Anasayfa > Günün Haberleri > Sitene ekle > Arşiv > İletişim > Künye > Reklâm
__________________________________________________________________________________________
Güncel -
Spor - Siyaset - Ekonomi - Medya - Polemik - Dünya - Teknoloji - Sağlık –Kültür Sanat- Eğitim – Röportaj – Reklâmlar

   Üyemiz Değilseniz! Tıklayın     KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Hüseyin Şahin:Körle yatan şaşı kalkarmış   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (19) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN   Ezidi anne:Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu   Selahedîn Çelik:Dengdayîna gelî, PKK û Başûr   İbrahim Güçlü:Şêx Seîd Efendî Serokekî Kurdistanê û bawermend e…   KURDISTANA-BAKUR, NÛÇA NÛ (10) BÎJI KURDISTAN
Onur Yazarımız

Konuk Yazarlar

Ana Menü
 
Ana SayfaAna Sayfa
    Ana Sayfa

    Konu Başlıkları
    Haber Gönder
    Haberler
Diğer Başlıklar
    Evo UserBlock
    Yazarlar
    Site Haritası
    Haber Arşivi
    Yönetici Notu
    Reviews
    Tavsiye Et
    NukeSentinel
    İletişim Formu
    Sorularınız
Üyeler
    Üye Bilgileri
    Üye Hesabınız
    Üye Listesi
    Üye Grupları
    Özel Mesaj
Birlikte
    Forumlar
    Destekleyenler
    Anket
    Arama
Sayfa İstatistikleri
    Top 10
    İstatistikler
Linkler
    Yararlı Programlar
    Web Siteleri

Arama
 



Bağış - Reklam
Sitemizin yaşaması ve daha iyi bir içerikle yayın hayatına devam etmesi için reklam ve bağışlarınıza ihtiyacımız var. Lütfen Buraya Tıklayarak bizimle ilişkiye geçin... Şimdiden teşekkür ederiz....

Top 10 Links
 

Günün Haberi
 
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.







Dr.Ismet Turanli:Yaşar Kemal ölmez ki !!!-04.03.2015

Bazı insanlar vardır ki hiç ölmezler. Çünkü insanların kalbinde, düşüncesinde varlıklarını sürdüren eserlerinden esinlenmeler kalmıştır. Bir Beethovenin eserleri bir çok müzük severin kulağında yaşamaktadır. İstanbulu görenlerin zihinlerinde Mimar Sinan yaşamaktadır.


Nasıl ki Yunus Emrenin mısraları halkın arasında manılermiş gibi söylenir durur. İşte Yaşar Kemalde öylesine bütün dünyada İnce Mehmedi ile hafızalara yerleşmiştirki onu ölümsüzleştirende onun düşünce ve duygularının iletisini muhafaza etmeleridir.

Cenazesinin ardından uçakla Kölne dönerken 10000 metrelik bir irtiaya varınca uçak aklıma Yaşar kemalin insanlara , çiçeklere, kelebeklere bakışını hatırladım. Demekki o normal bir insan gibi insanların ruhiyetını algılamıyor, deşifre etmiyor o irtiadan algılarını bize iletmek kabiliyetine haiz di. Bir gözünü bir kaza neticesi küçükken kaybetmişti. Ona rağmen, babasını o daha 4 yaşında iken katledilirken gözlemlemişti. Daha sonra çektiği acılar, yaşamındaki güçlükler onun kafasındaki güzel düşünceleri darb edememişti. Konuşmlarında , öğütlerinde GÜZEL kelimesi baş mahlastı. Hani derlerki bir çok terörist için: Onlar cemiyetten dışlandıkları için böylesine canileşiyorlar. Son Paristeki katliamada böyle bir gerekçe gösterilmişti. Eğer dış etkenleri hep o mecraya sokuyorsa Yaşar Kemal’inde terörist olması lazım gelirdi. Aksine o çektiği yoksulluğun, acıların neticesinde HUMANİST, komunist oldmuştu. Eğer o yoksullukları çekmesydi onlara empati kurabilir mi idi. Hiç ağzından düşürmezdi fakiri, fukarayı , öksüzleri, yetimleri düşündüğünü ,Diğer taraftanda dünyada ki güzelliklerden bahsetmeyi. En mühim öneriside UMUDUNUZU kaybetmeyin derdi. O umudunu, demokrasi düşüncesini hiç unutmadı. O sözleri ve yazıları ile , öğütleri ile insanlara direnci öğretti. Onun hakkında anılarını yazanlarda hep ayni sözler var. Bir nevi yaşam eliksiri, bir umut injektörü aşılaması yapar gibi.




Londraya ilk vardığımda dostlara, akrabalara birer bayram tebriki kartı göndermiştim. Bayram sabahı heyecanla beklediğim cevabları alamyınca bayram tebrikleri yazmağa küstüm. Vaktaki bir bayram sabahı saat sekizde Yaşar abinin tebrik telefonunu alınca kendime geldim. Zaten anneminde nasihatı idi ‘’ Ne kimseye küs, nede sıkı fıkı ol.’’ İşte o gün eşim dediki’’ Senden büyük, hiçte dindar olmayan abin seni aradığona göre sende dostlarını bayramda, seyranda aramağı, tebrik etmeği ihmal etme. O davranışı benim için bir yaşam öğüdü idi.



İsviçrede bir dağ köyünde tesadüfen buluşunca ormanda yürüyüşe çıkmıştık. Eşi Ayşe abla ve benim eşimde bize refakat ediyorlardı. Çiçekler topladık. ‘’Şu kelebklere hayranım ‘’ diyince .’’Bende onlar hakkında çok yazdım’’ dedi. Geçen sene her İstanbula geldiğimde bir kaç kere buluştuk. Bir seferinde kendi eliyle hazırladığı Adana kebabını ikram etti. Bu bir zerafet örneği idi. Elli senelik evlilik gününü kutlamak için Büyük kulüpte beraberdik. Hasta olmasına rağmen eşini alıp gelmişti. Bu ne vefa örneği idi bence. Bu gibi anılarımı yazarken görüyorum ki yazarların çoğununda öylesine insani ilşkilerdeki titizliği mıh gibi çakılmış beyinlere. Bu meyanda en güzel anılarını Mehmet Altan yazmış. Nede olsa babasından tevarüs ettiği yazarlığı var.



Bir kritik yapmaktanda kendimi alamayacağım. Anti-Aging prensiplerinden biride 60 yaşını geçenlere akciğeri enfeksiyonlardan korumak için on senedebir Pnömovax aşısı yapılmasıdır. Bunu ona duyurmadığımdan dolayı kendimi suçlu arz ediyorum. Türkiyede bunu bilmeyenler affedilirde, bilipte ihmal edenlere üzülüyorum



Tekerlekli sandalye ile camiye girerken bir çok tanıdık gazeteciye ve politikacıya rastladım. Selahattin Demirteşa bir arzumu ilettim. Yaşar abinin siyasi düşüncelerini en iyi bilen eşi Ayşe Ablayı İstanbuldan birinci sıradan aday göstermesi. Kürt isyanlarını osmanlıda 1808 de başlatan Ayşe hanımın ecdadı BABAN ailesidir. Ayrıca o USA da yetişmiş bir akamedisyendir ve Bilgi universitesinde hocalık yapmaktadır. Partinize ve meclise bir kalite katma kabiliyetinde entellektüel bir kadındır. Şayet kendiside isterse. Çünkü Yaşar Kemalin fikirlerini, düşüncelerini aktarma imkanı en çok onda vardır. Bu temennimi Ayşe hanıma söylerken o sadece gülümsedi.



Alman nobelli yazar Günther Grass gibi, Fransız siyasetcisi Mitterrand gibi dünyanın dört köşeesinde en üst seviyedeki şahsiyetler onun dostluğunu aramışlardır. Aldığı ödüllerin haddi hesabı yoktur. Onun eserlerini, ödüllerini teşhir edecek bir müze açılmasınıda Ayşe hanıma teklif etmiştim. Livanelli baş dostu idi. Onunla ‘’Yaşar Kemal’i sevenler derneği kuralım teklifini yapmıştım.’’O hergün , her sabah Yaşar abiyi ararmış. Bir gün dedim ki: Ben Livanelliyi kıskanıyorum. ‘’ Ne yaparsın, onu parası çok ‘’ dedi. Orhan Pamuk hakkındaki fikrini sorduğumda ‘’ Çok çalışkan dedi’’ Fazla bir değerlendirmeden kaçındı zannediyorum. Geçen senelerde yayınladığım biyografim hakkındada ‘’ Kitabın ismini çok beğendim ‘’ dedi . Kitabımın adı ‘’ Serindi benim mavilerim.’’



