Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Röportaj/İranlı Büyükelçi:Kürdistan çok önemli bir jeopolitik merkez   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   Ibrahim Güclü:PDKê, Divê Ji Derveyî YNKê û Goran Hikûmetê Ava Bike   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   İsmail Beşikçi:Duhok-Hewlêr Gezisi   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (07) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

16) Yakup ASLAN:?eyh Said - 11.07.2011




Yakup ASLAN:Şeyh Said - 11.07.2011





Hakim yanlış algının aksine cumhuriyet ilan edilir edilmez, laik rejim kurulmamıştır. 1928 yılında “Devletin Dini İslam”dır İbaresinin Anayasan Çıkarılması ve “laik Devlet” ibaresinin konulmasına kadar, dini mücadele argümanları sözkonusudur. Sürekli olarak Osmanlı devletinin kurtuluşu vurgusu yapılmaktadır.



Bu tarihi gerçek neden önemlidir?


Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte dinin inkar edilmesi üzerine, Şeyh Said’in İslami bir kıyam başlattığı yalanının, sürekli güncellenen imha ve inkar politikalarının devamı olan kalleşlik üzerine kalleşlik olduğunu anlatması açısından önemlidir.


Elbette Şeyh Said bir âlimdir ve çevresindeki insanlar ilim ve medrese kökenlidirler, dilleri de vahyin kodlarına göre biçimlenmiştir. Dine göre ırkçılığın, inkârın, asimile etmenin, dönüştürmenin hükmünü de biliyorlar.


TBMM’nin açılışının temel taşları ve en örgütlü son hazırlığı olan Sivas Kongresi’nde, tahlif/yemin etme formülü şöyle idi: “Makam-ı Celil-i Hilâfet ve Saltanata, İslâmiyete, Devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek... Çalışacağıma... Namusum ve bilcümle mukaddesatım namına Vallah, Billâh.” Her konuşmada hilafetin kurtarılması, Osmanlının yeniden inşa edilmesi çabası içerisinde olduklarını da söylemişler…






Yapılan açıklamalarda vatana, millete, devlete ve dine hizmet etmekten başka hiçbir hedef güdülmüyor. Müslümanlar bu şekilde aldatılıp, oyalanıyor ve kademe kademe Osmanlı ile toplumun nezdinde kirletilen dini pratikler devre dışı bırakılıyordu. 10 Nisan 1928 tarihinde muhalefetin büyük oranda imha edildiği hesaplanarak, Anayasa değişikliği ile lâiklik bir yönetim şekli olarak benimseniyordu. “Dinsel” nitelikte olduğu, savı ile kimsenin dokunmaya cesaret edemediği Arap harflerinin 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı Kanunla Latin harfleriyle değiştiriliyor.


Yani bu toplum öyle “bir gecede cahil” bırakılmıyor. Kara cahilliği sürece yayılıyor. İstiklal savaşında büyük bir özveriyle savaşan halklara yönelik, sindirme, imha ve terbiye etme sürecinden sonra da “Tek dil, devlet, bayrak, millet…” ilkeleri benimsenerek, biraz da Sovyet ideolojisinin baskın etkisiyle, tek tip insan yetiştirme sürecine giriyordu.


Artık “Ya bana benzeyecek, dönüşeceksin ya da kara toprağınsın!” anlayışı hayata hâkim kılınıyor. Cephelere omuzunda top mermisi taşıyan ve yedi düvele baş eğmeyen bedenler kardeşleri adına söz sahibi olanlar tarafından darağaçlarında sallandırıldılar, katledildiler.





Süreçte dikkat çeken en önemli noktalardan biri, tetikçilerin, canilerin, zulüm mekanizmasını şekillendirenlerin genellikle dönme, göçmen, aşağılanmış kişiliklerden seçilmesidir. Bugün de bu politikaların arkasında yine böyle bir zihniyet var… İttihat ve Terakki düşünce akımının “ulus devlet” modelini topluma dayatması neticesinde, 1922’de Saltanat kaldırıldı.


Osmanlıyı bir arada tutan halifelik müessesesinin kaldırılmasıyla başlatılan sürecin rövanşında, değişik din ve dillerden oluşan mozaiğinin dağıtılmasının yolu açılıyordu. “Türk ırkının üstünlüğü” ideolojisi, devlet politikası olarak benimseniyor ve bu konseptin içerisinde erimeyi kabul etmeyen çevrelere karşı imha politikaları hayatı kuşatıyordu. Osmanlı Devletini var eden din birliğini şekillendiren yönetimin yerine ırkçı bir söylem hâkim olunca, özellikle Kürdistan’da itirazlar dillendirmeye başlandı.


