Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   Röportaj/İranlı Büyükelçi:Kürdistan çok önemli bir jeopolitik merkez   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   Ibrahim Güclü:PDKê, Divê Ji Derveyî YNKê û Goran Hikûmetê Ava Bike   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (09) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   İsmail Beşikçi:Duhok-Hewlêr Gezisi   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (10) HER BÎJI KURDİSTAN   YENİ HABER, NÛÇA NÛ (07) HER BÎJI KURDİSTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

230) Kutbettin Ozer:Kurtlere Santrac oyunu mu?14.03.2013






Kutbettin Özer:Kürtlere Santraç oyunu mu?-14.03.2013

Arap baharından sonra Ortadoğu Baharı gündeme geldi. Ortadoğu Baharı bölgenin en etkileyici devrim baharı szilir. Neden dersek; Ortadoğu’da fakir zengin, gelişmiş gelişmemiş ülkelerin arasında devlet kuramayan tek bir ülke varsa o da Kürdistan’dır. Ki, halden de perişandır.Avukatsız, sahipsiz bir ülke.

M.Ö. ve M.S. doğan ülkenin adı Kürdistan bırakılmış odur budur Kürdistan ülkesi ve insanları sabun köpüğü gibi bir kabarıyor bir sönüyor. Öylesine Kürdistan zindan gibi, cehennem ateşine çevrilmiş insanlarıyla birlikte kavrulup savruluyor. Bu utanmazsız vicdansız sömürülme tekerrürü hem içten ve dış mihrakları (İran, Irak, Suriye ve Türkiye) tarafından insanın müsaade etmediği bütün olasılıklar Kürtlerin başına taş yığdırıyor.

Geldik 21. asrın son dalgasına ve geldik 21. asrın son çağına ve çattık belaya! Rendelenmeyen arı Kürt beyni şekillenerek düşmanın yanında çağdan çağa, kuşaktan kuşağa yer almaya yeltendi, yeltenenler de en etkileyicileri oldu. Ülkesini seven ve hiçbir çıkar beklemeyen iyi örgütlenmiş bir siyasetçi örgüt her zaman kazanır. Her ülkenin siyasetçileri kendi ülkesinin birer kahramanı olur, Kürtler adına siyaset yapanlar ise her zamanki gibi kafasını çamura gömmeye laik görerek mahkûm olmayı kabul ettiler. Mele Mustafa Barzani dışında bütün Kürt liderlerine, siyasetçi aktörlerine teessüflerimi ‘’yakıştır-madan’’ bildiriyorum.

Kürtlerin verdiği ‘’BEDEL’’ milyonu aşmış durumunda, bu bedele rağmen biz Kürtlerde hiç ve hiç tecrübe sahibi olmadı. Etrafımızdaki ülke komşulardan bile örnek alıp utanmayı öğrenemedik. Kürtler siyasetin daniskası ve kıvrak dansözler haline gelmişler. Kuzey Kürdistan politikacıları başları sıkıştıklarında defalarca Güney Kürdistan’a girip çıkıyorlar, oranın yöresinden, havasından, bölge idareciliğinden hiç ders alamadıklarına dair bir türlü içime sızdırıp ısındıramıyorum.

Güney Kürdistan bin çeşit zorluklar içinde, devletleşmeye tırmanarak ciddiyetini korumaya çalışıyor. Batı Kürdistan Kürtleri 16 örgüt bir araya gelerek özgür Kürdistan mücadelesinde Kürdistan Ulusal Yüksek Konseyi adı altında çabaları sürüyor. Suriye’de nitel patlamada kaderi tayin eden ABD ve müttefikleri nasıl bir proje yaptıkları henüz dışa yansımadı. Suriye halkları üzerinde ince hesaplar hazırlanıyor. Ama kader hakkında ne olacakları kesin bir bilgi yok. Yani kısacası ‘’KADER’’ meçhul!

Türkler ile (Kürtlerle değil) PKK arasında sözde ‘’Barış’’diyalog sürecin en hızlı dönemi yaşıyor. Bu süreç senaryo ve provokasyonlarla dolu bir değirmen taşı dönüyor. Hayrola demiyorum, çünkü çok kirli duman etrafı sarmış ve Kürtler hak edemediği projeler üzerinde pazarlıklar yapılıyor. MHP ve CHP’nin genel konumu her zamanki gibi tavırları açık. AK Partisi Kürtlerin zayıf halkalarını yakalamış ikide bir ‘’Demokratik Açılımlarla’’ zaman geçiriyor. Yoksa AKP’nin derdi Kürt sorunu değil, asıl mesele Kürdistan’dan nasıl birkaç Milletvekili ve Belediye başkanları çıkartabilirim derdinde.

