Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın     KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Hüseyin Şahin:Körle yatan şaşı kalkarmış   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (19) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Ezidi anne:Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu   Selahedîn Çelik:Dengdayîna gelî, PKK û Başûr   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Efendî Serokekî Kurdistanê û bawermend e…   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.






FAŞİSİT SÖMÜRGECİ EMPERYALİST SİSTEM GENEL SOYKIRIMLAR YANINDA, ULUDERE GİBİ LOKAL SOYKIRIMLARI YAPMAKSIZIN SÜRDÜRÜLEMEZ -10-01.2012





1943 yılında Van nın Özalp ilçesinde kaçakçılık yaptıkları gerekçesi ile 33 Kürt köylüsü Faşist-sömürgeci Türk devletinin ordusunda orgeneral olan Mustafa Muğlalı tarafından topluca imha edilerek soykırımcılık yapıldığından,Ahmet Arif, 33 Kurşun başlıklı şirinde;”Pasaporta ısınmamış içimiz,budur katlimize sebep suçumuz” demekteydi.Türk tarihindeki genel ve lokal soykırımlar devletin merkezi politikası ve resmi ideolojisinin bir sonucu olduğundan,Orgeneral Mustafa Muğlalı nın insanlık suçu oluşturan eylemine rağmen,

isminin kışlalara ve işhanlarına verilerek sahiplenildiği bilinmektedir.Kürdistanlıların içlerinin pasaporta ısınmamasının sömürgecilikten kaynaklanan iki temel nedeni vardır.Birincisi;Kürdistanlıların Ülkesi Kürdistan, kendi halkının rızası dışında bölünüp çevredeki işbirlikçi sömürgeci devletlere paylaştırıldığından,Kürdistan ulusu pasaporta ısınamamaktadır.Kürdistan ulusuna; ülkesinin bir yerinden değer biri yerine geçerken,pasaport kullanmak durumunda bırakılmak tuhaf gelmektedir.Sömürgeci Türk devleti için” kaçakçılık olan eylem”,Kürdistan köylüsü için Ülkesi Kürdistan nın bir yöresinden, diğer bir yöresine giderek alışveriş yapmak algısıdır.İkincisi;Kürdistanlılar,sömürgecilerin kaçakçılık olarak nitelendirildiği alışveriş eylemlerinin sonucunda hapis,para cezası ve katıl edilebileceklerini öngörmesine rağmen,ülkelerini gasp etmiş sömürgeci devletlerin sömürge ekonomisinin doğurduğu zorunluluk sonucunda,50 lira kazanmak için bu risklerin tümünü üstlenmeye mecbur duruma da sokulmuş bulunmaktadır.Sömürgeci Devletlerin metropollerindeki zenginlik,Kürdistan nın yoksullaştırılmasının ürünüdür.Kürdistan,sömürgeci devletlerin mal ve sermaye ihraç ederek yan bir Pazar olarak kullandıkları,yer altı yer üstü zenginliklerini kendilerine taşıdıkları,emekçilerinin emeğini en ucuz şekilde sömürge ekonomisine artı değer transferi yaptıkları için,bütün zenginliklerine rağmen ulusu ile birlikte yoksullaştırılmış bir ülke durumundadır.Türkiye, bu nedenler ile sömürgeci bir devlet iken,Kürdistan günümüzde dahi klasik sömürge durumundadır.Klasik sömürgecilik; soykırım yapmaksızın kurulamaz ve soykırımlara devam etmeksizin sürdürülemez.Sömürgeciliğin doğurduğu ağır yoksulluk,Kürdistanlıların eli lira için yaşamını verme riskini üstlenmesine yol açmaktadır.İşte sömürgeciliğin doğurduğu bu sonuç nedeni ile 2011 yılının son günlerinde,büyük çoğunluğu çocuk yaşta bulunan 36 Kürt köylüsü de soykırım eylemine maruz bırakılmış bulunmaktadır.Türk devletinin genel kurmay başkanın ve başbakanlarının basın açıklamalarına bakıldığında ise,şekli bir pişmanlık veya özür deyimi dahi görülmemektedir.Türk devleti yaklaşık yüzyıldır, Kürt köylüsünün bu alışverişi yaptığını,bütün geçiş noktaları ile bilmektedir.Bu durumda eylem bilinçlidir.