Onu hakkında yazmağa başlayınca nokta koymağı insan eksiklik sanıyor. Onun gibi bir ÇINAR olmak için yazarken ne yapmalı diye naif bir sual sorduğumda ‘’Onu bende bilmiyorum’’ deyip kesipatmıştı.



Allah rahmet eylesin. O zaten ölmediki milyonların yüreğinde taht kurmuştu.



Dr.İsmet Turanlı. Köln.02.03.15.

dr_ismetturanli@mynet.com



8 Mart Dünya Kadınları Hak Arama Ve Mücadele Günü Nedeniyle Özgecan’ın Başına Gelenleri İyi Anlamak Ve Toplumun Eğitimi



Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,

Çukurova üniversitesi öğretim üyesi,

iortas@cu.edu.tr , https://www.facebook.com/iortas , Tweeter; İbrahim ORTAŞ ‏@iortas



Özgecan Aslan öldürüldükten sonra 15 Şubat 2014 tarihinde aşağıdaki makaleyi yazmıştım. Bir anda toplumda haklı olarak gelişen tepkiler ve yetkililerin önlem alınmaktadır konusundaki açıklamaları ve bunların etkilerini/yansımalarını görmek için makaleyi yayınlamamıştım. Ancak arada geçen üç hafta içinde yetkililerimizin yaptıkları açıklamalardan sonra Özgecan'ın başına gelenin daha fazlasının genç kızlarımızın ve kadınlarımızın başına geldiğini basında öğreniyoruz. Anladık ki konu ciddi ve temel bir anlayış değişimi olmadan sorun çözülemiyor.

Bu arada 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün bir hak arama günü değil de bir anma günü olarak görülmesi ise kadının 19. yüzyıldan bu yana verilen hak arayışının da tam olarak anlaşılmadığı görülüyor. Verilen ilanlar ve yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki konu salt kadınlar gününün anılması ile bir görevin yapıldığı sanılıyor. Sorunun ciddi bir eğitim, sosyo-ekonomik, insan hakları sorunu, kadını anlama ve anlayış gösterme olduğu halen anlaşılmamış gibi görülüyor. 2015 yılı içinde nerdeyse günde birkaç kadının öldürülmesi (resmi veriler ile 63 günde 55 kadın öldürüldü) normal değil. Her gün kadın cinayetlerinin artığı bir ülkede sorunun doğru tanımlanması artık kınamak, gün anmak ile çözülemeyeceği yaşanan derslerden anlaşıldı. Bütün yaşanan gelişmelerden sonra anladığım kadınların yaşadıkları ve talepleri sanki tam anlaşılmıyor veya kültürel kotlarımız konuyu farklı yorumluyor. Zaman geçirmeden derin bir akademik araştırmanın yapılması ve toplumun bir bütün olarak eğitilmesi artık kaçınılmaz.

8 Mart Dünya Kadınlar Mücadele ve Hak Arama gününün toplumunun her düzeyinde anlaşılması en büyük dileğimizdir. Kadına bir birey olarak alacaklara kararlarına saygı duymayı başta erkekler olarak bir yaşam anlayışı olarak kabul etmemiz ve yaşamamız gerekir. Özel 8 Mart günü nedeniyle Özgecan’ın anısına daha önce yazdığım aşağıdaki makaleyi yararlı olması nedeniyle bilginize sunuyorum.



Özgecan Cinayeti Doğru Analiz Edilmez Ve Gerekil Eğitim Ve Yasal Düzenlemeler Yapılmazsa Korkarım Daha Çok Özgecanlarımız Cinayetlere Kurban Verilir



Tarsus'ta hunharca öldürülen Özgecan Aslan ile toplum bu cinayeti işleyenlere karşı öfke patlaması yaşadı. Toplumun tepki vermesi önemli; ancak bundan sonra atılması gereken adımların da takip edilmesi gerekir. Bu cinayet yalnız Özgecan kızımıza değil, tüm kadınlar ve genç kızlarımıza karşı işlenmiştir. Özgecan, cinsiyetinden dolayı bir cinsel obje olarak görüldüğü için ona önce tecavüz edilmek istendi sonra da öldürüldü. Ülkemizde nice Özgecanlarımız bu şekilde aile içi ve dışı şiddete maruz kaldı. Yetkililerimiz bu cinayetlerin toplumsal boyutunu analiz ediyorlar mı bilmiyorum. Yaşanan bu olaydan dolayı verilen siyasi mesajlar da önemli, umarım erkekler de gelecek oy kaygısına kapılmadan bu vahşiliğin peşini bırakmazlar.

Özgecan ’a yapılan bu vahşetin neden ve sonuçlarının iyi analiz edilmesi gerekir.

Hemen her gün birkaç kadınımız cinsellik cinayetlerine kurban edilmektedirler.

Neden dolmuşçuluk yapan bu insanlar (baba-oğul ve arkadaş) bu cinayete iştirak etti?

Nasıl bir eğitim ortamından geliyor bu insanlar?

Aile yapıları, sosyal ve ekonomik durumları, etkilendikleri sosyal çevrelerin tümü uzmanlarca enine boyuna incelenmeli ve ona göre de ülkemizdeki bu sorunlar ile baş edilmesi gündeme getirilmelidir.

Son yıllarda psikologların uyarıları ve bu konudaki araştırma varilleri toplumun, hızla ruh sağlığının bozulduğunu ve milyonlarca insanımızın anti depresyon ilaçları kullandığını belirtiyor. Sokakta insanların birbirlerine tahammülünün kalmadığı, iletişim sorunun had safhada yaşandığı, insanların birbirlerini dinlemedikleri bir süreçten geçiyoruz. Hızla ayrışma ve kolayca saflaşarak, karşıtlık konumuna geçildiği görülüyor. Bütün bu olumsuzluklar toplumu sosyal patlama noktasına getirmiştir.



Sorunun Altına İnsan Faktörü Var ve Toplumun Suçu Gözardı Edilemez

Tabii bu olup bitenler kendiliğinde olmaz ve işin doğasına da aykırıdır. Mutlaka bir dayanağı vardır. Eğitimsizlik, uygulanan sosyal, siyasal ve ekonomik politikalar, cinsel açlık, doyurulmamış benler vs.

Özgecanın ailesinin maddi durumunun yeterli olmaması nedeniyle telefonu tamir ettirememesi, zanlının aile içi şiddette maruz kalması ve aynı şekilde çevresine şiddet uygulaması, denetimsizlik ve kuralsızlık gibi faktörler üst üste konduğunda tam bir Türkiye gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu durumun açıktan bir toplumsal sorun olduğu görülüyor.

Bir Ceza Avukatının Anıları kitabının ve tiyatro oyununun yazarı Avukat Faruk Erem "Suçluyu kazıyınız altından insan çıkar" demişti.

Suçlu kadar toplumun da bunda payı olduğunu belirtmişti. Şimdi bütün yaşananlardan çıkardığım ders, toplumun kadına bakış açısının halen ciddi sorun olduğudur. Anlayışımız da bu konuda sorunludur. Kadının bir birey olarak kendine özgü bir değer olduğu, kendi bedeninin kendisine ait olduğunu halen kabul etmeyen bir anlayışa sahibiz. Erkeğin kadını kendi malı gibi görmesi, kadınların eksik, güvenilmez görülmesi ve her olayı cinsellik ekseninde görmemiz halen toplum katında değer görüyor. Kadının bir insan ve özgür birey olarak değil, cinsiyet üzerinden değerlendirilmesi toplumsal suç ortaklığımızı gösteriyor. Asıl toplumun iliklerine kadar işlenen bu anlayış suçlu ve Özgecan’ın katillerine de bu suçu işletiyor.



Kadına Şiddet Konusu Akademik Düzeyde Analiz Edilmesi Kaçınılmaz

Bu olay geniş boyutlu analiz edilip araştırmaz ve sonuçlar ülkemiz eğitim ve yasal zeminine yansıtılmasa daha nice Özgecan’ımız bu şekilde cinselliğe veya benzeri şiddete kurban edilir.

