi de koruruz.Eğer ortada bir hain var ise,o da sizsiniz” demekteydi.O günün koşullarında da Şivan Perwer i destekledim.Apo nun ve müritlerinin tek sorunu,Kürtlerde Şeyh Apo ları dışında hiç kimsenin düşünmemesi,konuşmaması,özgür iradesinin oluşmamsı,özne olmaması ve herhangi bir konuda düşüncelerinin tartışılmamasıdır.Apo dışında hiç kimsenin gündeme gelmemesi gerekmektedir.Devlette,sanki bütün Kürtlerin tek düşüncesi varmış ve Apo nun düşüncesi dışında da düşünce yokmuş gibi bir yanılsama yaratmaya çalışmaktadır Çünkü Apo ya kabul ettirilmiş işbirlikçi çözüm tarzı devletin ihtiyaçlarının ürünüdür.Şivan Perwer, Kürdistanlıların önemli bir değeridir,Apo ve müritleri ise bütün değerlerimizi tahrip etme çizgisi izlediğinden,bu değerimize de saldırmaktan çekinmemişlerdir.

Apo sürekli ve en sıradan ajanlar ile dahi görüşmüş bir kişiliktir.Karısı Kesire,kayın babası Ali Yıldırım,PKK nin ilk Merkez komitesi içinden üç kişilik merkez yürütmeye alınan yardımcısı Şahin Dönmez,kendisini ve eşini uçak ile Ankara dan Diyarbakır a getirerek Fis köyünde yapılacak PKK nin kuruluşu toplantısı için getiren ev para veren Necati Kaya,Suriye de kaldığı apartmanda komşusu olarak kalan Türk askeri ataşesi,kendisi ile gazeteci kılığında görüşenler yanında, İmralı da ve Ankara da sorgulayanlar,çeşitli ateşkesler ilan etmesi için diyaloga girenler,bir ülkeden diğer ülkeye geçerken kendisine eşlik eden görevliler hepsi ajan olduğundan,ajan kolik ve ajan sever durumundadır.Bununla birlikte sitsem gereğince,yaşamını yitirdiği ana kadar her PKK li bile potansiyel ajan ve bazı yanları ile zaaflı sayılırken,birkaç dakika ara ile birbirine tümden aykırı söylemler kullanan Apo nun her zamanki gibi programı,kongre kararlarını,hatta daha önceki cümlelerini dahi tartmadan son cümlelerini tekrar etmek ve hiçbir şüphe duymadan kendisine teslim olmak esastır.Oysa ilişkileri incelendiğinde ajanlar dışında kimseyi muhatap almadığı gibi,kendisini de yeryüzündeki ajanlar dışında hiç kimsenin muhatap almadığı görünmektedir.

Musa Anter,kendi kuşakları içende en bilgili ve en mücadeleci ve en saygın Kürt aydınıydı.Ancak Apo,Musa Anter i aşağılayan mektuplar ve söylemler ile işe başlamıştı.Apo nun müridi olan PKK iller ise, daha düzeysiz iftira ve yalanlar üstünden Musa Anter i teşhir etme dedikodularını yaymaktaydılar.Ben onların söylemlerini önemsemedim.İkimiz de Nusaybinli olduğumuzdan çaba ve çalışmaları hakkında bilgi sahibi olmakla birlikte Hukuk Fakültesi öğrencisi olduktan sonra şahsen tanıştık.Musa Anter in kendi kuşağındaki aydınlar içersinde en mücadeleci ve en birikimli aydını olduğunu,kendisine güvenmesi nedeni ile bazı konulardaki düşünsel farklılığına ve eleştirilerine tahammül gösterilmediğini,bu nedenle de teşhir edilip susturulmak, yada teslim alınmak istendiğinin farkındaydım.PKK dek bu tarzı benimsemiyordum. Akarsu daki evine bir kez, ve daha sonra İstanbul Maltepe deki evinde de bir kez olmak üzere ziyaretine iki kez gittim.Şahsen tanıştıktan sonra sohbet ettim,bir hususta ise tartıştık.Musa Anter e,Ehmedê Xanî nin felsefesi,yurtseverliği,edebiyatı,yaşamı ve eserleri üzerine bir kitap yazma projem olduğunu söylediğimde,iç çekerek;” Ehmedê Xanî nin mezarındaki toprağa kurban olayım,çok iyi olur” dedi.Pek çok konuda düşünsel olarak anlaşıyordu.Ancak Behrem Dergisini bana uzatıp;” ulus sorunun çözümü konusundaki görüşlerim burada var.Ben federasyon ile çözümden yanayım,İstanbul,İzmir Antalya gibi güzel ve zengin yerlerden neden yararlanmayalım ” dediğinde ise,aramızda tartışma başladı.Sömürgeci devletlerin merkezi yapısından kopmamış bir statü ile ülkemizi bölünmüş şekilde bırakamayız.Ülkemizin güzelliklerini görüp,bağımsızlaştığında ise, daha da güzelleştirebileceğimize inanmak zorundayız” çerçevesi içinde karşılık verdim.Musa Anter de Apo ve müritlerinin uydurmadan ibaret söylemlerine gerekli karşılığı üretmekte gecikmemişti.Musa Anter,Apo ya gönderdiği cevabi mektubunun bir fotokopisini bana okuttu.Apo nun mektubunda; “Siz hiçbir şey yapmadınız,hiçbir işe yaramıyorsunuz” diyerek aşağılamaya dönük açıklamalar yapan Apo ya;”Ben her zaman kendi halkımın emrinde bir generalim,sen benim yanımda asker dahi olamazsın” demekteydi.Apo ve PKK Musa Anter in ölüm emrini aldı,tehdit ettiler,iftira ve yalana dayanan dedikodular üzerinden yanındaki yeğeni ile cinsel ilişki yaşayan bir sapık olduğunu dahi uydurarak yaydılar.Musa Anteri,İstanbul a kaçırttılar.İstanbul’daki evine üç adet kapı takması güvenlik ihtiyacından kaynaklanmaktaydı.Bir süre sonra Diyarbakır da PKK ile örgütten kopmuş bazı kişileri barıştırmak için arabulucu olacak diye çağrıldığında ise, Türk kontrgerillası tarafından şehit edilmiş oldu.Musa Anter öldürülünce,her hangi bir nokta ve kavşakta Apo ve PKK si ile muhalefete düşme olasılığı kalmadığından,yani ölüden de zarar gelmeyeceğinden;”Şehidimiz” diyerek cesedinden yaralanmaya başladılar.Musa Anter in adına gazetecilik ödülleri tertiplediler,adını parklara,sokaklara,gerilla birliklerine verdiler.İsmail Beşikçi ve Şivan Perver fizikken bu dünyadan göçtüğünde,Apo ve müritlerinin cesetlerinden yararlanmaya çalışmayacaklarını kim söyleyebilir ki? Bu Apo nun, PKK ye yerleştirdiği sistemin bir özeliğidir. Sonuç itibari ile Musa Anter, Kürdistanlıların önemli bir değeridir,Apo ve müritleri ise,bütün değerlerimizi tahrip etme çizgisi izlediğinden,bu değerimize de saldırmaktan çekinmemişlerdir.

Av. Medeni Ayhan:

ayhanmedeni@hotmail.com

DEVAM EDECEK (5)














55) Bölüm (6 ) Av. Medeni Ayhan:APO NUN AVUKATLIĞINI İLK ÜSTLENENDİM,İŞBİRLİKÇİLİĞİ ORTAYA ÇIKINCA DA İLK ÇEKİLENDİM





Ülke,ulus,bağımsızlık gibi Kürdistan ulusal mücadelesinin temel değer ve ihtiyaçları sloganlaştırılmadan,hata tümden hiçleştirilirken,sadece;”Yaşasın Apo” diye slogan attırılması,en önemli bilim adamımızın,en önemli aydınımızın,en önemli sanatçılarımızın susturulması,veya sisteme teslim alınabilmesi açısından her türlü iftira ve yalana dayanan manevi saldırılara maruz bırakılarak hiçleştirilmek istenmesinin nedeni nedir?Buna karşın Apo efendinin işbirlikçi ve tahripkar söylemlerini ahmakça tekrar eden söz de aydın ve siyasetçilerin, yada söylem ve şarkılarında Apo ya methiye düzüp müziği sloganize ederek düşürenlerin Apo nun PKK deki sistemine uygun görülmesinin nedeni nedir?



