Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın     KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Hüseyin Şahin:Körle yatan şaşı kalkarmış   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (19) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Ezidi anne:Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu   Selahedîn Çelik:Dengdayîna gelî, PKK û Başûr   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Efendî Serokekî Kurdistanê û bawermend e…   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.






İbrahim GÜÇLÜ:Beşikçi’nin Tarihinde: /-07.03.2012


Beşikçi’nin Tarihinde: DDKO Komünü, Komal Yayın Evi, Rizgarî Dergisi
ve Eski Yol Arkadaşları Yok Mu?





Beşikçi, hiç şüphe yok ki, Türk “aydın” ve akademisyeni
dünyasının yüz akıdır. Türk aydın dünyası, Kürtlerin varlığı konusunda hem
suskun ve inkârcı; Türk Bilim Dünyası Kürtlerin varlığı konusunda hem inkârcı ve
yasakçı iken, Beşikçi, bir Türk bilim adamı olarak Kürtlerin varlığı konusunda
iz süren, bu iz sürüşünden sonra kendisinde oluşan; */“Türkiye’de Türklerden
başka bir Kürt ulusu, Türk dili ve kültür dışında bir Kürt Kültürü ve dili,
Kürtlerin Kürdistan diye bir ülkelerinin olduğu; Kürdistan’ın 1639 Kasrı Şirin
Antlaşmasıyla ikiye, Lozan Antlaşmasıyla dörde bölündüğü, Kürdistan’ın sömürge
statüsünde bile olmadığı, Kürt ulusunun ezilen ve sömürge bir ulus olduğu,
Türk-İran-Irak ve Suriye Devletlerinin sömürgeci devlet olduklarını”



saptayıp ve inanmasından sonra, bu görüşlerini her yerde, bilim dünyasında,
Türk aydınları arasında, mahkemelerde, Türk resmi yetkilileri huzurunda ve
yabancı heyetler karşısında savundu.

Bu görüşlerinin bedelini de ağır ödedi. Hayatının 17 yılını,
hapishanede, mahkemelerde savunmalarla; geri kalanını da baskı ve tecritle
geçirdi. Devletin ve devlet yandaşlarının tecrit politikasına söylenecek bir şey
yoktu. Asıl tecrit, 1974 Kürt ve Türk sol örgütlerinin, Türk aydınlarının
oluşturdukları tecrit idi. En önemlisi de Beşikçi’nin bu çevreler tarafından
*/“bölücü, Kürt milliyetçisi, halklar arasındaki enternasyonal dayanışmayı
kıran insan”/*
olarak tanımlanmasıydı.

Beşikçi’ye karşı son dönemlerde bir değişiklik varsa bu
olumlu bir durumdur.

Özellikle de bir grup arkadaşın İbrahim Gürbüz öncülüğünde,
üstelik de İbrahim Gürbüz’ün verdiği değeri çok yüksek bir binada oluşturdukları
“İsmail Beşikçi Vakfı”, Beşikçi’nin emeğine ve Kürtlüğe hizmetine verilen
değerin bir ifadesi; ayrıca Beşikçi’nin eserlerini yaşatmanın, araştırmanın,
derinleştirmenin, geliştirmenin önemli adımlardan biridir.

“İsmail Beşikçi Vakfı’na” destek olmak her Kürdün ve
hepimizin görevidir.



Bütün bunların yanında, Beşikçi’nin doğru tanımlanması da o kadar önemlidir.

“İsmail Beşikçi Vakfı’nın” tanıtılması için bir dönem
önce İstanbul’da ve 26 Şubat 2012 tarihinde Diyarbakır’da tanıtım toplantıları
yapıldı. Bu tanıtım Toplantılarında, Vakıf Başkanı olarak İbrahim Gürbüz, Başkan
Yardımcısı olarak Ruşen Arslan, Sayman olarak İshak Tepe konuşma yaptılar. İshak
Tepe Kürtçe, İbrahim Gürbüz ve Ruşen Arslan Türkçe konuşma yaptılar.

Teslim etmek gerekir ki, Kürtçeye öncelik tanındı.

Konuşmacılar, vakfın kuruluş çalışmalarını, vakfın amacını,
vakfın yapacakları çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundular. Bunların
yanında, onları aşan siyasi ve tarihi değerlendirmeler de yaptılar.