Faşist, sömürgeci ve emperyalist Türkiye nin 2011 yılının son günlerinde Mustafa Muğlalı türünden diğer bir lokal soykırımı gerçekleştirmesinin politik nedenleri bulunmaktadır.Türk devleti,Kürdistan nın Güneyini ve Suriye nin sömürgeciliği altında bulunan Batısını işgal etme ve bir tampon bölge oluşturma hazırlığı içerensindedir.Türk devletinin işgal ile tampon bölge oluşturmadaki amacı, Suriye ye yönelik bir eylemde bulunmak değildir.Türk devleti Kürdistan’ın ve Kürdistanlıların önünü almaya yönelmektedir.Güney Kürdistan dan sonra,Suriye nin çözülmesi ile birlikte Batı Kürdistan da da bir Kürt iktidarının ortaya çıkmasının küvetle muhtemel olması,ikisinin birleştirilmesi veya Doğu Kürdistan nın da aynı süreci izlemesi karşısında,sömürgeci devletlerinin Kürt çemberi denilecek bir kuşatma altına girerek, kendi egemenliği altındaki Kürtleri dahi kontrol edemez duruma düşeceğini hesapladıklarından,müdahale etmek istemektedirler.Batı Kürdistanlıların Suriye nin çözülüşü ile birlikte,karakollara önce girerek silahları toplamaları ve kimseyi alana sokmamaları gerekmektedir.Aksi takdirde Suriye Başçılarının yerine iktidara gelebilecek bugünkü Arap muhalefetinin de aynı sömürgeci zihniyet ve pratikle kendilerine yaklaşacaklarını ve hiçbir şey elde edemeyeceklerini bilmek zorundadırlar.Sömürgeci Türkiye de, bir taraftan sahte “açılım” söylemleri ayyuka çıkartılırken, diğer taraftan da Demokratik Cumhuriyetçilere yönelik olarak yapılan operasyonlar tüm hızıyla birlikte sürdürülmektedir.Ortadoğu nun ve Balkanların merkezinde bulunacağı bölgesel savaşların çıkması kesin iken,bu bölgesel savaşlarda ABD,İngiltere,Fransa,Kanada,İsrail merkezli ittifaka karşılık olarak;Rusya ve Çin nin istedikleri taviz ve güvenceleri almamaları durumunda; İran ve Suriye gibi devletlerin yanında savaşa dahil olmaları üzerine,üçüncü dünya savaşının çıkması da küvetle muhtemeldir.İşte asgari düzeyi bölgesel bir savaş olan ve azami düzeyi de 3. dünya savaşı olabilecek bir uluslararası çatışmanın kapıda durduğu,Kürdistan da operasyonlara hız verilmiş bulunduğu,sömürgeci Türk devletinin Kürdistan nın batısına ve güneyine yayılarak işgalci bir güç olarak tampon bölge kurmaya yöneldiği bu süreçte,Kürdistan nın Kuzeyinde halk kitlelerinin bütün kesimleri ile sindirilerek teslim alınabilmesi için, Uludere soykırımı gerçekleştirilmiştir.Ayrıca Faşist Sömürgeci Türkiye,bugüne kadar “siyasi suç” diye nitelendirdiği eylemler dışındaki eylemlerin peşine düşmeyen, yada düşemeyen bir devlet durumunda iken,36 Kürt köylüsünü savaş uçakları ile topluca imha ederek,Kürdistan nın Kuzeyindeki her türden eylemin peşine düşeceğini göstererek,esasen bütün alanlarda iktidarını alternatifsiz olarak yeniden yerleştirme ve göstermeye başlayarak,siyasi çalışma içerisinde bulunmayan Kürdistanlılar da dahil olmak üzere bütün kesimleri sindirerek teslim almaya yöneldiğini ilan etmiş bulunmaktadır.Sömürgeci ve faşist Türk devletinde bir yanı ile iktidardan indirilmiş olmalarına rağmen, devletinin içerisinde iktidar mücadelesine devam eden İttihatçı-Kemalist kanada tabi kontraların, ittifak ilişkisi içresinde bulundukları İran molalarının ve Suriye Baas rejiminin kontraları ile birlikte,söz konusu toplu imha eylemini bir provokasyon çerçevesinde gerçekleştirerek,yada gerçekleşmesine yol açarak Türk ordusu aracılığıyla yeniden iktidar olmak açısından gerekli ortamı yaratmayı hedeflemiş olmaları da ihtimal dahilindedir.

Sonuç itibari ile nerden bakılırsa bakılsın, yüzyıla yakın bir zamandır Türk devletinin bilgisi dahilinde yapılan alışveriş olayını termal kameraları,insansız hava araçları ve muhbirleri ile izlemekte oldukları aşikardır.Bu durumda 40 köylü ile önlerinde yol alan 70 yük hayvanlarını görebilecek öküzlerin bile,Kürdistan nın doğusundan Kuzeyine doğru gerillaların geçiş yapmakta olduğu sanısına kapılmayacağı da aşikardır.Faşist sömürgeci devletin,bütün sınır boylarını ve güzergahları kontrol etmek için soykırım yaparak,alışveriş ilişkisine son vermek istediği,sosyo ekonomik ilişkiyi ortadan kaldırmaya yöneldiği aşikardır.Türk genelkurmayının ve başbakanının basın açıklamalarına bakıldığında da, en ufak çerçevede ve şekli dahi olsa herhangi bir pişmanlık veya özür deyimine de rastlanmamış olduğu, askerlerinin reflekslerini kontrol etmek istemedikleri anlaşılabilmektedir.Yani toplu imha eylemi;bir kaza neticesinde ortaya çıkmış değildir.Bilinçlidir,kasıtlıdır,özetlediğimiz politik nedenler ile gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.Nerden bakılırsa bakılsın,36 insanımızın Şırnak Uludere de toplu imha sürecinden geçirilmiş bulunması,1948 yılında Birleşmiş Milletlerde kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması İçin Uluslararası Soykırım Sözleşmesinin 2 ve 3. maddelerine göre soykırımdır,insanlık suçudur.Yerel ve uluslararası palanda da olay bu çerçevede ortaya konulmalı ve bütün sorumluların bu insanlık sucundan cezalandırılarak teşhir edilmeleri sağlanmalıdır.31 12 2011

Devrimci Demokrat Avukatlar Grubu Sözcüsü Avukat Medeni Ayhan

Yargı 'soykırım'da zamanaşımına sığındı

"Ermenilere soykırım yapıldı" diyen avukat Medeni Ayhan a mahkeme beraat verdi.Yargıtay Başsavcısı da beraat kararının onanması yönünde tebliğname sundu.Yargıtay 8 Ceza Dairesi ise, davayı 'zamanaşımı' kararıyla düşürdü.

Türkiye, TCK 301'den AİHM'de mahkûm olmuştu.Fransa’daki ‘Ermeni soykırımını inkârı’ suç sayan yasaya tepkiler sürerken, Türkiye’de ise “Soykırım yapıldı” diyen bir avukat yargılandı. Yargıtay davayı ‘zamanaşımından’ düşürdü. Tarihçi Taner Akçam’ın açtığı dava üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini bildirmişti.

2004 yılından yapılan Ankara Barosu Genel Kurulu’nda, Avukat Medeni Ayhan bir konuşma yaptı. Ayhan, Türkiye’de Ermenilere yönelik soykırım yapıldığını öne sürdü ve Kürtlerin devlet kurma hakkını savundu: “Ermenilere bir soykırım yapılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu 1915’te Hamidiye Alayları ve İttihat ve Terakki kadrolarıyla 1.5 milyon Ermeni’nin katliamında rol almıştır. Mazlum ve güzel Ermeni halkının acısını paylaşarak, önlerinde saygıyla eğiliyorum. Kürtler ayrı bir ulustur. Türkiye’de yaşayan 30 milyon nüfusu olan Kürt halkına hiçbir hak tanınmamaktadır. Ben Kürt ulusunun bir bireyi olarak ve Kürdistan’ın bir vatandaşı olarak konuşuyorum ve Kürtlerin devlet kurma hakkını da hukuksal bir hak olarak sonuna kadar savunuyorum.” Dedi. Ayhan, Ankara Barosu'nun 2008'deki Genel Kurulu'nda da 'Ergenekon ve Kürt sorununu' konuşurken şöyle dedi: "Eğer Ergenekon'u,gerici ittihatçı-Kemalist olan,yani bu topraklarda yeri olmayan ve Ermeni'nin, Asuri'nin,Pontuslu Rum un, Ezidi nin, Kürt'ün, Alevi'nin soykırımcısı durumunda bulunan bir çizgiyi, kurumlaşmasını ve statükosunu eleştirip red etmiyorsan solcu olamazsın. İttihatçı Kemalist Türk kontrgerillasının bugünkü adı, ya da son 20 yıldaki adı Jitem'dir, Hizbullah'tır, Ergenekon'dur, Türk İntikam Tugayı'dır. Bu değişik isimleri kullansa da Türk devletinin kontrgerillasıdır, hangi ismi kullandığı çok da önemli değildir. Bunlar Sivas ta,Dersim de,Madımak'ta, Gazi'de, Çorum'da ve Kahramanmaraş ta ise Alevi soykırımında da rol aldı..." Ayhan nın, 2008 yılındaki bu konuşması nedeni ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada kamu davası açmak için izin istendiyse de, Adalet Bakanlığınca izin verilemediğinden dava açılamamıştı. Buna karşın Ayhan nın,2004 yılındaki konuşması yönünde ise, Adalet Bakanlığınca izin verildiğinden dava açılmıştı.