Apo nun PKK deki sisteminin özelikleri gereğince Kürdistan nın bütün değerlerinin tahrip edilmesi,önceki tarihimizin yok sayılması,bütün tarihin Apo ile başlatıldıktan sonra kendisinin işbirlikçi çizgisi ile de bitirilmesi gerekmektedir.Apo dışında gerek kişisel ve gerekse genel anlamda Kürtleri herhangi bir değerinin ve düşeninin olmaması gerekmektedir.Yani “adam” hem tarihin başı hem de sonu diye sunulmaktadır.Bu PKK de bir sistemdir,çünkü PKK deki her gerilla ve her yöneticide yaşadığı sürece zaaflı ve potansiyel ajan sayılmaktadır.Bu nedenle de herhangi bir kavşakta ajan,provaktör,yada hain veya hırsız olma ihtimali vardır.Açlığı yaralanmayı ölümü gerilla yaşamak ile birlikte,yaşadığı süre boyunca bir değeri yoktur,bir özne değeri görmez, tersine sistemde koşullandırılmış bir nesne durumundadır, yaşamlarını yetindiklerinde ise,yine ölüden zarar gelmez mantığı üzerinden ölünün hiçbir hatası söylenmez ve “güneş “olarak kabul edilen Apo nun arkadaşı olur,yoldaşı ilan edilirler.Yaşamını yitirmeye başlandıktan sonra,Güneş in(Apo nun) yoldaşı denilmesinin nedeni,Abdullah Öcalan nın kültünü şişirmektir.Çünkü Apo yaşamını adayanlarında üzerinde sayılmaktadır.Yaşamını adayanlar Apo nun kültünü şişirmek ve bu kült kanılı ile bakiye de kalanlar üstünde daha ağır bir baskı mekanizmasına dönüştürmek için kullanılmaktadır.Bu da kirli bir bakışı ortaya çıkarmaktadır.Yani o durumda dahi gerillaya büyük değer verildiği söylenemez Sistemde herkesin hakkında soru işaretleri vardır,ancak en çok soru işaretini arkasında yığmış kişilik hakkında ise,kimse soru soramaz,tartışamaz,eleştiremez Bu sistem ve yaklaşım ile bakiye de sadece Apo nun kültü bırakılıp şişirilerek,ülkemiz Kürdistan nın,Kürdistan ulusunun ve bağımsızlık hedefinin, PKK içindeki kadrolar ile diğer örgütlerdeki kadroların,bunun yanında en önemli sanatçı, akademisyen ve aydınlar tüketilip hiçleştirilmesi sürecinin esas alınırken,bakiyede sadece Apo diye Kemalist bir isim bırakılmak istenmektedir.Bu durumda Apo ve kendisini esas alan Demokratik Cumhuriyetçi PKK si,Kürdistan Siyasal-Ulusal Mücadelesinin ihtiyaçlarının tüketme mekanizması olarak işlev görmektedir.Bu bir açıdan sömürgeci devletin de en önemli ihtiyacıdır.Kürdistan Ulusal Mücadelesinin ihtiyaçları ve temel değerleri tüketilirken,sömürgeci devletlerin ihtiyaçları ise,karşılanmış olmaktadır.Bu yaklaşım ile Apo nun Demokratik Cumhuriyetçi PKK si; Kürdistan ulusal-siyasal mücadelesinin ihtiyaçlarını tüketme mekanizmasına dönüştürülmüştür Bu bir açıdan da Apo nun kendisini çarpıkça var etme biçimidir Diğer açıdan bu durumun Apo nun çocukluğu ile de bir ilişkisi vardır,çocukken sürekli annesinin boğazına çökmesi nedeni ile anne şefkatinden mahrum büyütülmüş bir kişiliğin, toplumun bütün ilgisini üstüne çekerek,çarpıkça pişisik açığını kapatmaya yöneldiği de aşikardır

Biz bütün değerlerimiz ve siyasal ihtiyaçlarımızı Apo için tüketemeyiz Liderler liderse ölümden korkmazlar,kendi şahsi koşulularının pazarlığını merkeze almazlar,bir ülkenin ve ulusun siyasal haklarını merkeze alırlar,ülkeyi ulusu ve siyasal iktidar hakkı olan bağımsızlık ile her alandaki kadroları kendi kültlerinin ve kişisel ihtiyaçlarının kurbanına dönüştüremezler.Öne çıkarılması gereken;Apo nun koşulları ve geleceği değildir,ulusumuzun ve ülkemizin koşulları ile geleceğidir.Eğer Kürdistan sorunu çözüm yoluna girerse,kimsenin Apo nun turşusunu kurmayacağı ve cezaevinde tutmayacağı da açıktır.Bu nedenle Apo nun hayatı ve koşulları üstünden yaratılan gündem,sarsılan ve toplamda anlamsızlaşan kültünü ayakta tutma çalışmasından öteye gitmemektedir.Eleştirdiğim yanlarına rağmen,1999 da PKK nin program ve kongre kararlarını tutuklu durumdaki Apo nun devletin istemleri çerçevesinde red ve inkara gitmesine kadar, modern bir örgüt sayıyordum.PKK modern bir örgüt mü, tarikat mı olmak istemektedir? Modern ve yurtsever bir örgüt olacaksa;her hafta İmralı nın yolunu bekleyip, gelebilecek söylemine göre ne yapacağına ve ne düşüneceğine takılı kalmamalıdır.Tutsak edilmiş,işbirlikçiliğe çekilmiş,kendi yaşam koşulları üstünden pazarlık yapan bir kişiyi kendisine irade yapmaya devam edeceğine,kendi yapısından bir lider çıkarmalıdır.Yok eğer lider özelik taşıyan kadroların bir bölümünü devlet, ve diğer bölümünü de Abdullah Öcalan nın tarafından çeşitli gerekçeler ile katıl edilmiş olması sebebi ile lider özelilik taşıyan adam kalmamışsa,kuralları ile karar alıp hareket etmeleri gerekmektedir.Aksi takdirde çizgi bağımsızlığını,hareket özgürlüğünü ve değer yargı sistemlerini bir nebze dahi olsa korumalarının mümkün olamayacağı aşikardır.Bu değerler yaratılamadan ve korunmadan ilerleme sağlanması,ideolojik politik yozlaşmanın dizginlenmesi mümkün değildir.O zamanda PKK bütün değerlerimizi hiçleştirmeye ve tüketme çizgisini sürdürdüğü sürece,hiçleşecektir.

DÖRT; KADROLARIN TASFİYESİNE DEVAM EDİLMESİ,APO NUN; ŞEMDİN SAKIK IN,CEVAT SOSYAL İN,HAMİLİ YILDIRIM”IN YAKALANMASINDAKİ RÖLÜ VE ŞEMDİN SAKIK IN DA APO NUN GELİŞ SÜRECİNE KATKISI İLE BİRBİRLERİNE ETKİLERİ

Çankırı E Tipi Cezaevinde bulunduğum sırada ve 23 Nisan 1999 tarihinde,PKK nin Avrupa sorulusu olarak Türk televizyonlarında lanse edilen Cevat Sosyal in yapılmış bir operasyon ile Moldovya da yakalanarak,Türkiye ye getirildiğini öğrendik.Bilahare de televizyonlardaki görüntüsünün bitkin ve yürüyemez durumda olması,iki polisin koluna girerek taşınmasından da işkenceli sorguya maruz kaldığını ve direnmiş olabildiği kanısı edinmiştim.3 Eylül 1999 tarihinde tahliye olduktan sonra ise,mahkeme kaleminde ayaküstü de olsa dosyasına baktım.Direndiği sonucuna vardım. Bu nedenle de Ankara Ulucanlar Kapalı cezaevine gittim ve tanıştık.Apo nun İmralı daki duruşu ve söylemlerine ilişkin eleştirilerimi temel hatları ile ortaya koydum,ayrıca kendisinin nasıl değerlendirdiğini sordum.Cevat Soysal,Abdullah Öcalan nın duruş ve söylemlerini benimsemediğini ortaya koydu.Cevat Sosyal devam ile;”Bazen avazım çıktığı kadar bağıracağım diyorum,ama yine de bazı şeylere takılı kalıyorum” diyordu. Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevinde bulunup da PKK davasından tutuklu olanların sayısı toplam olarak on veya on beş kişiydi.Genelde fiziksel anlamda sağlık sorun olanlardı.Cevat Sosyal haliyle bilinç açısından onlardan ilerdeydi, ve daha eskiydi.Ayrıca gözaltında direnmişti.Bu nedenler ile zindana alındığında cezaevindeki diğer arkadaşları başlangıçta inisiyatiflerini kendisine bırakmıştı.Ancak Cevat Sosyal in işkenceye rağmen direnmiş olması,buna karşın mahkemede bir fiske yemedim diyen Öcalan nın çözülmüş bir itirafçı durumunda olması,Sosyal ın davasının da basında güncel olması Abdullah Öcalan nın kişiliğini eziyor olmalıydı.Ayrıca Türk basınında Cevat Sosyal ın PKK nin Avrupa Temsilcisi olarak lanse edilmesi ve sınır dışı bir operasyon neticesinde Moldovya dan Türkiye ye getirilmiş olması nedeni ile medya da da güncelliğini koruyordu.Abdullah Öcalan ise,PKK de kendisi dışında hiç kimsenin adının tartışılmasını ve gündeme gelmesini dahi istemeyen bir kişilikti.Ayrıca Abdullah Öcalan,PKK illerin her şeyinde haberdar olduğu gibi,Cevat Sosyal in, dillendirmeye başladığı yeni söylemi ile de düşünsel çelişkisinin ve rahatsızlığının bulunduğunu duymuştu.Bu nedenle on onbeş kişinin içresinde dahi inisiyatifsizleştirilmesine başlanmıştı.Cevat Sosyal in davası bitiğinde ve Ankara daki Sincan F Tipi Cezaevine nakil olduğunda ise,tümden yalnızlaştırıldı.Cevat Sosyal in direnmiş olması ve Abdullah Öcalan nın devletin kabul ve referanslarına göre şekillenen söylemlerinde sindirmediğini ortaya koymasını nazara alarak, 1999 yılında avukatlığını üstlendim.