Konuşmaların, Vakfın teknik yapısına, amacına, yapacağı
çalışmalara, vakfın temel düşünsel konseptine yönelik boyutlarında bir sorun
yok. Ya da en azından ben bir sorun olduğunu saptamadım. Bu konuda söz sahibi
olacaklar, vakfın kurucuları ve çalışanlarıdır.

*/Bir teknik ve önemli bir boyut varsa, O da“İsmail
Beşikçi Vakfı’nın” kuruluşunda eski yol arkadaşlarının, aynı yayın ve siyaset
okulunda beraber çalışan ve yetişen arkadaşlarının görüş ve önerilerinin
alınabileceğiydi. Ama buna gerek görülmemiş. Nasıl olsa geçmişte Beşikçi karşıtı
olan ve onu her yerde tecrit eden, günümüzde yeni yol arkadaşlarına sorulması
yeterli görülmüş.
/*

*//*

*/Ben, görüşü sorulanlar arasında
olmayabilirdim.
/*Bunu anlayışla karşılamamın nedenleri var.

Bilindiği gibi, Beşikçi bir dönem PKK ile gönül bağı içinde
olmaya karar verdi. Bunu da bana yazdığı mektubunda da açıkça ifade etti. Bu
gönül bağı hikâyesinden sonra, benim özel mektuplarımı, en kritik bir dönemde,
PKK’nın hakkımızda ölüm kararları çıkardığı bir dönemde, PKK liderine ve
yönetimine iletti. İkimiz arasındaki kapsamlı polemiklerden dolayı, aramıza kara
kedi girdi. Her ne kadar, daha sonra, Abdullah Öcalan Beşikçi’yi 2. Ziya Gökalp
olarak tanımladığı zaman, şiddetle karşı çıkanların başında gelmiş ve bu konuda
yazı yazmışsam da, var olan duygusallığın ve tepkinin Beşikçi açısından son
bulmadığını saptayabiliyorum.

Konuşmalarda asıl beni ilgilendiren boyutu, Beşikçi’nin
tanımlanması, Beşikçi’nin mücadele tarihindeki önemli durakların atlanması,
ortaya konulan tarih ve siyaset anlayışıdır.

Hem İstanbul ve hem de Diyarbakır’da aynı sorunlu konular
dile getirildi. İstanbul’da Beşikçi toplantıdaydı, söylenenlere bir şey
demediğini sonradan öğrendim. Ben toplantıya davetli değildim. Toplantıya
Beşikçi’nin emeğinin ve yaptıklarının hatırı için katıldım. Beşikçi’nin kendisi
ve başkaları olsaydı, davet edilmedikleri için bu toplantıya katılmazdı. Eski
yol arkadaşı ve emek de veren biri olarak davetiye beklerdi.

Toplantıya tesadüf katıldığım için, toplantıyı belli bir
yerinden terk etmek, basınla olan randevuma gitmek zorundaydım. Tekrar dönüp
toplantıya geldiğimde, Beşikçi konuşmanın son bölümünü ifade ediyordu. Son
bölümde de BDP’nin devletle görüşüp görüşmemesi konusundaki mesajlarını veriyordu.

Bu nedenle, yapılan konuşmalara, itirazlarımı yapamadım.
İtirazlarımı, Diyarbakır toplantısında kısaca da olsa yapma fırsatı buldum.
Ruşen Arslan’ın, Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanı’na sınırsız konuşma
hakkı tanıyıp, beni de sıradan bir katılımcı derekesinde görmesi nedeniyle, 4-5
dakikada, görüşlerimin bir kısmını ifade ettim. O ifade ettiğim acı ve tarihi
gerçekler, zaten zehirli olan atmosferi ve özellikle de Ruşen Arslan’ı
fitillemeye yetti.

*/Beşikçi için yanlış bir tarih yaratma, onu peygamber
görme ve Kürtlerin yaratıcısı olarak tanımlama…
/*

“İsmail Beşikçi Vakfı”nın tanıtımında, İsmail Beşikçi için
bir tarih yaratılıyor. Bu tarih, kendi içinde oldukça zaaflı, Beşikçi’ye dair
olan gerçeklerin önemli bir kısmını da ret ve inkâr eden bir tarih. Beşikçi için
yaratılan bu tarihte, DDKO Komünü, Komal Yayınevi, Rizgari Dergisi, eski yol
arkadaşları yok.

Ayrıca bu tarih anlayışında, farkına varmadan Beşikçi’yi
peygamberleştirme ve Kürtlerin yaratıcısı görme gibi bir yaklaşım var.

Bu tarih anlayışına göre, Beşikçi’den önce Kürt ulusundan,
Kürt halkından, Kürdistan’dan bahseden Türk olmadığı doğru. Ama bu tarih
anlayışına göre, Kürt ulusu ve halkından, Kürdistan’dan Beşikçi’den önce
bahseden Kürt de yok. Yani İsmail Beşikçi Kürtlerle ilgilenmeden önce, 49’lar
Davası yok, yayınlanan Dicle-Fırat, Deng, Yeni Akış gibi Kürt dergi ve
gazeteleri yok. Ayrıca 1965 yılında kurulan Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi
de yok.

*//*

*/Beşikçi’yi karşıtlarına anlattırmak…/*

Beşikçi’nin tanıtılması için, haklı olarak bazı kişiler,
yazarlar, aydınlar, siyasetçiler konuşturulacaklardı. Bu yapılmış. Ama yanlış
yerden başlanmış. Beşikçi tanıtımına, Vedat Türkali ile başlangıç yapılmış,
ağırlıkla Beşikçi’nin solcu olan, Kürtlerin bağımsız devlet olmalarına karşı
olan yeni yol arkadaşlarıyla bu tanıtım tamamlanmış.

Beşikçi’nin tanıtımını yapan bu “yeni yol arkadaşlarının”,
1974’ten sonra Beşikçi’yi her yerde mahkûm eden, onu tecrit eden kişiler olması
unutulmuş.

Beşikçi’nin bunu yapmasını, iyi niyetliyle tanımlamak
olanaklı. Vakfın kurucusu ve özellikle de Ruşen Arslan nasıl bunu yapabilir?

Beşikçi ile ilgili kitap hazırlanırken de, bu yanlış
yapılmış. Beşikçi’ye karşı olan ve onu Kürt milliyetçisi ve hain görenler, onu
tecrit edenler, kitaplarının basımına karşı çıkanlar, hiçbir özeleştir yapmadan,
Beşikçi’ye sahip çıkma ve onu tanımlama şerefine nail olmuşlar.


DDKO Komünü medresesini inkâr ve yanlış tanımlama…

DDKO Komünü, 12 Mart Döneminde*//*Diyarbakır-Siirt İlleri
SıkıyönetimKomutanlığı asker hapishanesinde yönetimin haksızlıklarına ve MİT’in
uygulamalarına karşı mücadelede, hapishanede dağınıklığın son bulması ve
örgütlenmesinin yaratılmasında, askeri mahkemelerde siyasi savunmaların
hazırlanması ve Kürt halkının dili başta olmak üzere bütün ulusal haklarının
savunulmasında, Kürt solu arasındaki örgütsel ve ideolojik ayrışmanın
sağlanmasında, Kürt ulusal ideolojisinin oluşturulmasında, komün üyesi olanların
yetiştirilmesinde, 1974 sonrası Kürdistan’ın Kuzeyindeki bağımsız sol ve
nasyonalist örgütlenmenin oluşmasında, önemli bir merkez, mektep görevi gören
bir yapılanmaydı.

DDKO Komününde, can alıcı tartışmalar yapıldı, DDKO ve İsmail
Beşikçi’nin savunmaları hazırlandı, DDKO üyeleri bu komünde eğitildiler ve
dönüştüler, Beşikçi’nin “Doğu Anadolu’nun Düzeni” ile ilgili saptanmalarının
değişiminde bu komün önemli bir rol oynadı.

DDKO Komününde, Komal Yayın Evi, Rizgarî Dergisi, DDKO
niteliğinde kitlesel bir ulusal demokratik bir örgütlenme olan Devrimci
Demokratik Kültür Derneği’nin yapılandırılması projelendirildi.

DDKO Komünü üyeleri kendi aralarında şiddetli tartışmalar
yapmalarına rağmen, her zaman uyum içinde oldular. İsmail Beşikçi ile de
savunmalar konusunda bir çelişki ve uyumsuzluk söz konusu olmadı. Kürtçe savunma
yapma konuları konuşulmasına rağmen, savunmaların Kürtçe yapılmaması konusunda
Beşikçi’ninküslüğünden bahsedilemez.

Ayrıca, Kürtçe
konusunda yetkinliğimiz olsaydı, Kürtçe savunma yapmaktan geri durmayacağımız o
günkü yaklaşımlarımız da analiz edildiği zaman saptanabilir. Ayrıca,
savunmamızın bir bölümünde, Kürtçenin bir dil olmadığına ilişkin devlet
ideolojisine karşı, Kürt dili ile ilgili analizlerin ötesinde örneklemeler
yapılarak cevaplar verilmiştir.