Recep Tayip Erdoğan’ın çizgisi belli;

Tek millet, tek toprak, tek din ve mezhep, tek ulus ve tek bayrak bir de daha ilave edilen Kuran-i Kerim’i de ilave ederek bunlar benim ilkelerimdir diyor. Kürtlere ve diğer etniklere ise fire vermediği açık.Kürtlere statü yok ve af da yok diyor. Statü ve genel af yoksa bu ne turşu, bu ne lahana, o zaman barış nasıl sağlanır? Kürtlerin siyasi aktörleri bu konuda neden suskun ve sessizdirler?

Pekiyi, Kürtlerin ilkeleri nedir ne değil;

Devletin yaptığı paradoksal noktasında bir diyalog sürecine girmek ve bağlı olduğu ilkeleri tekrarında nasıl gerçekleştirdiğidir. PKK–KCK, (KANDİL) BDP, İmralı ve Türk devletin diyalog süreci sadece sırat köprüsünden Kürtleri nasıl al aşağı düşürmektir. Yukarıda dedik ya Erdoğan Kürtlerin zayıf halkalarının ipucunu elinde yakalamış ve bırakmıyor. Kürtlere ‘’Eğitim hakkı yok, Öğretim hakkı’’ var diyor, Kürtler millet değil azınlıktır diyor, Kürtler de Türk vatandaşıdır diyor. Kürtlerin kendini yönetme İdari Bölgeyi reddediyor ve tanımıyorum diyen Erdoğan ve kurmayları bu sıkı, fıkı tezi üzerinde titizlikle duruyorlar ve asıl mesele Kürt politikasını nasıl eriteceğiz derdindeler. PKK–KCK, (KANDİL) BDP, İmralı ve Türk devletin diyalog süreci Kürtler adına çalışan diyalog süreci değil, sadece bir uyuşturucu opiyum hapı ile süreci oyalama ile başlatılmış sayılır.

İmralı teşkilatın süreci, devletin teşvik ettiği teşkilat sürecidir. Başını çektiği Hakan Fidan, Türk bürokrat ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı, A. Öcalan ile tıkır-fıkır diyalogu ile Kürtleri yenme ve diz çöktürme döneminin başlangıç takvimi olarak ele alıyor. Erdoğan’ın görevlendirdiği en yetkilidir.


BDP siyasi legal parti iradesi ile değil Kandil ve İmralı endeksinde iradesiz, sadece robot kalıplı işgüzarlardır, yeteneksizlerdir. Bunlar sadece çok konuşup boş laflarla gündemi dolduranlardır. Türk tarafı savaş bitsin kan akmasın, et ve tırnak, bin yıllık kardeş rivayeti devam etsin umudundalar. Yani Kürt hareketinin eritme politikasında 1923’ün ikinci Lozan’cı devlet yanlılarıdırlar.

Hayaller gerçekleşsin diyorum,

Kürtler değil, PKK-KCK ve Kandil ’lerin nihai amacı A. Öcalan’ı nasıl bir umutla İmralı’dan çıkartabiliriz çabasıdır. Kandil’den M. Karayılan ağzıyla verdiği bildiriye göre ‘’Biz Öcalan’a bağlıyız, o ne derse biz onu yerine getirmeye hazırız kamuoyuna sundu. Bira ara Murat Karayılan; ‘’Biz dağa pikniğe çıkmadık’’ mesajını sevmişti, belki bu sözün arkasında bir olumlu konsept çıkar diye düşünmüştüm. İnşallah öyle olur.

PKK tarafından kaçırılıp rehine alınan Türk kamu görevlileri, geri verilince karşılıksız iade etmeleri beni fazlasıyla üzdü.

Filistinliler, İsrail’in rehinelerini ve tutuklularını geri verdiklerinde, bir İsrail’e karşı 100 tutuklu Filistin elemanlarının şartını koşup öylesine karşılıklı bırakmalarla şahit olduk. PKK’nın 10 bin kadar tutukluları var, 8 bin kadar Kürt çocukları içerde, hapishane mekteplerinde Türkleştirilerek Türk ölümsüz komandoları yetiştiriliyor. BDP’li üç milletvekilleri var bunların üzerinde pazarlık yapmamaları Kürt kamuoyunu derinden düşündürdüklerini unutmasınlar. Üstelik ‘’ESİR’’ alınan Türk kamu görevlileri Gerilla’lara el vermeden alanı terk etmeleri akıllarda soru işareti bıraktı. Acaba Türk yargısından mı korktular?

