Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın     KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Hüseyin Şahin:Körle yatan şaşı kalkarmış   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (19) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Ezidi anne:Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu   Selahedîn Çelik:Dengdayîna gelî, PKK û Başûr   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Efendî Serokekî Kurdistanê û bawermend e…   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.







İbrahim Güçlü: Kutbettin Kardeşim, bilmeden ezbere konuşmak, başkalarının söylediğini tekrarlamak, gerekli olmayan konulara girmek nasıl bir şey-08.03.2012


Sansürsüz yazıyı yayınlıyorum


Kutbettin Kardeşim de, son modaya özenerek benim hakkımda bir şeyler yazmaya çalışmış. Ama o da İsfahan’da halı dokunduğunu duymuş, ama eni ve boyunun ne olduğunu bilmiyor. Bilmeden konuşuyor. Ezbere konuşuyor. Başkalarının söylediklerini tekrarlamaya çalışıyor. Başkaları bunu yaparken, PKK ile çıkar bütünlüğü içindeler.



Ama ben Kutbettin Kardeşimin böyle bir çıkar birliği içinde olduğunu da düşünmüyorum. Olsa-olsa tuşa ve dolduruşa gelmek olarak değerlendiriyorum.

Ayrıca tartışılan konuyla ilgisi olmayan konulara giriyor. O konulardaki bilgisi de hem yetersiz ve hem de kulaktan dolma.

Kutbettin benimle ilgi yazarken de, görüşlerini de yüksek bir perdeden dile getiriyor: “İbrahim Güçlü’nün yaptıkları: Bir dosta nasihatim diyor.” Bununla da ayıp ediyor. Eski bir dost ve arkadaş olduğumuzu, ayrıca kendi sitesinde yazar olduğumu da unutuyor. Yazmadan önce, benimle konuşabilirdi. Ama bana bir şey sorma gereği de görmeden modaya uyarak, beni suçlamaya devam etti.

İnsani açıdan, arkadaşlık hukuku açısından bu tutumu tasvip etmek olanaklı mı?

Yazısını yazdıktan sonra, bir şeyler sorar diye bekledim. Sormayınca kamuoyuna açık yazarak, muhatap olmayı seçtim.

Geçmişle ve Ala Rizgari ile ilgili konulardan önce, Kutbettin Kardeşimin sorunu doğru anlaması ve buna göre kendisini yeniden gözden geçirmesi için, “tekrar olur” düşüncesi taşımadan, konuyla ilgili çerçeve anlayışımı aktarayım.

*****

Kemalist Devlet, 1974 yılından sonra, Kürt halkına karşı “yeni bir katliam stratejisini”, Kürt ulusal hareketine karşı da, “teslim alma, kendine uygun hareket yaratma, tasfiye etme” siyasetini hayata geçirdi.

Kürdistan’da başlayan 2. Bahar Hareketi ile birlikte, Kürt ulusal hareketi sosyalist ve nasyonalist zeminde çoğulcu bir örgütlenmeyle gelişmeye başladı. Kemalist Devlet de Kürt ulusal hareketini teslim alma, içerden kuşatma, tasfiye, kendi çıkarlarına uygun ve kendi isteklerini yerine getiren bir projeyle karşılık verdi. Bu proje, PKK’nın Kürt ulusal örgütlenme alanına çıkarılmasıdır.

PKK’nın hem grup ve hem de parti aşamasında, bütün Kürt örgütlenmeleri, Kürt ulusal dinamikleri, Kürt ulusal hareketinin geliştirecek toplumsal kesimlerini, PKK’nın kendi içindeki muhalifleri düşman kabul etmesi, aynı zamanda Kürdistan’daki Türk sol örgütlerine, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki örgütlenmelere karşı savaş açması devletin bu stratejisinin bir sonucudur.

Bu stratejinin uygulanması için, belli bir aşamadan sonra da Hizbullah Örgütü sahneye çıkarıldı.