Ayrıca böyle dönemlerde hemen akla şiddete şiddetle karşılık vermek ve idam edelim keslim gibi duygusal tepkiler normal; ancak önemli olan suçu önlemek, suçluyu caydırmak ve ıslah etmek olmalıdır. Sosyal devletin bu bağlamdaki görevi suçlular kadar ortamında suçun işlenmesindeki etkisini kabullenmek ve ona göre politikalar oluşturmaktadır. Bu bağlamda Özgecan’ın anne ve babasının basına yaptığı açıklamaları daha sağduyulu ve bilgece. Baba Mehmet Arsal’ın feryadı hepimiz için ciddi dersler içeriyor. "Sevmekten başka bir çıkar yolumuz yok" diyor baba. Bu acı gerçekten büyük, ancak bundan ders çıkarmasak korkarım yarın daha büyük acılar yaşarız.

Artık kınamak ve kızmak ile sorunu çözemeyeceğimizi anlamış olmamız gerekir. Türkiye’deki kadın cinayetleri sorunu artık bir travma olarak toplumun korkulu rüyası haline gelmiştir. Akıl ve bilgi ile olanı biteni iyi anlayıp, analiz edip ve eğitimimizde ve toplumsal algımızdaki eksiklerimizi gidermemiz gerekir. Arkadaşını, eşini, kızını öldüren bir toplum sağlıklı bir toplum olarak algılanmaz. Ve böyle bir toplumda kadında erkekte mutlu ve üretken olmaz.



Özgecan Ölümü Şiddete Karşı Bir Bayrak Yükselti. Umarım Bu Mücadele Daim Olur.

Bu vesileyle Özgecan Türkiye'de kadına uygulanan şiddetti tartıştırdı. Ancak işin özü cinsellik denilen tabuda düğümleniyor. Bu konu artık tartışılmalı. Bu konuda gerçekleri gizleyerek veya üstünü örterek bu tür cinsellik cinayetlerini önleyemeyiz. Canlılığın sürülebilmesinde beslenmeden sonraki en önemli gereksinimi olan cinsellik maalesef hep tabulaştırılmakta ve gizlenmektedir. Cinsellik gizlendikçe, gizli ilişkiler ve bastırılan cinsel açlık duygularının karşılanmaması doğal olarak beraberinde saldırganlıklar, suç ve cinayetleri doğuruyor. İletişim teknolojileri çağında insanın eğitilmesi devlet ve toplum için daha kolaydır. Türkiye’nin bu konuda yeterli psikolog ve aile uzmanı var. Devletin bu konularda kolaylaştırıcı rol oynaması artık kaçınılmaz. Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu bu konuda bir seferberlik başlattıklarını belirtti. Sosyal devletin görevi bu durumda sorunu görüp ona uygun çözüm üretmektir. Bu konuda ciddi bilimsel esaslara dayalı ve başta öğrencilerin anlayacakları ölçüde amaca uygun olarak konunun işlenmesi gerekir. Sanatçıların, bilim insanlarının ve toplumun demokratik örgütlerinin bu tür konularda eğitici programlar yapması önemli.



Sorun Yasal Düzenlemeden Çok Zihnilerde Çözülmeli

Ancak hepsinden önce bizim kendi kadına bakışımız konusunda toplumsal kültürümüze ve eğitim sistemimize bakmamız gerekir.

Evde, sokakta ve okulda kadına nasıl değer veriyoruz. Kadına bakış açımız ve zihinsel dünyamız değişmedikçe bu sorun bitmeyecek. Zihinsel değişimde çok eken dönemde önce ailede ve okulda her insanın değerli ve eşit yurttaş olduğu, kadın-erkek ayrımının yapılmaması ile başlanması gerekir.

Eğitimimize ve insana nasıl baktığımızı yeniden gözden geçirelim derim.





15 Şubat 2015, Adana

Not: Sayın hocam, birçoğunuzun E-Posta adresi bir şekilde makinemdeki adres defterime yerleşmiştir. Amacım kimsenin zamanını almak ve rahatsız etmek değildir. Hepimizin ortak sorununu bir şekilde dile getirmektir. E-posta bu bakımdan düşüncelerimizi kolay paylaşabildiğimiz bir ortam. Ancak peşinen eğer istenmeden e-posta aldıysanız özür dilerim. Eğer geri bildirimde bulunursanız listeden adresinizi hemen çıkarırım.



iortas@cu.edu.tr












Copyright © http://www.kurdistana-bakur.com Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2015-03-05 (490 Okuma)

[ Geri Dön ]






>Powered by Nuke-Evolution