Beşikçi için tarih yapılırken, DDKO Komününe ilişkin yanlış
aktarımların ve tanımların hızla değiştirilmesi gerekir.

*/Komal Yayın Evi ve Rizgarî okulunun görmezlikten
gelinmesi…


DDKO Komünü, bütün hukuksal zorluklara ve engellemelere, Kürt
yurtseverleri ve Türk solcularının zihniyet barikatlarına rağmen, Komal
Yayınevi’ni kurdu. Kürt ulusal ideolojisini inşası görevini önüne koyan, ezop
dili kullanmayan, Kürtlere dair tüm aktörlere ve enstrümanlara ismiyle hitap
eden; Türk Devletini sömürgeci, Kürdistan’ı uluslar arası bölünmüş sömürge, Kürt
sorununu siyasal ve ulusal bir sorun olarak tanımlayan, Kürtlerin bağımsızlığını
ve Kürdistan’ın birliğini ve birleşikliğini savunan Rizgari Dergisini yayınladı.

Komal Yayınevi ve Rizgari, hepimiz, Beşikçi için de bir okul
oldu. Özellikle de Komal Yayınevi en fazla Beşikçi’nin savunmasını ve
kitaplarını yayınlamasından dolayı Beşikçi’nin okulu ve evi oldu.

Komal Yayınevi olmamış olsaydı, Beşikçi’nin kitaplarını
hiçbir yayınevi, hem Kürt ve Türk yayınevlerinin yayınlaması olanaklı olmazdı.
Beşikçi, Komal Yayınevi’nde özeleştirilerini ve Doğu Anadolu’nun Düzeni
kitabındaki değişiklikleri yaptı.

Komal Yayınevi, DDKO Komünü üyelerinin, o ekonomik kısıtlılık
koşullarında boğazlarından keserek kurdukları bir yayınevi idi. Komal Yayınevi
adına metropollerde ve Kürdistan’da çalışan arkadaşlar, aç karınlarla Komal’ın
tüm kitaplarını ve özellikle Beşikçi’nin kitaplarını, o günkü ulaşım
koşullarının olağanüstü zor koşullarında sırtlarında Kürt şehirlerine,
kasabalarına, köylerine taşıdılar. Elden bire-bir dağıttılar.

O dönemdeki emniyet ve hukuki zorluklar göze alınarak
Beşikçi’nin kitaplarını Kürdistan’da nasıl dağıttığımızı, bizzat kendim bu
dağıtımı yüklendiğim için iyi bilirim.

Komal Yayınevi’nin sahibi olarak ilk plânda Orhan Kotan’ın ve
daha sonra Recep Maraşlı’nın bu konudaki emekleri ve fedakârlıkları inkâr
edilemez. Orhan Kotan ve birçok Komal çalışanı, Komal Yayınevinden dolayı
tutuklandılar, hapis yattılar, büyük cezaları göze alarak mahkemelerde değerli
ve kaliteli, siyasi savunmalar yaptılar.

Beşikçi’nin kitaplarının hazırlanmasında, DDKO Komünü
üyelerinin, Komal Yayınevi ve Rizgarî Yazı Kurulu’nun sadece teknik ve
redaksiyon anlamında değil, içerik anlamında büyük katkıları oldu.

Beşikçi’nin kitaplarına temel oluşturan yerel anketler ve
araştırmalar Komal Yayınevi kanalıyla yapıldı. PKK denilen aydın ve fikir
düşmanı hareket, Beşikçi anketlerini yakarken ve kitaplarının dağıtımını
engellerken; Kürt sol örgütleri bu anketlere sıcak bakmazken, eski yol
arkadaşları, Rizgarîciler, Komal Yayınevi çalışmaları bunun için mücadele
yürüttüler.

Rizgarî’de, Kürt ulusal ideolojisi inşa edilmeye çalışıldı.
Beşikçi de uzun bir dönem Rizgarî Dergisi’nin Yazı Kurulu üyelerinden biriydi.

Rizgarî Dergisi, Kemalizm’e karşı Kürt ulusal ideolojisinin
oluşturulduğu bir merkezdi. Beşikçi de bu okulda Kemalizm’e karşı tezlerini
geliştirme olanağını fazlasıyla elde etti.

Kurulda, Beşikçi’nin bazı görüşlerinin ciddi itirazlarla
karşı-karşıya kalmasından sonra ve ayrıca kitap yazım çalışmalarının
yoğunluğundan dolayı Yazı Kurulu üyeliğinden ayrıldı.