Bu strateji sonucunda Devlet hem kendi açık JİTEM, Kontr-Gerilla gibi kan dökücü örgütleriyle, hem de PKK ve Hizbullah eliyle kürdü kürde öldürterek”, büyük bir katliama yol açtı. 50 bin insanımız katledildi. 3000’den fazla Kürt köyü, köyümüz boşaltıldı, 7 milyona yakın insanımız, Kürt, Batı Anadolu’ya sürüldü ya da göç etmek zorunda bırakıldı.

Devletin Kürdistan’ı insansızlaştırma stratejisi çok yönlü sürdürülmüş oldu.

Bu katliamla ilgili tartışmalar on yıllardır devam ediyor. Ama asıl olarak son dönemlerde benim ve Kemal Burkay’ın Meclis İnsan Hakları Alt Komisyonunda yaptığımız açıklamalarla Türkiye’nin, bölgenin, dünyanın gündemine yerleşti; konunun üzerinde tartışmalar yoğunlaştı.



*****

Kürt aydınları ve siyasetçilerinin bir kesimi, PKK hakkında yıllardır açıkça yazdığım ve her yerde dile getirdiğim görüşlerimi, Meclis’te ve Diyarbakır Savcılığında da dile getirmemden sonra; bu görüşlerime karşılık demokrasi ve eleştiri anlayışıyla bağdaşmayan karşıt görüşler belirlediler.

Bazı Kürt aydınları ve siyasetçileri, “PKK sorunu bir iç sorunumuzdur, bu sorunu başkalarıyla konuşmamalıyız” diyorlar. Oysa 21. yüzyılda insan hak ve özgürlüklerini, halkların ve milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkını ilgilendiren hiçbir sorun, iç sorun değildir. Bu sorunların hepsi evrensel sorunlardır. Devletin PKK eliyle gerçekleştirdiği, sıradan bir insan hak ve özgürlüklerini ihlal kapsamında ele alınacak bir sorun değildir. Ortada olan gerçek, bir Kürt katliamdır. Bu nedenle, bir iç sorun değil, haydi-haydi evrensel bir sorundur.

Eğer bu mantıkla hareket edersek, sömürgeci Kemalist Devletin Kürtlere ve halklara ilişkin yaptıklarını da uluslararası platformlarda dile getirmemek gerekir.

Türkiye’nin uluslararası şikâyetler konusundaki klasiği de bu değil mi?

Biz Kürtler nasıl aynı tuzağa düşeriz.

Bazı Kürt aydını ve siyasetçisi, PKK konusunda kendi tanımlarıyla, benim tanımımı aynılaştırarak soruna yaklaştılar. Bazı Kürt siyasetçi ve aydınlarına göre, “PKK bir Kürt örgütüdür. Bu nedenle Kürt örgütünü açıkça ve Kürtlere ait olmayan platformlarda eleştirmemek gerekir” diyorlar. PKK’nın Kürt örgütü olması halinde bile, PKK’nın Kürtlere ait olmayan platformlarda eleştirilmemesi gerekir düşüncesi, demokrasiye aykırı, insan hak ve özgürlükleri konseptine karşıt, yanlıştır.

Oysa ben, geniş gerekçeleriyle ve Öcalan’ın kendi açıklamalarıyla, PKK’nın devletin Kürt ulusal hareketini içerden kuşatmak, Kürt ulusal hareketini hedefinden saptırmak; Türk Devleti’nin Kürtleri fiziki ve değerler itibariyle ortadan kaldırmak için, Kürdün eliyle bu büyük amacını gerçekleştirmek için, PKK’nın projelendirildiğini ve kurulduğunu ispat ediyorum.

Benim bakış açımla, o zaman yapılan, en fazla Kemalist devletin bir kuruluşunu, Kemalist devlete karşı olduğunu söyleyene birine anlatmak olur. Ayrıca Devletin adalet dağıttığını ileri süren kurumlarını ortada olan gerçeklerle deşifre etmek de Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını savunan, Kürtlerin kolektif haklara kavuşması için mücadele eden bizlerin görevidir.

PKK’nın devletin örgütü olarak yapılandırıldığını halen anlamayan Kürt siyasetçi ve aydınları için, Öcalan’dan bu konuya ilişkin aktarımlar yapmak yararlı olur diye düşünüyorum. Tabi

“Öcalan ajan da olabilir, bundan ne çıkar diyorsan”, yaptığım aktarımların da işe yaramayacağı ortada.

Öcalan, kendi adına yazılan Devrimin Dili ve Eylemi kitabında şu görüşleri dile getiriyor: “Düşünün, devlete Kürt Partisi kurduruyorum. (…) Biz devrimci Kürt Partisini nasıl MİT’e dayandırarak kurduysak,, Kürt devletini de Türk devletine dayandırarak kuracağız.” (S. 117)

“Düşünün devlete Kürt Partisi kurduruyorum…. Biz Devrimci Kürt Partisini nasıl MİT’e dayandırarak kurduysak (s.117) Halk adına işbirlikçi bir ilişkiye yöneliyorum. “ (S. 1222)

Kitapta buna benzer yüzlerce ifadeye rastlamak mümkün.

Bazı Kürt aydınları ve siyasetçileri ise: PKK’nın katliamını; PKK’nın Kürt liderlerini, yüzlerce Kürt yurtseverini, kanaat önderi ve toplum yöneticilerini, binlerce kendi muhaliflerini, onlarca Türk sol kadrolarını, Kürdistan’ın diğer parçalarında binlerce Kürt yurtsever kadrolarını, binlerce pêşmergeyi öldürmesini sıradan bir olay olarak değerlendiriyor.

Bu Kürt aydın ve siyasetçilerin, vicdanları olmadığı kesin. Ayrıca bunların PKK’ya çıkarcı bir yaklaşım içinde oldukları tartışmasızdır.

Kürtlere ait olmayan platformlarda PKK eleştirilmemelidir diyen Kürt aydınları ve siyasetçileri, Kürt platformlarında, özellikle de PKK’nın bulunduğu ve tertiplediği platformlarda da konuşmuyorlar, susuyorlar, PKK’yı eleştirmiyorlar. Bundan bir dönem önce Diyarbakır’da Kürt Konferansı yapıldı. Bu konferansa birçok Kürt siyasetçi ve aydın; Kürt siyasi çevre de katıldı.

Bu konferans, yılar sonra oluşmuş bir platformdu. Bu platform, hesaplaşma, muhasebe, ortak kararlara varma platformu olmalıydı. Muhasebe edilecek ve yargılanacak güç de PKK idi.

Ne yazık ki o konferansta PKK hiçbir şekilde eleştirilmedi.

Buna ne demek gerekir?

Yani yabancı platformlarda PKK’nın eleştirilmesine karşı olanlar, Kürt platformlarında da “birlik” ve benzeri gerekçelere sığınarak, PKK’yı temize çıkarıyorlar.

PKK’yı eleştirecek aydınların da Konferansa çağrılmaması ayrı ve temel bir sorundu. Kendisine Kürt aydını ve siyasetçisi diyenlerin, bu soruna karşı sessiz kalmamalarıydı. Oysa PKK korkusundan ve çıkarlardan –üstelik de küçük çıkarlardan dolayı- buna sessiz kaldılar.

Yine beni ve Kemal Burkay’ı eleştiren Kürt aydınları ve siyasetçileri (Öcalan’ın vekili Ş. Elçi hariç), bizim dile getirdiğimiz görüşlere karşı da bir görüş ileri sürmüyorlar.

Yazdıklarımızın ve dile getirdiklerimizin doğru olup olmadığı konusunda bir irade beyanında bulunmuyorlar. Örneğin, PKK’nın Kürt lideri Ferit Uzun’u öldürmediğini, PKK’ Merkez Komite Üyeleri Haki Karer, Çetin Güngör, Resul Altın Ok, yüzlerce Kürt yurtseverini ve diğerlerini öldürmediklerini, ileri süremiyorlar.

Bazıları da ahlaki olmayan bir şekilde birkaç standartlı davranıyorlar: Kendileri Türk Meclisinde milletvekili oluyor, devletin verdiği milletvekili emeklilik maaşı ile besleniyor, ama Meclisi “meşru görmüyor” görünüyor.

Eğer birileri meclisi meşru görmüyorsa, o platformda yer almamalı, emeklisi olmuşsa o kurumun maaşını almamalı. Bunu da yapmayarak, birkaç standartlı davranıyorlar. İkiyüzlülük yapıyorlar.

Bazıları da, PKK’nın katliamını, küçümsüyor, katliamı PKK’nın sıradan bir hatası olarak değerlendiriyor. Şıvan Hareketi ve DDKO Komünü üyesi, Eski DEP Milletvekili dostum Mahmut Kılıç ve birçok Kürt aydını, siyasetçisi bu yaklaşım içinde.


Bu yaklaşımı dehşet ve ibretle izliyorum.


******

Gelelim Kutbettin Kardeşimin yazdıklarına.

Kutbettin, PKK’nın yaptıkları konusundaki görüşlerime katılıyor. Ama PKK’nın yaptıklarının nedeni konusundaki teşhiste farklılaşıyor. PKK’nın katliamını ve sistemik olarak Kürtleri öldürmesini, sıradan bir olay olduğunu, kültürel gerilikten ileri geldiğini ileri sürüyor. 12 Eylül öncesi diğer Kürdistan örgütleri arasındaki sistemli olmayan çatışma ve kavgalarla aynılaştırıyor. Ve şöyle yazıyor:

“Biz PKK ve diğer tüm Kürt veya Türk örgütlerin ne yaptıklarını kuşağımız zamanında hepsini biliyor ve içinde yaşadık. Devrimci ve demokrat tarafların birbirlerini öldürmeleri, devrimci kültürsüzlüğü yüzünden, devrimci ve insanlığı anlamayan ve devrimci ahlakı içinde yoğrulmayan toy örgütler teorik bir kelime yüzünden birbirlerini korkutuyor, yaralıyor ve öldürtüyorlardı.”

Kutbettin Kardeşimin bu tespitleri, başta Kürdistan’ın Kuzey’inde olmak üzere, bütün Kürdistan parçalarındaki PKK pratiğiyle çakışmayan, karşıt olan tespitlerdir. PKK niteliği, yaptıklarının dayandığı devlet gücünü, büyük projeyi aktardım. Kutbettin öncelikle bunu özümsemelidir.

Kutbettin Kardeşim, ondan sonra, tartışılan konuyla ilişkisi olmayan konularla ilgili aktarımlar yapıyor. Bu aktarımları da devletin diğer katliamları ve devletin kendi gizli örgütleri kanalıyla, değişik mezheplerdeki, dinlerdeki, milletlerdeki, etnik gruplardaki, görüştekiler arasında yarattığı çelişki; öldürme olaylarıyla ilgili.

Bunlara söylenecek fazla bir şey.


*****

Kutbettin Kardeşimin Ala Rizgarî, onun yöneticileri, benim şahsım, kadroları, yapılanlarla ilgili de kafası alabildiğine karışık. Kulaktan dolma bilgileri yan yana getirerek bir “karmaşık tablo” ortaya çıkarmaya çalışmış. Ama bunu da adam gibi sentezleştirerek bir sonuca varma başarısı gösterememiş. Ala Rizgarî’nin cephanesinden ve silahlı gücünden bahsediyor. Eğer cephane varsa bu cephanenin benim de içinde bulunduğum, belki de başında bulunduğum bir yöneticiler kadrosu tarafından yaratıldığını; silahlı gücün de onlar tarafından hazırlanmış olduğunu unutuyor. 12 Eylül’den sonra yüzlerce Ala Rizgarî kadrosunu Kürdistan’ın Güney, Doğu, Güney-Batısına, Lübnan’a hiç fire vermeden, yakalatmadan geçiren ekibin başında benim olduğumu; bunun 12 Eylül koşullarında ülkeden yönetildiğini bilmiyor.

12 Eylül’den sonra ülke içindeki ve özellikle de ülke dışındaki arkadaşlarımın benim bir gün bile ülkede kalmamam gerektiğini söylemelerine rağmen; benim ülkede kalarak örgütlenme, kadroları eğitim için Kürdistan’a ve Lübnan’a geçirme çalışmalarını yapmış olmamı Kutbettin Kardeşim bilemez.

Ayrıca Kutbettin Kardeşim beni ve Ala Rizgarî yöneticileri, Öcalan’la karıştırmış. Ala Rizgarîı yöneticileri, her zaman kendi arkadaşlarıyla birlikte oldular, birlikte eylemlere katıldılar, birlikte silah kullanmak gerekiyorsa kullandılar.

Ayrıca 1974’ten sonra Kürdistan’a yerleştiğim zaman, daha ciddi bir örgütlenme yokken, kadrolar yetiştirilmemişken, yerel gerici güçlere, devletin gizli örgütlerine, PKK’ya nasıl direndiğimi, yıllarca bu konuda verdiğim, verdiğimiz mücadeleleri de Kutbettin Kardeşim bilemez.

Yani Kutbettin Kardeşimin dediği gibi ben sadece yazana biri değil, ta başından beri hareketin bir militanı oldum. Silahı da eline almayan bir yönetici değilim. Aktif olarak örgütlenme çalışmalarına katıldım, arkadaşlarımla ASDK-DER’leri kurdum. Mitingler organize ettim ve mitinglere katıldım. Bildiri dağıttım, teksirlerle gizli ve illegal bildiriler bastım. Köylerde, kasabalarda, şehirlerde alan çalışmalarına katıldım. Çatışmalara taraf oldum.

1974’ten sonra hem ülke içinde ve hem de ülke dışında kendi korumamı kendim yüklendim, bu konuyla ilgili hiçbir arkadaşımı riske etmedim. Eğer benim şahsıma ilişkin bir korunma yapılmışsa, birlikte yapılmıştır.

1978 yılından itibaren, Kürdistan’ın Doğu, Güney, Güney-Batı parçalarına bizzat kendim kaçak olarak defalarca gittim. Kürdistanlı örgütlerle ilişkiler kurdum. Ala Rizgarî kadrolarının eğitimi koşullarının hazırlanması için çalışma yürüttüm.

Kutbettin Kardeşimin, kendi alanında yaptığı maddi fedakârlıklardan bahsederken, kendimin ve birçok arkadaşımın büyük maddi fedakârlıklarını dillendirmek bile beni üzmektedir. Benim her şeyim, hizmetçisi ve emekçisi olduğum Kürt ve Kürdistan Davası’nın hizmetinde oldu. Ben yaşamımı, Kürt ve Kürdistan Davası’na göre kurguladım, yapılandırdım.

Bugün de bu yapım devam ediyor.

Kutbettin Kardeşimin, bilmesi gereken en önemli özelliklerimden birinin de, bir Kürdün burnunun kanamasına bile müsaade etmemem: Ben de isteseydim diğer Kürt hareketinin liderleri gibi kendi yönetim hırsım için, birçok arkadaşımı ve kendi örgütümün dışındaki Kürt yurtseverlerini öldürtebilirdim.

Rizgarî yol ayrımından sonra, Mürsel Delen arkadaşımızın öldürülmesinden sonra, birçok insanın öldürülmesini ben ve diğer Ala Rizgarî yöneticisi arkadaşlar engelledik.

Bunu bilinçle, sahip olduğum/olduğumuz idealler, Kürdistan ve Kürt insanı sevgimden/sevgimizden, demokrasi anlayışımdan/anlayışımızdan, insan hak ve özgürlüklerine olan saygımdan/saygımızdan dolayı yapmadım/yapmadık. Yapmayı da hiçbir zaman düşünmedim/düşünmedik.

Bütün bu sıraladığım bazı gerçeklerden sonra Kutbettin Kardeşime önerim, benim örgütsel hayatım, benim yaşamım, benim hareket içindeki konumum, yaptıklarım, yapamadıklarım hakkında ciddi bir araştırma yapması, ondan sonra sonuçlara varmasıdır.

Kutbettin Kardeşimin, bilmesi gereken ve altını çizmem gereken konu da şudur: Benim titiz olduğum konuların başında tartışmasız bir şekilde insanların öldürülmesi gelmektedir. Çünkü yaşam hakkı mutlak bir haktır. Kimsenin insanın yaşam hakkını ortadan kaldırmasına hakkı yoktur.

İnsanı/insanları kim öldürürse öldürsün, onunla savaşmak benim birinci görevimdir. Bu nedenle devletin tarihteki ve günümüzdeki katliamlarına, infazlarına şiddetle karşı mücadele ediyorum. PKK’nın devletle birlikte gerçekleştirdiği Kürt Katliamı için mücadele ediyorum.

197O yıllarında Kürdistan’daki ayaklamalardan ve katliamlardan kimse haberdar değilken, ben ve arkadaşlarım, mahkemelerde, Rizgarî Dergisinde, Komal Yayınlarında Kürt ulusal ayaklanmalarına sahip çıktık, devletin katliamlarını şiddetle eleştirdik: Devletin bu katliamlarla ilgili cezalandırılmasını istedik.

Başka bir konu: Kutbettin Kardeşimin ileri sürdüğü gibi, örgütsel çalışmalarda başarısız olduğumu ileri sürmenin mümkün olmadığı, benim mücadele hayatım incelendiği zaman rahatlıkla görülür. Ben Kürdistan’da başarılı örgütlenmeler yaptım; önemli reformlara ve rönesansa yol açan örgütlenmeleri arkadaşlarımla gerçekleştirdim.

Başarısız olduğum bir konu var: O da soğuk savaş döneminin misyonu bitmiş, faşizan otoriter ve demokratik olmayan örgütleriyle uyum sağlamamamdır. Bu nedenle, faşizan, otoriter, jakoben, apoist, Kemalist/Baasist PKK ile çatışma içindeyim. PKK dışında biz iki örgüt (DKP ve HAK-PAR’ı) kurduk, onlar da PKK’ya benzeşmeye başlayınca, eski değerleri ve soğuk savaş değerlerini savunmaya başlayınca, bu örgütlenmelerin dışında kaldım. Şimdilerde de onlar PKK’nın kuyrukçusu durumundalar.

Kutbettin Kardeşim, “bugün yazdığını yazar, yarın yazdığı yazıya karşı gelir” diyor.

Benim Kürt ve Kürdistan Davası emekçiliğimdeki kararlılığımı ifade etmekten dolayı utanıyorum.


Çünkü bu benim vazifem. Kutbettin Kardeşimin ve diğer Kürt okumuşlarının anlamadığı şey, değişim, dönüşüm, yeniden yapılanma sorunudur.

Bilindiği gibi, 1989’dan sonra ve özellikle de Soğuk Savaş Döneminin son bulmasından sonra, Sovyetler Birliği’nde glasnost ve perestroyka döneminin başlamasıyla, sadece Sosyalist Sistemde yalnızca bir değişim, dönüşüm, yeniden yapılandırma dönemi başlamadı. Dünya çapında bir değişim, dönüşüm, yeniden yapılandırma dönemi başladı. Bu gelişme, tüm kıtaları, Ortadoğu ve Uzak Doğu’yu etkiledi. Bu değişim, dönüşüm, yeniden yapılandırma dönmemi, doğal olarak kendisine uygun bir düşünce dünyası da yarattı. Bu düşünce dünyası sürekli değişen, dönüşen, yeniden yapılanan bir dünya oldu.

Kürt aydınları ve siyasetçileri dünyadaki bu değişim, dönüşüm, yeniden yapılanma süreci anlamadılar ve bu gelişmeye ayak uyduramadılar. Ayak uyduranları da, istikrarsız, sürekli görüş değiştirenler olarak değerlendirdiler.

Kutbettin Kardeşim de bu geriliğin kurbanı olarak, benim görüşlerimdeki değişim ve dönüşümü anlamamakta ısrar ediyor.

Şimdilik bu kadar…

İbrahim Güçlü

ibrahimguclu21@gmail.com

Amed,












Copyright © http://www.kurdistana-bakur.com Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2012-03-11 (837 Okuma)

[ Geri Dön ]






>Powered by Nuke-Evolution