Başbuğ şikâyetçi oldu

Bu sözler nedeniyle, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı olan İlker Başbuğ, Ayhan hakkında suç duyurusunda bulundu. Ayhan hakkında, ‘Halkı sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, bölge ayırımı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ suçundan dava açıldı. Davaya Bakan Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu sözler nedeniyle özgürlükçü bir yorumda bulundu. Mahkeme, 2010 yılında verdiği kararında Ayhan’ın açıklamalarının düşünce özgürlüğü kapsamında olduğuna hükmetti ve Medeni Ayhan’ın beraatına karar verdi.


Verilen kararı Cumhuriyet Savcısı temyiz etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hazırladığı tebliğnamede, yerel mahkemenin verdiği beraat kararının onanmasını istedi. Karar, temyiz incelemesi için Yargıtay 8. Ceza Dairesi’ne gönderildi. Davanın zamanaşımına girme ihtimali bulunması nedeniyle Ayhan geçen temmuz ayında, adli tatil öncesinde Yargıtay’a başvurarak, ‘davanın ivedi olarak görüşülmesi’ konusunda dilekçe verdi. Ayhan, “Türkiye’de Ermeniler’e soykırım yapıldı” demenin suç olup olmadığı hususunda bir içtihat oluşturulması gerektiğine vurgu yaptı.


Ayhan’ın uyarılarına rağmen Daire, davayı öne almayarak, normal sırasında görüştü. Daire, esastan incelemesini yapmadan, davanın zamanaşımına girdiğine karar verdi. Avukat Medeni Ayhan, beklenen içtihadın oluşması halinde, bilim insanlarının Türkiye’de Ermeni soykırım yapılıp yapılmadığı konusunda daha rahat tartışma olanağına kavuşmuş olacağını söyledi ve “Ancak beklenen karar çıkmadı”dedi.

AHİM’den Akçam kararı: 301 ifade özgürlüğüne engel

Tarihçi Taner Akçam, AGOS gazetesinde yayımlanan “Hrant Dink, 301 ve Bir Suç Duyurusu” başlıklı makalesinde “Soykırım demek Türklüğe hakaret değil” görüşünü savunmuştu. Söz konusu yazı nedeniyle Akçam hakkında çok sayıda suç duyurusunda bulunuldu. Ancak savcılık yapılan suç duyurularına takipsizlik kararı verdi. Buna rağmen Akçam, hükümetin fikirlerini savunmayı sürdürdüğü takdirde hakkında adli soruşturma açılmamasını garanti edememesi üzerine, AİHM’de Türkiye aleyhine dava açmıştı. Başvurusunda 301. maddenin her türlü yoruma açık olduğunu ve ifade özgürlüğünü kısıtladığını savunan Akçam, maddede yapılan değişikliğe rağmen Ermeni soykırımı ile ilgili devletin resmi tezleri dışında bir görüş savunanlara yönelik yeni soruşturmalar açıldığına dikkat çekmişti. AHİM’de Akçam’ı haklı bularak, TCK’nın 301. maddesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtmişti.

Radikal Gazetesinin muhabiri Mesut Hasan Benli nin 25 12 2011 tarihli haberi


Devrimci Demokrat Avukatlar Grubu Sözcüsü Avukat Medeni Ayhan

ayhanmedeni@hotmail.com











Copyright © http://www.kurdistana-bakur.com Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2012-01-10 (844 Okuma)

[ Geri Dön ]






>Powered by Nuke-Evolution