Beşikçi, Rizgarî Dergisi Yazı Kurulu üyeliğinden ayrılmasına
rağmen, ilişkilerimizde bir kırılma olmadı.

*/Eski yol arkadaşlarının yok sayılması ve dışlanması…/*

İsmail Beşikçi için tarih oluşturulurken, eski yol
arkadaşları birçok açıdan yok sayılmaktadır. Beşikçi, eski yol arkadaşlarına
kızabilir, onlarla aynı düşünceleri paylaşmayabilir. Ama onları hayatının bir
kesitinde yok sayma gibi bir inkârcılık içinde olamaz. O arkadaşlarını, kendine
göre olumlu ve olumsuzluklarıyla değerlendirmek, kabul etmek zorundadır.

Beşikçi eski yol arkadaşlarına kızsa da Onlar, Türk sol ve
akademi dünyasının, Kürt sol örgütlerinin Onu dışladığı, suçladığı, tecrit
ettiği dönemlerde, o eski yol arkadaşları onu kucakladılar. Hatta kendileri kişi
olarak ve siyasi yoğunluk ve hareket olarak Beşikçi’den dolayı tecritlerle
karşı-karşıya kaldılar. Ama Beşikçi ile ilgili geri adım atmayı düşünmedikleri
gibi, Beşikçi’yi her platformda amansız bir şekilde savundular.

Kürtçe savunma KCK Davası ile başlamadı…

Beşikçi için tarih oluşturulurken, 12 Mart Döneminde Kürtçe
savunma yapılmasını istediği ileri sürülüyor. Bunu yapmadığımız için de
Beşikçi’nin DDKO Komününe küstüğü ifade ediliyor. Bu konuda temel başka bir
yanlış da yapılıyor. O günden sonra, Kürtlerin KCK Davası ile mahkemede ilk
Kürtçe savunma yaptığı da büyük bir gaf olarak ileri sürülüyor.

DDKO Komünü ile bilginin yanlış olduğunu yukarıdaki
satırlarda ifade ettim. Kürtçe savunma konusundaki görüş de yanlış.

Bilindiği gibi ve araştırtmalarımıza göre, Türk
Mahkemelerinde ilk Kürtçe savunma yapan Kürt yurtseveri, 1925 yılında Bavê
Tujo’dur. Türkçe bilmesine ve üniversiteyi bitirmiş olmasına rağmen, Kürtçe
savunmayı bilinçli ve bir Kürtlük tutumu olarak yapıyor.

Daha sonraki tarihlerde: Vedat Aydın, Mehdi Zana, Siverekli
Şeyhe Türk mahkemelerinde Kürtçe savunmalar yaptılar.

Ondan sonra ilk kurumsal Kürtçe savunma Türk mahkemelerinde
Diyarbakır Kürt Derneği tarafından dernek yöneticileri tarafından yapıldı. Daha
sonra onlarca davada benim şahsım tarafından ve üstelik Türk Mahkemelrini de
meşru görmeyerek yapıldı. Daha sonra da benim inisiyatifimle HAK-PAR ve TEVKURD
tarafından mahkemede Kürtçe savunmalar yapıldı.

Ayrıca KCK Davasından önce Azadîya Welat Gazetesi’nin bir
yazarının/gazetecinin de mahkemede Kürtçe savunma yaptığı bir gerçek.

KCK Davasındaki Kürtçe savunma refleksi, son ve hem de geç kalmış reflekslerden
biridir.

Sonuç yerine...

Beşikçi’nin yaşamı, Türk Devleti’nin resmi ideolojisinin
Kürtleri ulus ve halk olarak inkârı ve reddine karşı mücadele ile geçti.

Beşikçi ile ilgili tarih yaparken, Beşikçi’nin inkârına yol
açacak, inkâr yoluna gidilmemeli.

Beşikçi’nin yaşam tarihindeki tüm olgular, layıkıyla yerli
yerine oturtulmalı ve yorumlanmalıdır.

Beşikçi adına, birilerinin, bir yerlere mesaj verme dertleri
varsa, bundan vazgeçsinler.


İbrahim GÜÇLÜ/


ibrahimguclu21@gmail.com


Amed,29. 02. 2012














Copyright © http://www.kurdistana-bakur.com Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2012-03-17 (845 Okuma)

[ Geri Dön ]






>Powered by Nuke-Evolution