Duruşma gününde Ankara daki yurtsever Kürtler davaya ilgi göstermiş ve desteklerini ortaya koymak açısından da epey insan Ankara 1 Nolu DGM deki duruşma salonuna gelmişti.Cevat Sosyal in sözlü ve yazılı savunmasını yaptım.Sözlü savunmasını yaparken,hukuki savunmayı bitirdikten sonra, özce ve kısaca siyasi bir analizde yaptım.Bütün sorunların kaynağında; Türk devletinin kuruluşunda, yapısında,kurumlaşması ile üzerinde oturduğu statükoda cisimleşen faşist-sömürgeci ideolojik-politik harcın bulunduğunu,bu harç ve beton ortadan kaldırılmaksızın hiçbir siyasal-tarihsel ve toplumsal sorunun çözülmeyeceğini,eğer devlet barışçıl demokratik çözüm istiyorsa,Kürt ulusal sorunun 5 yıllık bir hazırlık,örgütlenme ve özgür propaganda sürecinden sonra, yapılması gereken referandum ile barışçıl ve demokratik çözüme kavuşacağını dile getirdim.Hukuk tekniğine ilişkin savunmamın hemen ardından, yapmış olduğum bu siyasi değerlendirme nedeni ile Ankara 1 Nolu DGM nin başkanlığını yapan Orhan Karadeniz i rahatsız olmuştu.Bu nedenle benim savunmam bittikten hemen sonra kızgın bir şekilde Cevat Sosyal e dönerek;”Avukatının savunmasının son bölümüne katılıyormusun ” dedi Cevat Sosyal,bir anlık duraksadıktan sonra;”Mevcut koşullarda avukatımın yaptığı savunmanın son bölümündeki siyasi değerlendirme kısmına katıldığımı söylemek lüks olur” diyerek,Abdullah Öcalan nın demokratik Cumhuriyetçilik diye kavramlaştırdığı görüşlerine paralel olarak sözlü bir savunma verdi.Cevat Sosyal kişisel sohbette katılmadığını ortaya koyduğu Abdullah Öcalan söylemlerine paralel bir söylem ortaya koyduğundan,bir daha kendisi ile görüşmek için cezaevine gitmediğim gibi,daha sonraki duruşmalarına da katılmadım.Cezaevine gitmediğimden ve bir sonraki duruşmaya da katılmadığımdan,bir sonraki duruşmadan sonra,bir avukat kanalı ile bana mesaj göndererek,”neden gelmediğimi ve görüşmek istediğini” bildirmişti.Ben de kendisinin duruşmadaki cümlesine paralel bir cümle ile cevabi mesajını yanıtladım.Yanıtım;Cevat Sosyal; cezaevindeki kişisel sohbette Apo nun söylemlerine katılmadığını söylerken,duruşmada aynı paralel de konuşan bir kişi ile görüşmek,ideolojik-politik değerlerim nedeni ile mevcut koşullarda lüks ve gereksizdir ,şekelindeydi.Cevat Sosyal Sincan F Tipi Cezaevine nakil olduktan sonra ise,tümden yalnızlaştırıldı. Cevat Sosyal in eşi Kürt medyasına açıklamada bulunmuş ve beyanları www.kurdistana-bakur.com, www.Peyamaazadi.com ,ile www.nasname.com,www.gelawej.com sitelerinde yayımlanmıştı.Cevat Sosyal in eşi,Cevat ın Sincan E Tpi Cezaevinde zor koşullarda yaşadığını, ve kendisinin yalnız bırakıldığını,Kürt kamuoyundan destek beklediğini ortaya koymaktaydı.Bu sitelerin birinde yazar olan bir arkadaş bana mesaj atarak ve Cevat Sosyal in eşinin açıklamasına atıf yaparak,durumu ile ilgilenmemi ve destek olmamı önermişti.Ancak cevabi mesajımda gerekçemi de izah ederek,cezaevine gitmeyeceğimi,herhangi bir destekte bulunmayacağımı yazdım.Doğrusu vicdanen ve duygusal açıdan destek olma duygum dürtse de,Apo nun savunmasına aykırı bir savunmayı lüks bulması,ve inanmamasına rağmen,savunmasına paralel bir söylem ile duruşmada konuşmuş olmasını düşünerek; cezaevine gitmedim,herhangi bir destekte bulunmadım.

Avukatlar,savunmanlığını yaptıkları kişilere kendi siyasi inançlarına göre bir savunma yapma zorunluluğu getirmezler.Ancak yargılanan kişiler de; ideolojik-politik çizgisi ve değerleri bulanan bir avukata; farklı yada değişen ideolojik politik söylemlerine rağmen,avukatlarına devam etme ve avukatların katılmadıkları söylemleri ile özdeşleşme zorunluluğu getiremezler.Avukatlar bu durumda vekillikten ayrılma hakkını kullanmalıdır.Benim yaptığım da budur.Buna karşın politik davalarda para karşılığında giren ve hata bu tür olaylara tüccar niteliğinde yaklaşan kişiler ise,elbette kişinin değişen söylemi hangi yöne saparsa sapsın, sorun etmeyecek ve avukatlıktan çekilmeyecektir.Yine ideolojik politik çizgisi olmayan,duygusal yaklaşan veya mürit bir yapıya sahip olan kişiler de; bu tür durumlarda dahi avukatlıktan çekememektedirler.Bu durumlardaki avukatlar ile aynı olmadığım gibi, benzeştiğimi de sanmıyorum. Aynı ve benzer olmamaktan da memnunum.Çünkü politik davalardaki avukatlığı siyasi düşüncelerimden kaynaklanan bir zorunluluk ve maddi ile manevi fedakarlığı içeren yurtsever-devrimci bir kamu hizmeti olarak yaptım.Politik davalardaki avukatlığı, para kazanma algısı ile yapmadığım gibi,devlete,PKK ye ve diğer gurup ve kişilere rağmen,bugüne kadar hiçbir tavizde bulunmayacağım ideolojik- politik bir çizgimde vardı.Bu nedenle ideolojik-politik çizgim ve değerlerim ile çelişen vede özdeşleşmek istemediğim söylemleri ortaya çıkan kişilerin avukatlığından çekildim.Nitekim bugüne kadar geçen 12 yıllık sürede de Demokratik Cumhuriyetçi çizgiye sahip PKK den yargılanan hiçbir insanın avukatlığını üstlenmedim.Demokratik Cumhuriyetçi PKK nin çizgisi üstünden hakkında dava açılmış kişiler adına yaklaşık 12 yıldır,siyasi davlardaki tecrübe ve birikimimi nazara alıp başka avukatlara önerdikleri parasal miktarda daha fazlasını önerenler her süreçte bulunmasına rağmen,hayatta ilkeli duruşu esas aldığımdan,ideolojik-politik değerlerime ters olan bu çizginin hiçbir davasına avukat olarak katılmadım.Mesele; değerlerim ve kendim ile çelişip çatışmamak yanında,taviz vermemektir.

Av. Medeni Ayhan:

ayhanmedeni@hotmail.com

DEVAM EDECEK (6)









55) Bölüm (7 ) Av. Medeni Ayhan:APO NUN AVUKATLIĞINI İLK ÜSTLENENDİM,İŞBİRLİKÇİLİĞİ ORTAYA ÇIKINCA DA İLK ÇEKİLENDİM





Abdullah Öcalan nın İstanbul Daki Atatürk Hava alanından Bandırma Hava Üsune ve ordan da Ankara da Akıncı Üssüne getirilerek Özel Kuvvetler Komutanlığının mensupları(Albay Engin Alan ve Diğerleri) tarafından 16 Şubat 1999 sabahından 18 Şubat 1999 sabahına kadar sorgulanıp,sabah İmralı ya varana kadarki kolluk ifadeleri dava dosyasına yansımadığından ve bunlar gizli tutulduğundan bilinmemektedir. Ancak İmralı Cezaevinde Albay Atilla Uğur ve albay Cemal Temizöz gibi kişiler tarafından sorgulanmıştır.Bu ifadeleri daha her şeyi ile çözüldüğünü ve bir itirafçı durumuna düşürüldüğünü göstermektedir.Apo nun ilk önce İmralı ya gelmiş gibi bir durum yaratılmasının sebebi, orasının taşra olması nedeni ile soruşturma ve denetimin askerin uhdesinde bırakılması ve polisin soruşturmaya dahil edilmemesinin sağlanması ile Ankara da Özel Kuvvetler Komutanlığınca alınmış ifadelerin gizli bırakılmak istenmesinden kaynaklanmaktadır.Gizli tutulan ifadelerinin ise çok daha berbat olacağından kuşku duyulmamalıdır.Abdullah Öcalan dan alınan bilgiler ve kendisine dikte ettirilen demokratik cumhuriyetçilik söylemi ağır tahribatlara yol açmıştır.

Bu makale ile ilişkisi bakımından Abdullah Öcalan nın www anadoluajansı.com ve daha sonra da www.nasname com sitesinde yayımlanan kolluk ifadelerine bakıldığında; çözülmüş bir itirafçı olduğu ve Cevat Soysalı eli verdiği görülmektedir. Apo İmralı da alınmış kolluk ifadelerinde Avrupa daki eğitim çalışmaları ile faaliyetlerin başında Cevat Sosyal in bulunduğunu ve talimatları kendisine verdiğini söylerken,dağ kadroları içresinde merkez komite üyeleri olan Hamili Yıldırım ve İsa nın Dersimli olduğunu ve o alandan çekilmeyeceklerini,yani kendisine kabul ettirilmiş işbirlikçi çizgiye onların uymayabileceğini söylemektedir.Cevat Sosyal, Apo nun bu ifadelerinden 4-5 ay sonra Moldovya dan getirildi.Buna karşın devlet özellikle Hamili Yıldırım ve İsa nın bulunduğu Dersim alanına büyük bir operasyon ile bindirme yaparken,PKK başkanlık konseyindekiler ve APO bunları provaktör ilan ederek halkın herhangi bir destek vermemesi gerektiğini kendi basınları aracılığı ile deklere ettiler.Operasyon neticesinde İsa nın yaşamını çatışmada yitirmesi ve Hamili Yıldırım ın da örgütten uygulamaya alınıp uzaklaştırılmasından bir süre sonra ise, Apo avukat görüşme notlarında,”PKK Hamili Yıldırım a Akdeniz de görev versin” demekteydi. Bu söylemden bir iki hafta sonraki avukatlar ile görüşme notlarında ise, avukatlar Apo ya;”İsteminiz Hamili ye iletilmiş,çok sevinmiş” dedikleri görülmektedir.Hamili Yıldırım, tamda Apo nun söylediği gibi Akdeniz e gelip geçiş yapmak isterken yakalandı.Yakalanmaması garip olurdu.Çünkü devlet Apo nun ve avukatların her söylediğini kamera ve dinleyici ile kayd etiği gibi,avukatların Apo ile görüşme notları yazıldıktan sonra bir örneğinin Cezaevi idaresi tarafından alınarak,devletin istihbaratı tarafından değerlendirildiği bilinmektedir.Yani haftalar öncesinden Hamili Yıldırım ın görevli olarak Akdeniz e,yani Amanoslara geçiş yapmaya geleceği devlete duyurulmuş olmaktadır.Hamili Yıldırım yakalandıktan sonra verdiği ifadede;”Yaşamımın bundan sonraki bölümünde, Demokratik Cumhuriyet in için çalışacağım “ demektedir.Bu durumda Hamili Yıldırım,atıldığı zindan da inanmadığı demokratik cumhuriyetçilik çizgisi için çalışmaya devam ederek,oportünistleşmenin cezasını çekmektedir.Apo nun, Hamili Yıldırım ve İsa da; ideolojik birikim ve liderlik özelikleri görmesi yanında,kendisine dikte ettirilmiş demokratik cumhuriyetçilik çizgisine katılmayacaklarını düşündüğünden,kendilerine cezaevinden bir tasfiye yönelttiği anlaşılmaktadır.

Apo nun İmralı daki ifadelerine bakılırsa,kendisinin cezaevine alınmasından sonra,PKK de lider olma ihtimali olan ve bu nedenle de geriye çekmek istediği kişi ise,1978 deki kuruluş toplantısında kendisi ve Şahin Dönmez den sonra üçüncü merkez yürütme kurulu üyesi olarak belirlenen Cemil Bayık tır. Mehmet Karasungur Siverek te görevli olduğunda dolayı PKK nin kuruluş kongresine katılmamış olmak ile birlikte,toplantıya katılanların çoğunluğunun istemi üzerine,üç kişilik merkez yürütmeye seçilmiş,hemen sonra bu görev yönünden yeterince uygun olmadığının ve Cemil Bayı kın uygun olduğunun söylenmesi üzerine de,Bayık ı adına çekilmişti Bu nedenle ilk üç kişilik merkez yürütme Apo,yardımcısı Şahin Dönmez ve Cemil Bayık tan oluşturulmuştur Ayrıca Kamışlı dan olduğu söylenmekle birlikte,Cizre den gitme bir aileden olan Feyman Hüseyin nin adının Türk medyasında çok konuşulması nedeni ile, kendisini de bir tasfiyenin bekleyip beklemediğinin düşünülmesi gerekmektedir.Murat Karayılan nın KDP ile biraz yakınlaşması ve özelikle de bir parça da olsa siyasal taleplerden bahseder duruma gelmesi halinde tasfiye edilebilecek ilk üç kişi içerensindedir.Diğer PKK Başkanlık Konseyi üyelerinin olasılık dahilinde bile,tasfiye edilme ihtimalleri gözükmemektedir.

Apo nun devletin temsilcileri yerine,her defasında Türk devletinin ajanı olan istihbaratçılarla görüşerek,istemlerine uygun olarak ateşkesler ilan etmesi ve üstelik ilan ettiği ateşkeslerinde tek taraflı ve herhangi bir uluslar arası kurumun temsilcilerinin arabuluculuğuna ve bağımsız denetmenliğine dayanmamasına rağmen,hatta ilan edilmiş her ateşkesi sonrasında bir planlama ve saldırı yapılması ile birlikte,sürekli olarak aynı türden uyduruk ateşkeslerin tekrardan yapması,isteme uygun olarak PKK nin savaş gücünü zamana yayarak tasfiye etme çabalarıdır.Bu ateşkesler dışında,PKK de en yetenekli komutan ve asker olarak bilinen Şemdin Sakık ın,önce Abdullah Öcalan tarafından sorguya alınarak,eleştiri ile ilişkisi olmayacak tarzda aşağılanması,kişilik ve gururunun tüketilmesi,hatta MED TV adına röportaj yapan bir kişinin dahi kendisini azarlayarak soru sorması süreçleriyle,yaptığı işe inancı tüketildi.Bir gün asker bir gün komutan öbür gün uygulamaya alınarak,kişiliği öğütülerek en ağır hakaretler ile hiçleştirilen bireylerden kadro çıkmaz,şartlandırılmış ve koşullandırılmış insan çıkar.Söz konusu koşullandırılmışlıkların alan ve zemininden çıkıldığında ise,o bireyler daha önce hiçleştirilmiş oldukları şekilde,bir hiç olarak kendilerini görmeye başlarlar.Şemdin Sakık(Şemo) yaptığı işe yabancılaştırılıp,bu süreçler ile savaşa inancı tüketildikten sonra,Apo nun talimatı ile bütün cephe ve alanlarda gezdirilerek, savaşın bitirilmesi gerektiği konusunda konuşmalar yapması sağlanmıştır.Bu süreçten sonra da,Apo tarafından öldürülebileceği kendisine his ettirilerek,örgüt karşısında kaçak ve suçlu duruma sokularak, “katli vacip kişilik” durumuna sokulmak istenmiştir. Bu koşullar altında da 18 yıl dağda başarılı şekilde savaşmış olmaktan dolayı,yapıda etkinlik kurmuş ve hatta diğer üst düzey kadroları bile sindirmiş olan Şemdin Sakık ın,hem Abdullah Öcalan sonarsında geri de bırakılmaması,hem de savaşı tasfiye etmenin ciddi bir göstergesi yapılması açısından; gerek PKK den, gerekse savaş alanından koparıldığı anlaşılmaktadır.

Şemdin Sakık, tümden hiçleştirilmiş,gururu ve değerleri parçalınmış bir hale sokulduğundan,her şeye inancını yitirmiş duruma getirilerek herhangi bir iddiası da kalmamış olduğundan,olası öldürülme tehdidinin kendisini hissettirilmesi karşısında,15 Mart 1998 de Güney Kürdistan daki Gere dağında iken, PKK saflarından kaçarak ayrılmakta ve KDP ye sığınmaktadır.6 Şubat 2O11 tarihinde,www sercavan com sitesinde;”Şemdin Sakık ın Yakalanma Anı” başlıklı yazısında;”15 Mart 1998 de,Kuzey-Irak ın Gere Dağı nda,silahımı ve örgüte ait ne varsa üzerimde her şeyi bırakıp,tek bir arkadaşıma söylemeden ve bir not da bırakmadan örgüt saflarından kaçtım.” demektedir.Bu cümleleri bile, can korkusu ile kaçtığını, tek bir insanı bile kendisi ile örgütlemeye yeltenmemesi karşısında da hiçbir iddiasının kalmadığını göstermektedir.Özel Kuvvetler Komutanlığın mensuplarından Albay Mithat Işık ın www sabah com tr sitesinde yayımlanan;”Şemdin Sakık ı Yakalayan Komutan Anlatıyor” başlığı altında verilen fotoğraflı röportajında,”Şemdin Sakık ı KDP den istediklerini,ancak;”Tabanımıza Anlatamayız” denilerek verilmediğini,bunun üzerine kendisini bir operasyon ile getirmeyi planladıklarını,”Yarasa Operasyonu” adını verdikleri operasyon çerçevesinde,13 Nisan 1998 tarihinde sabah saat O5 OO te kardeşi Arif Sakık ve bazı kişiler ile birlikte iki araç şeklinde,Duhok tan Hewler e hareket ettiklerine ilişkin bilgiyi aldığını,üç araç ile kendisine bağlı elemanların kendisini takibe aldığını,Hewler e varmadan askerlerinin içinde bulunduğu açlardan birinin Şemdin nin içerisinde bulunduğu aracın önüne geçtikten sonra, yan dönerek araçlarının önüne kapatırken arkadan gelen iki araçlarından inen personellerinin ise Şemdin i yakalamaya gittiğini,ancak Şemdi nin kaçmaya çalışması üzerine,personellerinin uzun namlulu silahlarını doğrultarak ihtar çektiğini ve kaçmak ile kurtulamayacağını anlayan Şemdin nin de silahını atıp ellerini kaldırarak teslim olduğunu,13 Nisan 1989 da saat O8 25 te uçak ile Silopi ye indirildiğini,önce kendisinin sorguladığını ve ardından gelen talimat üzerine de aynı gün uçak ile kendisini ve kardeşi Arif Sakık ı Diyarbakır a gönderdiğini,araçtan alıkoyarak Silopi ye getirdikleri iki peşmergeyi ise serbest bıraktıklarını,buna karşın Şemdin nin içerisinde bulunduğu taksinin şoförüne ise dokunmadıklarını ve Kuzey Kürdistan dan getirmediklerini,gerek Şemdin Sakık ın ve gerekse kardeşinin,aynen Abdullah Öcalan gibi;”Ben Devlete hizmete hazırım,yanlış yaptım” dediklerini belirtmektedir.

Buna karşın Şemdin Sakık ın kendi sitesinde yayımlanan yazılarında, www sercavan com sitesinde;”Şemdin Sakık ın Yakalanma Anı” başlığı ile yayımlanan yazısında,Tuncer Günay nın 2OO5 yılında;” Şemdin Sakık tan Mektuplar” başlığı altında yayımladığı kitabında,www haber7 com sitesinde muhabir Ferit Aslan nın ;”Şemdin Sakık;Beni Yeşil Yakaladı” başlıklı haberinde,ayrıca Şemdin nin avukat Vedat Erten nin röportajındaki iddiaya göre,Şemdin Sakık ı Türkiye ye getiren kişi Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım dır, 16 Mayıs 2OO1 yılında Malatya da düşen askeri uçaktaki Yeşil ile kendisini getiren diğer elemanlar da ölmüştür. Şemdin Sakık ın anlatımları nazara alındığında;KDP ye o güne kadar kimseyi Türkiye ye teslim etmemiş olması nedeni ile sığındığını,daha önce gerilla saflarında bulunan ve kendisinden önce KDP ye sığınan Aziz adlı arkadaşı ile karşılaşması sonrasında çok yardımlarını gördüğünü,Aziz in kendisinin teslim edilmesinde sorumluğu bulunmakla birlikte,söz konusu yardımları nedeni ile Azize kızgın olmadığını,ara sıra Duhok ta tepeye çıkarak telefon görüşmeleri yaptığını,KDP yetkililerinin kendisine;oluşturacakları askeri bir birimin başına geçmeyi önerdiğini,ayrıca Türkiye ye yönelik örgüt kurma fikrinin olması halinde ise, buna da yardımcı olabileceklerini söylediğini,ancak kendisinin şimdilik evlenmeyi düşündüğünü söyleyerek geçiştirdiğini,bir süre sonra KDP nin Duhok temsilcisinin bugün yada yarın Başkan Barzani nin yanına gidip görüşebileceğini ilettiğini,bunun üzerine hazırlanıp süslenerek,Başkan Barzani ye ne söyleyeceğini tasarlamaya başladığını,saat sabah O5 de yola koyulduktan bir süre sonra da şoförlerinin aracının hava yaptığını söyleyerek aracı durdurduğunu,bu esnada küçük bir su dökeyim düşüncesi ile araçtan biraz uzaklaştığını,ancak araçlarının arkasına bir aracın yanaşıp durduğunu ve iki kişinin silahlı şekilde üzerine gelirken,3 kişinin de araçlarının üzerine yürüdüğünü, kendisine;”Korkma seni götüreceğiz,ama öldürmeyeceğiz. “ denmesi üzerinde tabancasına davrandığını,fakat kafasına aldığı darbe ile yığıldığını,kendisine darbe vuranın Yeşil olduğunu, iğne yapılmasından sonra uçağa bindirildiğini, ve uçağa bindikten sonra rahatladığını söylemektedir. Şemdin Sakık ile Albay Mithat Işık ın anlatımları birbirini tutmamaktadır.Mithat Işık, Şemdi Sakık ın iki araç ile seyir ettiğini söylerken ve arkasından üç araç ile takibe aldıklarını belirtirken,Şemdin Sakık tek araç ile yola çıktıklarını, ve bir tek aracın yolda duran araçlarının arkasında durarak araçtan inmiş olması neden ile kendisine müdahale ettiklerini anlatmaktadır.Ayrıca Mithat Işık özel kuvvetler komutanlığında komutası altında çalışan resmi elemanlarının operasyonu yaptığını söylerken,Şemdin Sakık ise,Yeşil in operasyonu gerçekleştirdiğini söylemektedir.Yeşil kod adını kullanan Mahmut Yıldırım ın olayda yer aldığının ispatlanması halinde,özel kuvvetler komutanlığına bağlı olarak çalıştığının da kabulü gerekmektedir. Yakalanış şeklini de farklı anlatmaktadırlar.

Albay Mithat Işık ile Şemdin Sakık ın beyanları arasında çelişkili olmayan(yani örtüşen) tek şey ise,Şemdin nin yakalanarak getirilmiş olduğudur.Oysa Şemdin Sakık ın(Şemo nun) yakalanarak getirilmesi yerine,öldürülmemek ve idam edilmemek yanında pişmanlık yasasından yararlanmak üzere bir anlaşma dahilinde gelmiş olduğu sonucuna varıyorum Şemdin Sakık ın bir anlaşma dahilinde geldiğini ileri sürmemin nedeni;bir tek gerillayı örgütlemeye çalışmadan PKK saflarından kaçması olgusu ile hiçbir iddiasının kalmadığının ispatlı olması,KDP nin saflarında kurulacak bir birliğin komutanı olma, veya yeni bir örgüt kurma önerlerini de evlenme söylemiyle geçiştirerek red etmesi, ve PKK nin suikast yapma ihtimali karşısında da can derdine düşerek, TC ye teslim olmayı tercih etmiş olmasıdır.Şemdin Sakık açısından PKK nin suikast ihtimali karşısında TC ye sığınmış olmak bir korunak olmuştur.Apo Şemdin Sakık ı kaçırtma ve örgüt karşısında öldürülecek suçlu konuma sokma sürecini hazırlarken,kendisinin bir Mehmet Şener olmaması,örgütsel ve ideolojik politik derinliğinin bulunmaması karşısında, herhangi bir alternatif yapı yaratmasının da mümkün olmadığını ön görebilecek durumdadır. Şemdin Sakık ın pişmanlık yasasından faydalanmak için başvurduğunu ise; sitesindeki yazılarında;”Pişmanlığıma pişman oldu” şeklinde sömürgeci devlete sitemini dile getirmiş olmasıdır.Öyle görülüyor ki, anlaşma gereğince Şemdin Sakık operasyonun sürecinde ve sonrasında öldürülmemiş,idam kararı üzerinden de yaşam hakkı elinden alınmamış,ancak yargılamadan bir süre sonra tahliye edilme vadi de yerine getirilmemiş olmaktadır Şemo nun sitemi bunadır.Şemdin Sakık ın bu vaatler karşılığında ve PKK suikastından kurtulma korkusu ile teslim olduğunun diğer verilerini şu şekilde aşağıda sıralıyorum.

Birincisi,Şemdin kendisinden önce PKK saflarından kaçıp KDP de komutan olan Aziz isimli arkadaşının da, kendisinin Türkiye ye teslim edilmesinde rolü bulunduğunu ileri sürmek ile birlikte,kendisine yardımlarının olması karşısında Aziz e hiçbir tepkisinin bulunmadığını yazmış olmasıdır.Gelmek istemeyen insan,kendisini satmış insan ile geçmişe ilişkin hukuk ne olursa olsun tepki duyacakken,Şemo nun bir tepkisi bulunmamak ile anlaşmalı olarak gelmiştir.İkincisi,TC elemanlarının kendisini uçağa bindirmeleri üzerine,yıllarca kaçtığı bu uçaklardan birine binmek üzerinde rahatlamış olduğunu yazmış durumdadır. Bu rahatlama PKK nin yapacağı bir suikasttan kurtulmanın doğurmuş olduğu rahatlamadır.Üçüncüsü,gerek PKK nin ve gerekse devletin Şemdin Sakık ı KDP den istemesine rağmen,geleneksel uygulamalarına aykırı olması gerekçesi ile vermemiş olduklarını açıklamış olmalarıdır.Mithat Işık ın, taleplerine rağmen,KDP nin vermeye yanaşmamış olduğunu belirtmesi bu durumu doğrulamaktadır.Daha önemlisi ise KDP; Mehmet Şener,Sarı Baran,Osman Öcalan,Nizamettin Taş,Halil Ataç gibi merkez komite üyelerini vermediğinden,Şemddin Sakık ı teslim ettiği yolundaki söylemi gerçekdışıdır.? Şemdin Sakık ın anlatımlarına göre dahi,KDP tarafından kendisine kurulacak yeni bir birliğin kuruluş çalışmalarını başlatıp komutanlığını yapma,yada Türkiye nin hakimiyetindeki Kürdistan parçasına yönelik bir örgüt kurabilmesine yardım etme önerilmesine rağmen,kendisinin evlenme istemini gerekçe göstererek red etmesine rağmen,bilahare Barzani nin görüşmek üzere davet etiğini de yazdığından,Güneyli güçlerin kendisini Kürdistan siyasetinde tutma çabasında olduklarını ispatlamaktadır.Güney Kürdistanlı güçler Şemdin Sakık a bu önerilerde bulunmasına rağmen,neden kendisini teslim etisin ki?Bu olgular Şemdin Sakık ın,PKK nn suikast hedefi olmaktan korktuğunu ve T.C. nin bazı vaatleri karşılığında da teslim olmayı tercih ettiğini göstermektedir.Beşincisi,Güneyliler Şemdin Sakık a daha fazla koruma önermelerine rağmen,kendisinin istemediğini belirtmiş olmasıdır.Yanında sadece iki peşmergenin bulunduğunu söylemektedir.İsteseydi daha fazla korumanın verileceği de açıktır.Altıncısı;Duhok tan Hevler e (Erbil e) yola çıkış saatinin sabah O5 OO olduğu açık olduğuna göre,Şemdin Sakık ın yolun çok tenha olacağı bu tür bir saati tercih etmesinin nedeni nedir? Yolda ulaşımın sıklaşmaya başladığı bir saate Şemdin Sakın alınmasının mümkün olmayacağı, yada çok zor olacağı açıktır.Ayrıca Duhok tan Hevler e olan yol hızlı gide bir araç ile bir buçuk saati alırken,yavaş yol alan bir araçta ise,en fazla iki saat alabileceği açıktır.Mithat Işık,Şemdin Sakık ı yakalamalarının 3 dakikayı aldığını ve Silopi ye getiriliş ile birlikte toplam bir saati aldığını söylemektedir.Bu durumda Şemdin nin aracının yavaş yol aldığını varsaydığımızda dahi Hevler de olması gerekirdi.Oysa Mithat Işık, Şemdin nin tenha bir noktadan ve yoldan alındığını söylemektedir.Her halükarda Şemdin nin aracının yavaş yol aldığı açık olduğuna göre,hem yolun tümden tenha olduğu bir saatte,hem d sabahın köründe yola giderken,aynı zamanda çok yavaş bir hızla yol alınmasının nedeni nedir?Şemdin Sakık saat O5 OO te yola çıkarken,Hevler in hızla yol alan bir araçla sabah O6 3O da ve yavaş seyir eden bir araç ile de saat O7 OO de varacağı açıkken ve bu saatlerde de Barzani nin makamında olmayacağı da tartışmasız iken,yolun bu kadar tenha olduğu bir saati nedeni tercih etmiştir,neden aracı yavaş seyir etmiştir,evden çıkmasına rağmen kısa bir süre sonra ulaşacağı Hevler de su dökmek yerine,yolda su dökmek için neden araçtan inmektedir?Neden korumalar istememiştir? Bütün bunlar yoldan alınmak için oluşturulmuş koşullara ilişkindir,bir amacı kalmamış olduğundan,bazı vaatler karşılığında ve Apo nun yönlendireceği bir suikast ile vurulmamak için(can korkusu için) anlaşmalı olarak gelmiştir.


Av. Medeni Ayhan:

ayhanmedeni@hotmail.com

DEVAM EDECEK (7)













55) Bölüm (8) Av. Medeni Ayhan:APO NUN AVUKATLIĞINI İLK ÜSTLENENDİM,İŞBİRLİKÇİLİĞİ ORTAYA ÇIKINCA DA İLK ÇEKİLENDİM





Şemdin Sakık,PKK nin suikast ile kendisini öldürmesinden korkmakta olduğu gibi,tümden amaçsız duruma düştüğünden,TC tarafından öldürülmemek ve pişmanlık yasası çerçevesinde bir süre sonra tahliye edilmek vaadi ile Türkiye ye gelmiş gözükmektedir.Şemdin Sakık ın da,Albay Mithat Işık ın da bir operasyon ile yakalayıp getirilmişliğe ilişkin söylemleri gerçeği yansıtmamaktadır. Faşist-sömürgeci ve emperyalist Türk devletinin 1996 yılında hazırlayıp,ancak suikast öncesinde olayı bazı elemanları kanalı ile Apo ya bildirerek sonuçsuz bıraktığı Mercedes ile suikast olayı esasen PKK yi silahsızlandırmasını,aksi takdirde Suriye de güvencede olmayacağını yansıtmak içindir.Aynı zamanda bazı elemanları kanalı ile öldürme amacı taşımayan bu olayı kendisine bildirerek,güvenini sağlama,kendilerine bağlamak içindir 198O darbesinden 4 ay önce MİT ten ilişkili olduğu kişilerin artık hüküm ettikleri sınırlar içerisinde korumasını sağlamanın imkansız olduğunu,ayrıca darbenin geleceğini çıtlattıktan sonra,Suriye nin hakimiyeti altındaki topraklara geçirilirken,gelinen aşamada güvenliğinin Suriye de sağlanmasının mümkün olmadığı gerekçesi ile getirilmiş görünmektedir.Abdullah Öcalan bu olaydan sonra PKK deki ordulaşmayı ve savaşı tasfiye etme çalışmalarına başladıysa da,örgütsel yapının kısa sürede bu duruma alıştırılıp getirilebilmesi ise,mümkün değildi.Ardı arkası kesilmeyen ve her zaman bir istihbaratçının kanlı ile iletilen istem çerçevesinde, kamuoyunun önünde çift tarafın kabulüne dayanmayan ve denetleyici olarak uluslararası bir arabulucuyu de gözetmeyen dış yönlendirme ve kullanılmışlığa dayalı sahte ateşkesler yoğunlaştırıldı.

Ayrıca Apo tarafından,savaş pratiğinin en başaralı elemanı olarak gözüken Şemdin Sakık,her tülü eleştiri çerçevesinin dışında kameraların önünde aşağılanıp kişiliksizleştirilme sürecine alınarak,yaptığı işe ve mücadelesine yabancılaştırılıp,inancı tüketildi.Bir muhabir dahi Şemdin in karşısına oturtulup kendisini aşağılamaktaydı.Şemdin Sakık ölüm korkusu karşısında ses bile çıkaramamaktaydı PKK bir tür Apo nun kişisel malı olarak algılandığından,istediği kişiyi istediği konuma sokabilme keyfiliği içindeydi.Bu nedenle her kadroya potansiyel olarak ajan olabilecek kişilik olarak bakılırken,bütün şüphelerini ve soruların dışında tutulup yüceltilen tek kişi Apo almaktaydı Kadroların bütün bir gün ajan provaktör veya başka bir şey ile suçlanıp kirli pabuca dönüştürülüp tecrit edilmiş düz asker rütbesine indirilirken,sisteme ve APO ya teslim olduğunda ise,güçlendiği ve hatlarını bilince çıkardığı savlanarak jet hızı ile en üst yetkilerle donatılmaya başlanırdı. Bir gün asker, öbür gün komutan ve bir sonraki gün ajan diye yansıtılan her kadro kişiliksizleştirilme sürecinden geçirilmekteydi.En makbul özeleştiriler;”Ben alçaklık yaptım,düşkün durumundayım,ajan pratik yaşadım” gibi kavramlar ile kendisini ağır derecede aşağılayarak,hem bütün grubun daha ağır cümlelerine maruz kalmanın önüne geçmek,hem de yanlışlarını bilince çıkardığını da bu yolla kısa yoldan ispatlamış olmaktı.Çünkü sistemin eleştiri özeleştiri kıstası, bunu istemektedir.Çeşitli zaman ve kavşaklarda farklı kişiler,ama toplam zamanda da bütün şahıslar bu süreçlerde geçirilmiş olduğundan,özneden çıkarılıp nesneye dönüştürüldüğünden tahrip edilmemiş tek bir kişilik bırakılmamıştır.Bu sistemin sahibi Apo,sadece kendisini bu uygulamanın dışında bırakmıştır.Bu süreçlerinden geçirilen Şemdin Sakık,Apo nun talimatı ile bütün alanları gezerek;savaşın çare olmadığı ve gereksizleştiği konusunda konuşması sağlandı.Ayrıca Apo tarafından suçlu konuma sokulup aşağılanma ve sorgulanma süreçlerinden sonra,kendisinin öldürüleceği hissi verilerek örgütten kaçması sağlandı.Apo nun kaçırtma taktiği,örgütte ve halk arasında belli bir etkinliği olan ve tanınan kadroları direk öldürerek yöntemlerini tartıştırma yerine,onları öldürebileceğine ilişkin hissi vererek,veya verdirerek, örgütten kaçırttırdıktan sonra,örgüt hukukunda ;”katli vacip” sonucuna yol açmaktı.Apo nun yaratığı bu tablo neticesinde Şemdi Sakık da örgütten kaçırtılmış ve PKK nin örgütsel tarzında;”katli vacip” olmuştu.

Apo,Şemo yu bu şekilde kaçırtırken,patiği ve etkinliği ile örgütteki diğer kişileri sindirmiş bir kişiden kurtulacağı gibi,sömürgeci devlete de;”Şavaş ı adım adım tasfiye etme görevimi parça parça yerine getiriyorum,işte en çok savaşan komutan hiçleştirip, bütün alanlarda da savaşa karşı gezdirdikten sonra,önünüze atmış olmakla samimiyetimi ortaya koyuyorum.” diyordu.Kişilik olarak bitirme ve kaçırtma işleminden sonra ya Apo PKK lerden birilerine öldürtecekti,yada devlet öldürtecekti.Yani Şemdin Sakık ın kaçırtılması sömürgeci Türk devletine aynı zamanda bir göstergeydi.Apo,Şemo nun ideolojik-politik ve örgütleme açısından bir özeliğinin bulanmadığını, ve örgütten kaçırtıldıktan sonra ya PKK nin bir suikastı ile öldürüleceğini,yada suikast ile öldürülme korkusu nedeni ile teslimiyete gideceğini de öngörebilecek durumdaydı.Apo ve Şemdin birbirlerini iyi tanıyorlardı.Yani Apo,Şemdin Sakık ın Türkiye ye itilmesinde rol sahibidir.Şemdin Sakık da bazı vaatler karşılığında Türkiye ye gelmeyi kabul ettikten sonra,itiraf ve anlatımları ile Apo nun Türkiye ye taşınması sürecine katkısını sundu. İfadelerinde Apo nun çok iradesiz olduğunu,kişilik olarak zayıf ve zaaflı olduğunu,yemeği yarım saat geciktiğinde dahi kıyamet koparan bir tip olduğunu beyan etti,kişilik özelliklerini anlattı.Şemdin Sakık, Türkiye ye öldürülmemek, ve bir süre sonra da pişmanlık yasası çerçevesinde yararlanmak vaatleri karşılığında anlaşmalı olarak geldikten sonra,Türklerin hapishanelerindeki mahkumlar içinde leptopu olan ve interneti kullanma olanağı bulunan tek mahkum oldu.Pişmanlık yasası çerçevesinde başvuruda bulunmuş bir itirafçı olarak,yazılarında gönüllü ve zora dayalı sevişmelerini,aşklarını anlatıp kendisine acındırma çalışmaları yapmaktadır.On yaşındaki Küçük Emrah tiplemesini 5O li yaşlarda oynamaktadır.Sanki 18 yıl o dağların zor koşullarında savaşan o değil de,bir ilizyon ve yansımaydı.

Şemdin Sakık,PKK den kaçtıktan bir süre sonra, BBC ye verdiği röportajında;”Benim bir hatam varsa,o da Apo yu tanrılaştırmamdır” derken, Apo da gazetesi kanalı ile verdiği cevapta;”Tamam da kendini de peygamberim ilan ettin” demekteydi.Gerçekte bunlar PKK nin tanrısı ve peygamberiydi,ancak ikisi de uçağa bindikten sonra;”devlete hizmete hazırım,devlet fırsat verirse hizmet edeceğime de inanıyorum” demişti. Bu kadar zavalı bir duruma düşen kişiliklerden tanrı ve peygamber çıkmayacağı açıktı. Ancak bu durum PKK de kadro olmadığını, çevre ve süreçler ile sınırlı koşullandırılmış şartlandırılmış birey olduğunu ve değişen koşullar ile şartlar altında tam tersi bir kişilik olarak gerçekleştiklerini,sistemin öğütmesi nedeni ile iki kişilikli iki düşünceli,ve iki ruhlu olduklarını ortaya koymaktadır Bu durumları ikisinin de gerçek tanrı ve peygamberlerinin sömürgeci devletleri Türkiye ve Mustafa Kemalizim olduğunu, ve bu tanrılarını hiçbir zaman beyin ruh ve kişiliklerinden çıkaramadıklarını da göstermektedir.Yani bunlarda Kürdistan dan yana hiçbir şey içselleşmemiştir,içsel kalan Türkiye dir.Kaidesiz kuralsız ilkesiz ve keyfi olup kendi ölçülerine bile bağlı olmayan her birey,gücü ele geçirdiği anda bulunduğu alanın tanrısı rolüne bürünerek despotik veya diktatör kişilik olur.Ancak her despot kişilik ve diktatör. daha büyük diktatör ve despotun yanında kişiliksizleşmeyi kabul ederek hükümsüzlüğünü kabul ederek,bulunduğu alandaki hakimiyetine cevaz verilmesini sağlayarak,taklitçisi olmaya çalışır.Feodalite de her ağa; bulunduğu alan veya yörenin bir tür tanrısıdır,muhitindeki halka karşı da amansızdır;keyfidir,ölçüsüzdür,kuralsızdır.Ancak lokal yerde hükmü olan her ağa daha büyük güce sahip olan ve daha geniş alana hüküm eden ağanın ise yanaşması durumundadır,hükümsüz olduğunu kabul ederek yaşamayı tercih etmektedir.Apo ve Şemo nun PKK nin dışına düştükten sonra, Türk devletini tanrı olarak kabul etmeleri ve zavallı bir kişilik durumuna düşerek görüntüye çıkmaları,bir ölçüde bu ağa ve despot tiplemesinde özetlediğim kişilikleri ile ilgilidir.Ayrıca tanrıları olarak da, Türk devletini beyin, ruh ve kişiliklerinden silmemiş olmalarıdır.

PKK nin programında son iki yüzyıllık süreçte dört sömürgeci devlete karşı kırka yakın ve sadece Türk egemenlik sistemine karşı 29 ayaklanma çıkaran Kürt ulusu,”düşürülmüş” olarak nitelendirilerek,”utanç verici” durumda bulunduğu vaz edilmekteydi.Eğer somut bir düşürülmüşlük örneği görülmek isteniyorsa;Abdullah Öcalan,Osman Öcalan ve Şemdin Sakık gibilerin düştüğü duruma bakılmalıdır.Eğer somut bir düşürülmüşlük görülmek isteniyorsa,Demokratik Cumhuriyet-Demokratik Özerklik kavramları altında devletin Apo ya kabul ettirdiği işbirlikçi çizgiyi tekrar ederek,bedel ödeme gerekçesi yapılmış hedefleri,çizgi bağımsızlığını,hareket özgürlüğünü ve değer yargı sistemlerini red ve inkar ederek, siyasi yozlaşma sürecinin aleti ve ortağı olan PKK nin başkanlık Konseyi nin üyelerine bakılmalıdır.Uluslararası ve bölgesel koşullar ile konjöktür her zamankinden daha fazla bağımsız bir devlet kuruluşuna gitmek için var iken,ulusal bir stratejiden ve kesin kopuş çizgisinden soyutlanmış olup,Türkiye nin AB ye girişine bağlı olarak gerçekleşebilecek kişisel dil kültür haklarına ve siyasi yetkiler hariç olmak üzere sınırlı bazı yetkilerin Vali ve Kaymakamların vasiyet denetimine tabi Belediyelere ile devletin memurlarından oluşan İl Özel İdarelerine aktarılması ve af için fit olmaya hazır olanların bütünü durum ve anlayışları utanç vericidir.Türkiye nin Avrupa Birliğine irişi sürecinde yapılacak bazı yasal değişiklikler çözüm ise,PKK ye hiç ihtiyaç yoktu,ayrıca mücadeleleri sonrasında devletin her alanda yaptığı hak ihlalleri olmasaydı,daha erken AB ye girmiş olacakları da açıktı. Mücadeleye başlamalarından önce bir af sorunu da yoktu.Dağdakilerin ve liderlerinin af dilemesi;kendilerinin gayrimeşru ilan ederken,sömürgeci devleti meşru görmektir.Ancak Çankırı E Tipi Cezaevinde bulunduğum sırada Abdullah Öcalan nın PKK yi tasfiye etmek için;”Devlet pişmanlık yasasını yada topluma kazandırma yasasını çıkarsın,isterse pişmanlık yasası desin,buna karşın PKK de bu aftır der,gelir yararlanır” demekteydi.Bu söylemi cezaevlerine ve her yere dağıtıldı.Ancak örgüttekilere buna hazır olmadığından sindirilemedi.AB ye girişteki kimi yasal değişiklikler çözüm ise,burada PKK nin bir iradesi yoktur,çünkü önce sömürgeci devletin girmek istemesine bağlıdır,daha sonra da Fransa ve Almanya nın girişlerine onay verip vermeyeceğine bağlıdır. AB ye giriş şartı olan kimsi yasal değişiklikler çözüm ise,bu PKK nin dışında başlayıp devam eden bir süreç olduğundan,bu örgütün bütün dünya devletleri gözünde hem kendisin hem de diğer Kürt örgütlerini gereksiz anlamsız modunda ve kodunda yansıtmaktadır.Buda uluslararası meşruluk bulmaya engeldir.Sömürgeci devletin ideolojik politik tarihsel kabul referans ve ihtiyaçları üzerine oturtulmuş bileşik bir çizgi ve yapının gereksiz ve anlamsız modunda ve kodunda yansıyacağı tartışmasızıdır.

BEŞ;ABDULLAH ÖCALAN NIN,TÜRKİYE NİN PROJESİ OLAN AVRUPA BİRLİĞİNİN KİŞİSEL HAKLAR KONSEPTİ ÇERÇEVESİNDE ÇÖZÜM BULMAK VAATLERİ KARŞILIĞINDA GELMEYİ KABUL ETMESİ,GÖTÜRÜLÜŞ(ÇIKIŞ) VE GELİŞ SÜREÇLERİNDEKİ İLİŞKİLERİ

Bu durumda tartışılması gereken diğer bir husus da;gerçekte Öcalan yakalanıp getirildi mi,yoksa Türkiye ye teslim edileceğini öngörmesine rağmen,dağı ve savaşı tercih etmemesi nedeni ile bazı vaatler karşılığında Türkiye ye teslim olmak üzere bazı vaatler karşılığında geldi mi? Eğer bazı vaatler karşılığında gelmiş ise,gelişinin hangi süreçte,kimler aracılığı ile hangi vaatler karşılığında gerçekleştiğini,ilişkilerinin Türk Egemenlik sisteminin hangi çizgisinin elemanları üstünden geliştiğini, davasının Yargıtay da sonuçlanmasından sonra çeşitli tarihlerde ortaya çıkan evraklar,açıklamalar ve olgular üzerinden tartışmak gerekmektedir.

Abdullah Öcalan, Avrupa da olduğu ortaya çıktığında ve özelikle de Türkiye ye taşındığında ortam olabildikçe gerdirilmişti, Kürtler yönünden ise duygusal bir ortam yaratılmıştı, Abdullah Öcalan, 15 Şubat 1999 tarihinde Kenya nın Nirobi kentinde yanında bulunan refakatçiler gibi direnme yerine,bu kentteki Yunan büyükelçilik konutundan çıkıp, kapıda bekleyen cipe binerek teslim olma sürecini pratik olarak başlatmayı tercih etmişti.Ancak özelde biz avukatların ve genelde Kütlerin o günün koşullarında bunu tespit etme ve bilebilme imkanları yoktu.Bu olgu Abdullah Öcalan nın yanında bulunan refakatçilerinin konuşmalarından,mahkemesi başladıktan sonra gün yüzüne çakmaya başlayan ifade ve savunmalarından ve kimi devletlerin yetkililerinin açıklamaları ile devletin kabul ve referanslarına uygun şekilde savunmalar vererek,Türkiye ye taşınmasından bir hafta on gün önce yapılan kongre karalarının geçersiz olduğunu savlayarak, savunmalarına (İşbirlikçi Demokratik Cumhuriyetçilik çizgisine) paralel şekilde yeni bir kongre yapılmasını ve devletin istemelerine göre PKK nin programının da değiştirilmesini istemesi yanında,Ergenekon ve Mit ile diyaloglarını gösteren bulguların ortaya çıkmaya başlaması ile ortaya çıkmış oldu.

Abdullah Öcalan,16 şubat 1999 tarihinin ilk saatlerinde İstanbul daki Atatürk havaalanına uçak ile taşınıp uçağa yakıt ikmali yapıldıktan sonra, Bandırma daki hava üssüne getirildi. 16 Şubat 1999 tarihinde sabaha doğru İmralı ya getirilmiş gibi yansıtılmış olmakla birlikte,gerçekte İmralı ya getiriliş tarihi 18 Şubat 1999 sabahıdır.Bu durumda aradaki iki günde nerde olduğu dava dosyasında belirsizdir.Bir kısım yazarı Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu olan Oda tv.com sitesinin 2O11 yılındaki yazı ve iddialarına göre,Bandırma hava üssüne getirildikten birkaç saat sonra,uçak ile Ankara ya götürülerek,Ordunun Özel Harb Dairesine bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığının Seferberlik ve İstihbarat Birimi bölümünde, belirsiz görülen bu iki gün boyunca Albay Engin Alan nın içinde bulunduğu 11 kişi tarafından sorgulanma ihtimali yüksek görünmektedir..Ankara da Özel Kuvvetler Komutanlığındaki sorgulamaya ilişkin ifade tutanakları dava dosyasında yoktur,gizli tutulmaktadır.İmralı daki sorgusunda ise,Apo Suriye de bulunduğu süreçte, kendisinin kaldığı apartmanın bir üst katında Türkiye nin askeri ataşesi olarak kalan ve Ergenekon davası belgelerine göre Kürşat ismini de yer yer kullanan albay Atilla Uğur ile albay Cemal Temizöz bulunmaktaydı.2O11 yılında Suriye nin eski Başbakan yardımcısı Hadam, Hürriyet Gazetesi muhabirine verdiği röportajda, Abdullah Öcalan nın ülkelerinde bulunduğu sırada Türkiye nin askeri ataşesinin bulunduğu binada ikamet ettiğini açıkladı.Abdullah Öcalan ın ciple hava alanına gittikten sonra, bindiği uçaktaki Türk komutanlardan birisi albay Levent Göktaş idi.Buna karşın o dönemde Bursa havalisinin tümünden sorumlu orgeneral ise, Hürşit Tolon du.O dönem İmralı nın da tabi olduğu Bursa ilinin Jandarma Komutanı ise,Tuğgeneral Levent Ersöz idi.Bu komutanların bütünü Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanmaktadır.Bunlar,Cemal Paşa Talat Paşa ve Enver Paşa nın temsilcisi olduğu İttihat ve Terakki çizgisinin kendisi ve davamı olan Mustafa Kemal in Kemalist çizgisinin ve dolayısı ile katı merkezi devlet yapılanmasının temsilcileridir.

İttihatçı-Kemalist Orducular, ABD ile işbirliği içinde iken,ABD nin Ortadoğu daki statüko da değişiklik yapmaya dönük bir politikaya gelmesi üzerine, 2OO2 yılında Rusya-Çin eksenine kaydıklarından dolayı, Amerika tarafından deşifre edilerek, sistemin dışına atılanlardır Bir anlamda ABD oyunun ortasında kural ve taraf değişikliğine tahammül göstermemiştir.Bu nedenle de Türk egemenlik sistemi içerisinde yüz yıldan fazla bir süredir bulunup,esasen Prens Sabhattin nin önderlik ettiği liberal ademi merkeziyetçi çizgi ile başlayan, Menderes ve Turgut Özal dan sonraki temsilcisi AKP üzerinden devam eden kanada destek vererek, iktidarda bulunun kanadı tasfiyeye yöneldi.Uluslararası sermaye,katı merkeziyetçi ve totaliter devlet yapılanmalarını bizzat kurup, istikrar adına yüz yıla yakın bir süredir darbelerle ayakta tutmasına rağmen, gelinen süreçte bu yapılanmaların sermayenin dolaşımı ve yatırım akışı ile istikrarı açısından verimli olmadığı sonucuna varıldığından,ayrıca emekçi devrimlerin tetikleme özeliği daha fazla olduğundan,her yerde liberazisyonu gerçekleştirmek için tasfiyeye yönelmiştir.Abdullah Öcalan nın,Türk ordusunun Özel Harb Dairesine bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığının elemanları ile bağlantılı olduğu ve Demokratik Cumhuriyetçilik diskurunun da bunlar tarafından kurgulanıp,Apo ya kabul ettirdiği anlaşılmaktadır. Bunların bir bölümü cezaevlerinde de olsa, orduda güçlüdürler. Bunlar tümden tasfiye olduğunda, ve Türk egemenlik siteminin tek temsilcisi olarak, yeni Osmanlıcı liberal muhafazakar AKP çizgisi kaldığında ise,Apo nun bunlara da payanda olacağından kuşku duymuyorum.

Av. Medeni Ayhan:

ayhanmedeni@hotmail.com

DEVAM EDECEK (8)




55) Bölüm (8) Av. Medeni Ayhan:APO NUN AVUKATLIĞINI İLK ÜSTLENENDİM,İŞBİRLİKÇİLİĞİ ORTAYA ÇIKINCA DA İLK ÇEKİLENDİM











Av. Medeni Ayhan:

ayhanmedeni@hotmail.com

DEVAM EDECEK (9)
















Copyright © http://www.kurdistana-bakur.com Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2011-12-18 (1248 Okuma)

[ Geri Dön ]






>Powered by Nuke-Evolution