Özellikle ülkenin kurtuluşunda büyük fedakârlıklar gösteren kesimlere verilen sözlerin tutulmaması ve sonrasında "Tek Dil, Tek Millet, Tek Bayrak" şeklinde benimsenen yeni yönetim anlayışı en küçük masum itirazı en sert şekliyle imha etmeyi temel siyaseti haline getirdiğinden, kaçınılmaz olarak ayaklanmalar başgöstermişti.


Laik rejime muhalefet alanlarında örgütler de vardı. Osmanlı döneminde özellikle Hamidiye Alayları projesi içerisinde İstanbul’da Aşiret Mekteplerinde yetişen aydınların öncülüğünde kurulan Azadi hareketi, kendisinin dışındakilere savaş açmış olan sisteme karşı, en güçlü ve örgütlü muhalefeti organize eden kesimi oluşturuyorlardı.


Diyarbakır'dan İstanbul'a kadar geniş bir yelpazede yoğun bir faaliyet yürüten Azadi örgüt üyeleri arasında Said Nursi'nin kardeşi Molla Abdulmecit Efendi, Cibranlı Xalid Bey, Yusuf Ziya Bey, Dr. Fuad, Mutkanlı Hacı Musa, Cemilê Çetoya kadar birçok âlim ve aydın bulunmaktaydı. Osmanlının dağılması ve ulus devletin kendisini ırkçı bir hisarın içerisine hapsetmesinin ardından, inkâr ve imha hareketi başlamıştı.


Bunun karşısında direnmek ve varolmak adına Kürtler de hareketlenmişti. Şeyh Said verilen sözlerin tutulmadığını, taleplerine cevap verilmeyeceğini ve devletin hile, yalan, oyalama ritüelinden vazgeçmeyeceğine kesin karar verdikten sonra hazırlık yapmaya başladılar. Her kesime ulaşılmaya çalışıldı. Tahrif edilen bilginin aksine Said Nursi ile de görüşülmüş ve hazırlığın birkaç yıl içerisinde tamamlanması üzerinde anlaşılmıştır.


Halifenin kucaklayıcı ve kuşatıcı konseptinin aksine, yeni sistem itici, reddedici, inkârcı, imha edici ve ötekileştiren bir politika izlemeye başladığından, onurlu her insan itiraz etmeye başlamıştı. Devletin kendisine yeni bir ırkçı politika belirlemesinin ardından, "Azadî" örgütünün çalışmaları doğrultusunda Şeyh Said bölgeyi gezdiği bir esnada Piran’da 8 Şubat 1925 tarihinde hazırlıklar bitmeden çatışmaların içerisine çekilir.


Bu ani gelişmeler neticesinde 3–4 Eylül 1924'te Yüzbaşı İhsan Nuri, 3 teğmen ve 350 asker birliklerinden firar edip dağlara çekilerek Beytüşşebap ayaklanmasını başlattılar. Daha ayaklanmaların başında Azadi hareketinin önde gelen isimleri Cibranlı Xalid Bey, Yusuf Ziya Bey, Dr. Fuad, Mutkanlı Hacı Musa ve daha birçok şahsiyet yargılanmak üzere Bitlis'e götürüldüler.


Şeyh Said, güçlerini Bitlis'te tutuklu bulunan Azadî liderlerinin kurtarılması için gönderir, bunun haberi duyulunca laik sistem, göstermelik bir yargılama süreciyle bu liderleri idam eder ve örgütü başsız bırakmayı hedefler… Şeyh Said öncülüğünde başlatılan ayaklanma şiddetle imha edildi. Şiddet politikaları içerisinde sivil halka yönelik katliamlar gerçekleştirildi. Ayaklanmanın kanlı bir şekilde bastırılmasının ardından Şeyh Said yakalanır ve 5 Mayıs günü Diyarbakır’a getirilir.


İstiklal Mahkemesine çıkarıldıkları zaman, ne olacağı önceden biliniyordu. 28 Haziran’da Şeyh Said ile 46 arkadaşı idam edildi ve naaşları bilinçli olarak gizli bir yere gömüldü. İdamdan önce yazdığı son mesajındaki şu cümleler, hangi argümanlarla hareket ettiğini göstermeye yetmektedir: “Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah içindir.”


Diyarbakır’da gerçekleşen idamdan sonra temizlik harekâtı başladı. Toplu katliamlar için Ali Haydar ve Ali Polat seçildiler… Bu iki subay köy köy gezip, toplu katliamlar yaptılar. Çoluk, çocuk demeden herkesi öldürdüler. Birçoğunu canlı canlı yaktılar… Yaşayanların anlatımına göre 14 şehir, 700 köy, 9000’e yakın ev harabeye döndü. 50.000 kişi zorunlu göçe gönderildi, yaklaşık 7.500 kişi zindanlara atıldı, 660 kişi idam edildi. 80.000 insan bu imha hareketi çerçevesinde öldürüldü.