İmralı teşkilatın emri ile PKK’nın, ikinci seferinde silahları bırakmadan Türkiye’nin sınır dışına çıkmasının yeri yine Kandil dağıdır. Değişen bir faktör veya gelişen bir perspektif, soyutlanacak bir somut, elde tutulmayacak kadar nitel patlamada zayıf politikaya işaret etmektedir. Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması ise sadece bir hayal ürünüdür. Bana soracak olursanız herkesten önce bendeniz A. Öcalan’ın özgür bırakılmasına yanayım. A. Öcalan sahneye birkaç kez çıkmasından sonra göreceksiniz ki etrafında bir kuş bile kalmaz, hepsi pır olur giderler. Ben Türk devletin yerinde olsam Öcalan’ı bir gün dahi hapiste bırakmam.

Burada önemli bir çözüm noktası vardır;

Bu çözüm noktası da sadece PKK-KCK ve BDP ile hiçbir zaman olmaz. Bütün Kürtlerin statüsünün pazarlanması Kürtlerin birliği ile ancak ve ancak çözüm noktasına gelir. Ki, başka alternatifin olmadığını görüyorum. Kürtlerin ortak birlikleri olunca Türk devleti sıkışır ve Türkiye’nin yeniden Anayasa değişimin niteliğinde yenilenme, değişme ve dönüşme sürecin Renaissance kendiliğinden tazeler.

Kırmızıçizgileri geçmek için Kürt ve Türkler eşit temel haklara sahip olmaları ve tartışmasız ortak platformlarda konuşlandırılmalıdır. Müzakerelerle toplumsal barışı sağlamak, terörist ve terörizm kavramlardan uzak durmak, Kürdistan dağlarına yapılan operasyonları koşulsuz bırakmak, Türk devletin her dört parçada Kürt düşmanlığından vazgeçmesi mutlaktır ve Kürt ve Kürdistan sorunu siyasi bir hukuk çerçevesinde çözebilecek bir yeni stratejinin koşullarını yakalamalı ve yerinde-vaktinde kavramalıdır.

Türk devleti şunu iyi bilmeli;

Kürtler iyimser olduğu kadar, Kürdistan toprakları üzerinde bir olgu yargısı vardır. Bu olgu Kürtlerin, bir ULUS olduğu çağını yakalamış ve ulus-devlet statüsünde uluslar arası arenada yer almış ve tartışılıyor ve hatta kararlar alınıyor. Doğuştan beri Kürtler gerek politik ve gerekse askersel açıdan olsun sürekli dostluk ve diyalogdan yana, duruşunun savunmasında kalmıştır. İnsan öldürme, insanlık dışı kavramlar Kürtlerin hayalinde olmayan kavramlardır. Anti demokrasiyi bir ÜNİTER sistemle insanların ırkını yok sama ve inkâr etme olasılığın farklılığını silahla çözülemediğini anladık. Ne yazık ki savaşı başlatan ve yaratan sadece sömürge ve ilhakçı devletler ön plandalar, vicdanen sizler için üzücü bir tablo sayılmaz mı? Çünkü Kürtlerin gözü hiçbir zaman başkasının malında, mülkünde olmadı, olmadığı gibi hep barıştan yana oldu.

Bu santraç oyun sürecini ‘’KİM’’ ve nasıl başlattılarsa öyle de bitirsinler. Umut ederim barış diyalogu, umut dolu her iki tarafa bir şeyler kazandırabilsin, umuduyla…

Benim evim, ocağım, malım, mülküm, sosyal yaşam birliğim, ruhum ve toprak bütünlüğüm ülkem Kürdistan ve dalgalanan Kürdistan Bayrağıdır. Lütfen bizi rahat bırakın! Her ırk gibi ben de Ocağımda-Ocağımız-da kalmayı istiyorum-istiyoruz. Yoksa çok mu istedim, istedik?

Sevgi Ve Saygılarımla

Kutbettin Özer

KutbettinO@t-online.de

Gazeteci ve Yazar
















Copyright © KURDISTANA BAKUR-BIJI KURDISTAN Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2013-03-16 (609 Okuma)

[ Geri Dön ]



Bu Site Ali Usta tarafından yapılmıştır.


>Powered by Nuke-Evolution