Tek tipleştirme politikalarının devamında yer isimleri değiştirilmeye başlandı. 1922 yılında ilk adım olarak birçok ilçe, köy, kasaba, dağ, köy isimleri Türkçeleştirildi. 1925 Şeyh Said ayaklanmasının ardından 1934-36 yılları arasında 834 köye Türkçe isimler verildi. 1938 Seyyid Rıza Ayaklanması’ından sonra da Kürtçe, Arapça, Ermenice, Lazca, Gürcüce, Çerkezce isimler genelgelerle ya da yerel yönetimler veya valilik tasarrufu ile değiştirildi. 1978 yılına kadar yaklaşık 28 bin isim
değiştirildi.


İmha operasyonun gerisinde gizli kalan trajediler, telafisi mümkün olmayan travmaları inşa etti. Göç etmek zorunda kalanların yol hikâyeleri, vardıkları bölgelerde karşılaştıkları acılar, ihanetler, yoksulluklar, mahrumiyetler, hastalıklar tarif edilmez boyutta acılarla doludur. Sürgün yerleri genellikle en zor şartlar tercih edilerek belirlenmişti. Açlık ve salgın hastalıktan sonra hayatta kalanların sayısı azalmıştır.


Demokrat Partisinin gevşetme politikalarıyla sürgünler bitiyordu. Şeyh Said ailesi Ankara’ya gelip yerleşir. Said Nursi de oradadır. Aile büyükleri onu ziyarete giderler. Onları büyük bir saygıyla karşılar. Sürekli gözlerini kaçırması fark edilince, Selahattin’e hitaben: “Bana öyle bakma… Senin gözlerin bana biraderimin gözlerini hatırlatıyor. Gözlerine bakınca dayanamıyorum… Şeyh Said’in hareketine bilfiil katılmadığımdan dolayı büyük bir pişmanlık içerisindeyim. Ama bilmiş olun ki ben biraderimin hayfını alacağım…” diyor.


Yüzleşemediğimiz ve hatırladığımız zaman utanç duyduğumuz tarihimizin bir kesitinden bahsediyoruz. Gerçeklerimizle yüzleşmedikçe yalan üzerine kurulu “resmi tarihin” kirli maskesi düşmez. İstiklal Mahkemeleri ve imha operasyonları neticesinde büyük hak ihlalleri, cinayetler, zulümler, travmalaşan acılar yaşanmıştır. Hiçbir vicdanın bu zulmü kabullenmesi mümkün değildir. Yalan söyleyen tarihin değişmesi için "Genelkurmay`daki, TBMM` deki bütün tutanaklar tarihçilerin araştırmasına açılmalı, Şeyh Said ve arkadaşlarının mezarlarının yeri gösterilmelidir.. Türk devleti Kürtlere yönelik katliam ve soy kırımdan dolayı özür dilemelidir.



Sonuç olarak; (eğer samimi olarak isteniyorsa) kardeşliğin pekişmesi, inkar, ötekileştirme, yok sayma ve rejimin ideolojisi haline gelen ırkçılığın etkisiz kılınması için, Şeyh Said ile birlikte başlayan ayaklanmalarla hayata yansıyan zulümle yüzleşmeli, bu cinayete katkı sağlayan ve sürekli güncellenen ırkçı konsept beşer vicdanında mahkum edilmelidir. İnkâr politikalarının değiştirilmesinde vicdan sahibi aktörler daha sorunlu davranmalı. Kendileri için hak gördüklerinin, Kürtlerin de hakkı olduğunu unutmamalıdırlar. Özgürlüklerin önüne set çekmenin, bir ırkın üstünlüğünü temel amaç haline getirmenin insanlık tarihinde telafisi imkânsız yaralara yol açtığı, bu tecrübeyle de ispatlanmıştır.


Kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için (eksiksiz, yalansız, riyasız, kibirsiz, tepeden bakma, aldatma olmadan) istemedikçe Müslüman olamayacağımızı da bilmemiz gerekir. Vicdan sahibi insanların birgün bu yaşanan vahşetten dolayı pişmanlık duyacağına kuşkumuz yoktur. Şeyh Said’in 87. Şehadet yılı münasebetiyle, insanlara bu zulmü yaşatanları kınıyor; hiç olmazsa bundan sonrasında daha duyarlı davranılması gerektiğini hatırlatıyoruz.


Yakup Aslan

yakubaslan@gmail.com















Copyright © KURDISTANA BAKUR-BIJI KURDISTAN Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2012-07-10 (799 Okuma)

[ Geri Dön ]



Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution